iKTiDARA YÜRÜRSENiZ AYAKKABINIZ ESKiMEZ
ÖNCÜLER iSÇi PARTiSi’NE!

 

Isçi Partisi'ne Yönelik Iftiralarin Kaynagi:
Psikolojik Savas

Teori, Mart 1995, sayi: 63

Psikolojik savas, Aydinlikçi hareketi denebilir ki, ortaya çiktigi andan itibaren , otuz yila yakin bir süre boyunca hedef tahtasinda tuttu. Aydinlikçilar tarafindan kurulan proleter devrimci partiler, CIA ve MIT kaynakli yalan, iftira ve tecrit kampanyalarini gögüslemek zorunda birakildi. Son dönemde saldiri artik Isçi Partisi üzerinde yogunlastiriliyor. Üç aydir ise, Isçi Partisi'ne yönelik psikolojik savas adeta "göstere göstere" türünden. Bu nedenle de psikolojik savasi, kaynaklarini, amacini, yöntemlerini anlatabilmek bakimindan son derece verimli bir örnek olusturuyor.

"Müdahale " Çagrisinin Baslattigi Kampanya
Isçi Partisi'ne yönelik en son psikolojik savas kampanyasi söyle gelisti: Kasim 1994 içinde PKK lideri Abdullah Öcalan, basta ABD Baskani Clinton olmak üzeri Batili devlet yöneticilerine ve NATO gibi emperyalist uluslararasi kuruluslara bir mektup gönderdi. Öcalan, mektubunda emperyalistlerden Kürt sorununa "acil müdahale" istiyordu. Böyle bir müdahaleyi sonuna kadar "destekleyecegini" özellikle belirtmisti. Bu feci girisim Türkiye'nin ne sagindan, ne solundan hiçbir tepki görmedi. Kendilerine "sosyalist" adini takmis bazi çevreler ise , "müdahale" davetiyesini "devrimci diplomasinin" örnegi olarak selamladilar.
Öcalan'in mektubuna ve temelindeki zihniyete sadece Isçi Partisi karsi çikti. Bu girisimin devrimcilikle ve Kürt halkinin çikarlariyla en küçük bir ilgisinin bulunmadigini, bir teslimiyet yönelisi oldugunu sergiledi. Aydinlik dergisi, Öcalan'in girisimini tahlil ve teshir etti.
Özgür Ülke gazetesinin 5 Aralik tarihli sayisinda Abdullah Öcalan yeni "politik açilimini" savunmaya çalisti. Savunamayinca iftiraya sarildi, Isçi partisi ve Dogu Perinçek'in "Türkes'ten daha tehlikeli bir yaklasim içinde bulundugunu" söyledi. Öcalan'in sözleri, yeni psikolojik savas saldirisinin isaretini de vermis oluyordu.
Iftira ve karalama hemen basladi. Özgür Ilke gazetesinin köselerinden yerli yersiz , "Aydinlikçilar ihbarci, Aydinlikçilar ajan" suçlamalari sökün etti. Öyle ki adamlar, diyelim çevre kirliligi konusunda bir seyler yazmaya çalisiyor olsalar bile lafi döndürüp dolastirip Aydinlik'a ve Isçi Partisi'ne getirdiler.
Küçük bir provokasyon grubu, durup dururken, bildiri dagitmak diye bir adeti de yokken, ITÜ'de ( Istanbul Teknik Üniversitesi) Aydinlikçilara küfreden bir bildiri dagitti. Proleter devrimci gençler kiskirticilari uyardilar. Ancak bosuna! Plan baska yerlerde yapilmisti. Provokasyon fiili saldiriya götürüldü. Isçi Partili gençler saldirganlara her seferinde gereken dersi verdiler. Bu kez kiskirtma devrimci gençleri okula sokmama noktasina götürülmek istendi, Istanbul Üniversitesi'nde "Bilim ve Ütopya "dergisi satan Isçi Partili gençlere bile demir çubuklarla saldirdilar. Bu arada nesriyat da sürdürülüyordu.
Basi gene Özgür Ülke gazetesi çekti. 22 Ocak günü Isçi Partisi Istanbul Il Örgütü'nde, simdi yazmakta oldugum psikolojik savas konusunda bir konferans verdim. Isçi Partisi ve Aydinlik'in maruz birakildigi yalan ve iftira kampanyasini örnekleriyle sergiledim; bu saldirilarin arkasinda CIA ve MIT 'in bulundugunu kanitladim. 25 Ocak tarihli Özgür Ülke konferansin haberini verdi. Baslik söyleydi: "Hasan Yalçin MIT'le iliskilerini dogruladi".

Ajanlarca Körüklenen Yalan Rüzgari
Psikolojik savas da iste buydu zaten. Gazeteye açiklama gönderdim, yayimlamadi tabii. Noter kanaliyla tekzip gönderdim kullanmadi. Yalan ve Iftirayi mücadele araci olarak seçenler, dogal olarak ahlâk ve gazetecilik ilkelerini ayaklar altina alacaklardi. Öyle yaptilar, Provokasyon küçük grup dergilerinde yogun biçimde sürdürüldü. Hem suçlu hem de güçlü konumuna oturmaya çalisanlar artik endazeyi kaçirmislardi. Demediklerini birakmiyorlardi. Aydinlikçilarin "ihbarciligindan", bir zamanlar "devrimcileri öldürdüklerine " kadar uzanan bir yalan rüzgari estiriyorlardi. Bir zamanlar ajanlik da yaptigini kendi agziyla itiraf eden bir dönegin uydurmalariyla renklendirilen bir psikolojik savas kampanyasi devrimci partinin ayagina dolanmak isteniyor; fiili saldirilarda ise Türk polisinin müsamahasindan sonuna kadar yararlaniliyordu. Solculuk iddiasini Kürt Milliyetçiliginin kuyruguna baglamis olan bir küçük provokasyon grubu kampanyanin aleti olarak kullaniliyordu.

Psikolojik Savasin Devrimci Mücadeledeki Önemi
Bizim bu yazida psikolojik savasi ele alisimizin nedenlerinden biri kuskusuz Isçi Partisi'ne yönelik tertipleri somut olarak analiz etmektir. Gerçegi bütün yönleriyle sergilemek psikolojik savasa karsi mücadelenin en iyi yolludur.
Ancak, belki daha önemlisi, sosyalistleri psikolojik savas konusunda bilgiyle donatmaktir. Proleter devrimci öncü, mücadele boyunca üstelik sürekli olarak psikolojik savasla karsi karsiya kalacaktir. Kaçinilmazdir bu. Psikolojik savas yöntemleri zaten ister milletler, ister siniflar söz konusu olsun ezilenlere karsi gelistirilmistir. Psikolojik savasin bilgisine sahip olmayan, bu bilgiye dayanarak taktikler gelistirmeyen parti, o savasi gögüsleyemez, püskürtemez, basari kazanamaz. Türkiye'nin genç sosyalistleri, hatta deneyim kazanmis olanlarin çogu, konunun öneminden habersizdirler. Dolayisiyla donanimsizdirlar. Donanimsizlik, bir çok insani psikolojik harbin agina sürükleyebiliyor. Alet haline getirebiliyor. Isçi Partisine yöneltilen su son kampanyada böyle bilinçsizce sürüklenenlerin önemli roller aldigini rahatlikla saptayabiliyoruz.
Öte yandan psikolojik savas siradan insanin bilgisiz ve bilinçsiz olusu temeli üzerinde is görür. Yiginlari bilinçsiz birakmayi amaçladigi gibi, bu bilgisiz yiginlari devrim karsitligina sürüklemek ister. Demek ki, psikolojik savas konusunda kitlelerin bilinçlendirilmesi de ayrica önemli bir devrimci görevdir.
Psikolojik savasi incelemek, ayni zamanda devlet konusunda kavrayisi derinlestirmek anlamina gelir. Bizde sosyalistler, genellikle Lenin'in Devlet ve Ihtilal kitabini okur okumaz bu konudaki bütün bilgiyi edindikleri sanisina kapilirlar. Oysa Lenin de belirtir ki, devlet döne döne incelenmeksizin anlasilabilecek bir konu degildir. Devrim devlete karsi yapilacaktir, dolayisiyla bütün mekanizma ve yöntemleriyle ögrenilmesi zorunludur. Psikolojik savas ise modern devletin en önemli faaliyetidir.

Türk Gladiosu Nerede ?
Aralik 1990'da ÖHD (Özel Harp Dairesi) gazetecilere bir brifing verdi. Italya'da ünlü Gladio'nun açiga çikarilmasi üzerine kamuoyunun dikkati ÖHD üzerinde yogunlasmisti. ÖHD gerçi o güne kadar "Kontrgerilla" diye biliniyor, iskenceli sorgular ve 1 Mayis 1977 Taksim katliami dahil birçok komplo ve provokasyonun sorumlusu olduguna inaniliyordu. Gladio ise konuya yepyeni bir isik düsürmüstü. Bütün NATO ülkelerinde Gladio benzeri CIA'ya bagli, resmi komplo örgütleri bulundugu ortaya çikmisti. Devletlerin merkezlerine yerlestirilmis olan bu gizli terör örgütleri hiçbir yasa tanimaksizin, üstelik hükümetlerin bile kontrol edemedigi bir faaliyet yürütmüslerdi. Bu örgütün bütün NATO ülkelerinde, Türkiye'de de, mutlaka bulunmasi gerektigi açikti. Kontrgerilla tartismalari birden yogunlasmisti.Gözler ÖHD'nin üzerindeydi. ÖHD için "Türk Gladiosu" degerlendirilmesi yapildi.
O zaman çikartmakta oldugumuz 2000''e Dogru dergisi konuya iliskin son derece aydinlatici bir yayin kampanyasi yürüttü. Resmi makamlar yalanlama yoluna gittiler. "Her yerde olsa bile bizde bu türden bir örgüt yok" tutumuna girdiler. Bu yalanlama kampanyasini desteklemek üzere Genelkurmay Baskanliginda düzenlenen brifinge yüz kadar gazeteci davet edilmisti. 2000'e Dogru adina toplantiyi izledim. Simdiki MGK (Milli Güvenlik Kurulu) Genel sekreteri Orgeneral Dogan Beyazit o zaman Korgeneral rütbesiyle Genelkurmay Harekat Dairesi Baskani'ydi. ÖHD'nin basinda ise Tuggeneral Kemal Yilmaz bulunuyordu. Iki komutan o gün gazetecilere ÖHD'yi ve özel harbi anlattilar. Daha sonra da ÖHD'nin Ankara Eskisehir yolu üzerindeki merkezine gidildi, ÖHD elemanlari bir gösteri sundular

Üstü Çizili Savas Yöntemi
Genelkurmay'daki brifing sirasinda Kemal Yilmaz ÖHD'yi anlatirken kara tahtaya isikla bir sema yansitildi. Sema özel harbin üç faaliyet alanini gösteriyordu. Özel harbin üç biçimi sunlardi: Psikolojik harp, istikrar harekati ve gayri nizami harp. Ilk iki harp sekli üzerine kirmizi birer çarpi isareti konmustu. ÖHD baskani Tuggeneral Kemal Yilmaz "Dairelerinin bu iki alanda faaliyet göstermedigini "söyledi. Kirmizi çarpilarin anlami buydu.
Konumuz açisindan söylersek Özel Harp Dairesi'nin psikolojik harp yapmadigi ifade edilmis oluyordu. Gazeteciler açiklamayi yetersiz bularak sorular yönelttiler ama, yanit degismedi.
Psikolojik savas esas olarak kitleleri hedef alan, hele Türkiye'de dogrudan kendi halkimiza yönelen ve kriz dönemlerinde de rejime yönelik komplolari içeren bir savas biçimi oldugu için yetkililerin bu konuda konusmak istememeleri dogaldi. Gizlilik, örtülü kalmak psikolojik savasin dogasinda önemli bir yer tutar. Ancak üstü çizilmis de olsa o semadan çok önemli bir bilgiyi ögrenmis olduk: Psikolojik savas, özel harbin en önemli kollarindan birini olusturur. Hatta diyebiliriz ki, en önemli faaliyet biçimidir.
Kontrgerilla harbi diye de adlandirilan özel harple ilgimizi kesip, dogrudan psikolojik savasa geçebilmek için belki kisa bir tanimlamaya gerek var. Kennedy'nin Baskanligi döneminde Savunma Bakanligi da yapan General Mc Namara söyle diyor: "Partizan harpleri bizim harp anlayisimizda belirli degismeler yapilmasini gerektirdi. Partizan savaslarim devam ettigi bölgelerde büyük miktarda askeri birlik ve büyük çapta silahlar yerine, gerilla ve anti-gerillla savas taktik ve biçimlerini iyice ögrenmis ve özel silahlarla donatilmis küçük birlikler kullanmak gerekecek." 1
Amerika, özellikle Kore'deki yenilgisinden sonra kontrgerilla teori ve örgütlenmesine büyük önem verdi. Yeni bir savas biçimi gelistirdi. Milli ve devrimci hareketlere karsi girisilen bastirma kampanyalarinda derinlestirilen yeni savas doktrini ve bu doktrinin pratigi "Özel harp" adini aldi. Doktrine göre dünyanin neresinde olursa olsun Amerikan çikarlarina zarar verecek hareketler "dolayli saldiri" olarak degerlendiriliyordu. Özel harp "dolayli saldiriyi" bastiracakti. Amerika kendine bagli ülkelerde, ayni zamanda NATO ülkelerinde iste Italyan Gladio'suna benzer örgütler kurup, onlari destekledi.
Türkiye de "Gayri nizami harp" adi da verilen özel harbin STK (Seferberlik Tetkik Kurulu) adi altinda örgütlendigi biliniyordu. 1965'te STK, Amerikan Yardim Heyeti'nin (JUSMATT) Ankara'daki binasina tasinda, bundan sonra artik ÖHD adiyla faaliyet gösterecekti. STK basindan itibaren Amerika tarafindan örgütlenip, mali bakimdan da Amerika'ya dayandi. Denilebilir ki ÖHD Amerikanin avuçlari içinde dogdu büyüdü.

Çelik Çekirdegin En Önemli Örgütü
Dahasi ÖHD, zaman içinde "devletin çelik çekirdeginin en önemli parçasi haline geldi". Ordu içinde yükselen, MGK' de önemli görevlere getirilen, MIT yönetiminde bulunan veya orada etkili olan bütün komutanlarin su veya bu dönemde ÖHD'nin basinda, içinde bulunmus olmalari seklindeki yazili olmayan devlet yasasini 2000 'e Dogru dergisi kesfetmisti. O dönemde Yüzyil adiyla çikan 2000'e Dogru'nun 9 aralik 1990 tarihli sayisinda konu somut kanitlariyla ortaya kondu.
MGK Genel Sekreterligi'ne kadar yükseldikten sonra Genelkurmay Baskanligi umarken emekli edilen Orgeneral Sabri Yirmibesoglu da o "Çelik Çekirdek" yasasinin yükselttigi komutanlardan biridir. 1974-76 yillan arasinda ÖHD Baskanligi yapti ve Tuggeneralligi sirasinda Modern Mücadele Yöntemi Özel Harp Uygulamasi adli bir de
kitap yazdi. Kitapta psikolojik savas konusunda genis bilgi yer aliyor. Sabri Yirmibesoglu'nun aktardigi psikolojik savas tanimi söyle: "Düsmanin, mahalli halkin, tarafsizlarin ve dost unsurlarin düsünce, duygu, tavir ve davranislarini milli amaç ve hedeflerin elde edilmesini destekleyecek sekilde etkilemek üzere; propaganda ve diger araçlarin planli olarak kullanilmasidir."2

Yeni Kavram: "Yabanci Iç Savunma"
Bu özlü tanimlamanin iyi anlasilabilmesi için bazi deyimlerin açiklanmasi gerekiyor. Çünkü psikolojik savas daima kendi diliyle ve daima örtülü konusur. General Yirmibesoglu'nun taniminda iki kritik kavram var: Bir, "Milli amaç ve hedefler"; iki; "diger araçlar."
Özellikle bizim gibi ülkelerde "milli amaç ve hedefler " sözünden dünya yüzüne yayilmis Amerikan çikarlarini anlamak gerekiyor. Kontrgerilla'nin kurulusu, gelistirilmesi konusundaki açiklamalar; ö baglamda aktardigimiz, Mc Namara'nin sözleri yeteri kadar isik tutucudur. Esasen bütün Kontrgerilla edebiyati da Amerikan Ordusu'nun talimatlarindan ve CIA teorisyenlerinin kitaplarindan Türkçe'ye aktarilmistir. Bu çevirilerin altindaki general imzalarinin, "komutanlik genelgesi" gibi ibarelerin hiçbir özgün degeri yoktur. Özel Harp esas olarak Amerika tarafindan dayatilan, Amerikan çikarlarina göre düzenlenmis , parasal kaynagi Amerika tarafindan saglanan bir savas biçimidir.
"Milli" sözcügünün içerik degistirerek "Amerikan" kavraminin örtüsü haline getirilisine uygun olarak ABD Kara Kuvvetleri Komutanligi kontrgerilla savasina yeni bir isim verdi: "Yabanci iç savunma". Amerika, Türkiye gibi ülkelerde yürüttügü özel harbi kendi "iç savunmasi" olarak degerlendiriyor. Amerikan Kara Kuvvetleri Komutanligi, 1986 yilinda FM/90-8 nolu talimnamesiyle hem bu "iç savunma" kavramini gelistirdi, hem de kontrgerilla savasindaki yeni anlayislarini yönerge haline getirdi. Nitekim artik "Dünya degismisti", Yeni Dünya Düzeni, özel harbe ve psikolojik savasa yeni boyutlar getirmemezlik edemezdi. Türk Genelkurmayi'nin da hemen tercüme edip yürürlüge koydugu Amerikan Talimnamesi "yabanci iç savunmayi" söyle tanimliyor: "Yabanci iç savunma çerçevesindeki psikolojik operasyonlar, tüm düsman, tarafsiz veya dost gruplarin düsünce, duygu ve tavirlarini etkilemeye yönelik propaganda ve diger önlemleri kapsar." Tuggeneral Sabri Yirmibesoglu'nun taniminin artik klasiklestigini bu alintiyla da görebiliyoruz.
Daha önemlisi ise, söz konusu Amerikan Ordu Talimnamesi'nin özel harp nerede yapiliyor olursa olsun, onun içinde Amerika'nin bulundugunu gösteren su açiklamasidir: "Herhangi bir ülkeye yönelik bir topyekün psikolojik faaliyet programi , ABD ve ev sahibi ülke kuruluslarinin ortak çalismasiyla ve ulusal düzeyde hazirlanir." Ev sahibi ülkeyle birlikte!

"Asiler Arasinda Anlasmazlik Yaratmak"
Cihat Akyol da kitap yazmis ÖHD eski Baskanlarindandir. Psikolojik savasin hedeflerini söyle açikliyor:

"a. Ayaklanmanin sebebin; ortadan kaldirmak,
b. Asiler arasinda anlasmazlik yaratarak bölünmeler meydana getirmek, bunu istismar etmek, liderleri bertaraf etmek,
c.Ayaklananlarin moralini bozmak, mukavemet azimlerini yikmak,
d. Asileri tecrit etmek, mahalli halkin desteginden mahrum etmek, bilakis mahalli halkin destegini karsi koyma kuvvetleri tarafina kazanmak,
e. Asilere yabanci ülkelerden gelecek destege mani olmak, destekleyen ülkelere hasim devlet kavrami içinde propaganda vasitasiyla yikici faaliyetlerde bulunmak,
f. Asileri en zayif zamanlarinda ciddi ve kesin sonuçlu bir harekata tesvik ve tahrik etmek,
g. Ayaklanmalari bastirma kuvvetlerinin moralini yükseltmek, harekatini muvaffak kilacak sekilde desteklemek,
h. Hükümet otoritesinin tahribini önlemek, icrayi kuvvetlendirecek surette hükümeti desteklemek"3

Hedefteki Kitleler
General Cihat Akyol'un satirlarinda her sey var. Ama psikolojik harbin, esas olarak ülke halkini hedef aldigini, rejime yönelik her türlü halk kipirdanisini bastirmayi amaçladigini da çok net bir biçimde ortaya koyuyor. Psikolojik harbin sözlügündeki "Asî" kavrami özetle "halk" ve "devrimci" anlamina geliyor. General Sabri Yirmibesoglu psikolojik harbin hedef aldigi insan yiginlarini daha ayrintili belirtir: "Tesir altina alinacak dimaglar, siki gözetim altinda bulunan disiplinli silahli kuvvetler personeline, veya omuzlarina kadar dökülmüs saçlariyla üniversite talebelerine; veya muharebe meydanindaki düsman askerlerine; hatta radyo ve televizyonun varligindan habersiz ilkel insanlara ait olabilir."4 "Silahli kuvvetler personeli" bile psikolojik savasin hedefleri arasinda. Psikolojik savas aygiti ise kendi askerinden basliyor. Psikolojik savasin halki hedef alisi "Hükümet otoritesinin tahribini önlemek... hükümeti desteklemek" noktalarina kadar uzaniyor. Örnegin su anda Basbakanlik koltugunda oturan Tansu Çiller'in arkasinda ayni zamanda bir büyük psikolojik savas aygitinin durmakta oldugunu, aygitin halkin "beynini yikamaktan" provokasyonlara kadar bir dizi eylemle Çiller'in iktidarini saglamlastirmaya çalistigim düsünmek gerekiyor.

Aydinlikçilar: En Uslanmaz Asiler
General Cihat Akyol'dan aktardigimiz hedefler listesinde bizim ele aldigimiz konu açisindan önemli ilke su: "Asiler arasinda anlasmazlik yaratarak bölünmeler meydana getirmek, bunu istismar etmek, liderleri bertaraf etmek." Kontrgerilla teorisinin babasi sayilan CIA uzmani David Galula ayni amaci söyle anlatiyor:" psikolojik harbin gayesi, asiyi muhtelif gruplara ayirmak, halk kütleleri ile asi liderlerinin arasini açmak ve ekseriyete sahip olmaktir."5
Aydinlikçilara ve simdi de Isçi Partisi'ne karsi yürütülen uzun süreli psikolojik savasin özü iste budur. Otuz yilik devrimci mücadele tarihi artik büyük bir gerçegi ortaya koydu; Aydinlikçi en uslanmaz "Asi"nin adidir. Dirençle, sabirla, fedakarlikla, halka dayanarak proletaryanin öncüsünü insa etmeye çalismaktadir. Bu tarihi önderlik birikimi simdi ise Isçi Partisi'ndedir. Dolayisiyla Aydmlikçilara yönelik psikolojik savas da acimasiz olacak, bütün devlet olanaklari kullanilarak yapilacaktir. "Sosyalist" adini kullanan gruplarin Aydinlikçilar üzerine sürülmesi, özellikle Dogu Perinçek'in hedef alinmasi psikolojik savasin formülü isiginda son derece anlasilir operasyonlardir.
Bir de "asiler arasinda bölünmeler yaratmak " meselesi var. Üzerinde bütün solcularin derin derin düsünmeleri gereken nokta! Su Sol tarihimizde yasanan ve halen de yasanmakta olan bölünmelerden acaba ne kadarinda psikolojik savas aygiti ne kadar etkili oldu? Ayrica ele alinip derinlemesine analiz edilmesi gereken bir konu.

"Halk Üzerinde Yüksek Dereceli Siddet" ve "Beyinleri Ele Geçirmek"
Sabri Yirmibesoglu'nun psikolojik savas tanimi içinde geçen ve açiklanmasi gerektigini belirttigimiz bir deyim daha vardi: "diger araçlar". General, psikolojik harbin propaganda disinda diger araçlari da kullanacagini belirtiyordu. Ayni ifade Amerikan Kara Kuvvetleri Komutanligi Talimnamesinde "diger önlemler" diye tercüme edilmisti. Propaganda olayini ayrica ele alacagiz, öncelikle su "diger araçlar" veya "diger yöntemler" nedir, buna bakalim.
Kontrgerillanin amaci, devrimci hareketi yani "asiyi" halk kitlelerinden koparmaktir. Kontrgerilla teorisyenleri Mao Zedung'un ünlü sözünden yola çiktiklarini söylüyorlar, Mao Zedung, "Gerilla suda balik gibidir" demisti. Kontrgerilla teorisi formülü tersine çevirir. Kontrgerilla, baligi yasayamaz hale getirmek için suyu kurutacak, yani kitleleri ezecek, kendi yanina çekmek için ona boyun egdirtecektir. Bu nedenledir ki, kontrgerillanin en yüksek ilkesi "Halk üzerinde yüksek derecelerde siddet uygulamak"tir. Bu vahset cümlesini bütün kontrgerilla kitaplarinda bulabiliriz. Ama" yüksek dereceli siddet" psikolojik harple tamamlanmalidir, desteklenmelidir. Hatta isin esasi bu psikolojik harptir. General Sabri Yirmibesoglu der ki, "Muharebe, düsmanin beynini ele geçirmek demektir" Ayni General sunlari da belirtir: "Askeri yönden psikolojik harp; vurucu hava gücü, topçu ve havan gibi önemli neticeler doguracak bir silahtir. Her alanda asil hedefin insanlarin beyni oldugu kabul edilmekte ve beyinler etki altina alindiktan sonra, mücadelenin kazanilmasinin son derece kolay olacagina inanilmaktadir."6

Yöntemler:
"Tertip, Yagma, Irza Tecavüz"

Simdi artik eski ÖHD Baskani General Cihat Akyol'n dinleyelim: "Bazi ahvalde propaganda için istismar edilmek üzere mürettep olaylar meydana getirilir, isyancilarin yaptigi intibaini verecek, yagma ve katliam, irza tecavüz olaylari ele alinabilir. Ancak hemen bilinmelidir ki, konu çok hassastir; yer, zaman, sekil ve mahiyeti itibariyla ustalik gösterilmezse, tersine karsi koymaya zarar getirebilir."7
Cihat Akyol bir baska yazisinda ise sunlari belirtir: "Halki mukavemetçilerden ayirmak için, sanki ayaklanma kuvvetleri yapiyormus gibi, mücadele kuvvetlerince zulme kadar varan halka haksiz muamele örnekleri ile sahte operasyonlara basvurulmasi tavsiye edilir." 8
Önce sogukkanliliga dikkat: Kontrgerillacinin gözünde halk yiginlarinin hayvan sürülerinden hiç farki yok. O bile degil, halk denince kontrgerillaci süngülenecek, irzina geçilecek et yiginlarini düsünüyor olmali. Iste psikolojik harbin diger araç ve yöntemleri bunlaridir: Olaylar "tertiplemek", "yagma ve katliamda" bulunmak, "irza geçmek", "zulme kadar varan, halka haksiz muamele örnekleri" yaratmak: Sonra da bütün bu islerin "asinin" yani devrimcilerin üstüne yikilmasi. Yani propaganda! Psikolojik harp, öncüyü iste bu yöntemlerle halktan koparmaya çalisiyor. Türkiye'nin provokasyonlar tarihinin son otuz yilinda yasananlari animsamak gerekir: / Mayis 1977'de taksim meydaninda 35 insanin yasamina mal olan ünlü tertip: tertibin "Maocular" diye adlandirilan devrimcilerin üstüne yikilmaya çalisilmasi; 12 Mart Askeri darbesi öncesinde Istanbul'daki Atatürk Kültür Merkezi'nin yakilmasi, Eminönü vapurunun batirilmasi; hemen ardindan suçun devrimcilere yüklenmesi; iskenceli sorgular; 1977 Haziran seçimlerinden hemen önce suikast girisimleri, sabotajlar biçiminde sahnelenen bir dizi provokasyon ; provokasyon eylemlerinin her birinde eylem yerine birakilan sözde devrimci bir örgütün imzasini tasiyan bildiriler... Simdi de köylerin yakilmasi, çoluk çocuk demeksizin gerçeklestirilen katliamlar hep "kim yapti! " sorusunu gündeme getiriyor. Ne kadari PKK'ye ait, ne kadari kontrgerilla eylemi?

"Siyah ve Gri Propaganda"
Psikolojik harbin "dimaglari ele geçirme" diye adlandirdigi amaç, düpedüz " beyin yikamadir". Psikolojik harp kitaplarinda "propaganda" diye geçiyor. Kontrgerilla propagandasinin, yani psikolojik harbin temel malzemesi yalandir. Kontrgerilla tarafindan yapilmis eylemlerin devrimcilerin, yani "asinin" üzerine atilmasi yaninda, iftira ve karalama çok genis ölçüde basvurulan araçlardir.
Kontrgerilla teorisi yalan üzerinde öylesine uzmanlasmistir ki, siniflandirmalara bile gitmistir. Bir baska psikolojik harp uzmanindan okuyalim:
"Siyah propaganda: iddia ettiginden baska bir kaynaktan gelen kapali bir propaganda nevidir. Yalan ve rivayetten istifade eder. Hakiki kaynak bilinmedigi müddetçe, mülevves veya temiz bir sekilde savasmakta serbesttir.
"Gri propaganda: Hiçbir kaynak bildirmeyen bir propaganda nevidir. Rivayetlerden istifade eder. Hiç yokken ortaya çikar çabuk yayilir, dogrulugu tahkik edilemez. ...saiyalar en iyi misaldir." 9
Ne kadar büyülü bir silah : "hakiki kaynak bilinmedigi sürece mülevves (Yani, kirli, pis ; karisik düzensiz ) veya temiz bir sekilde savasmakta serbesttir." Birakiyorsunuz ortaliga yalani, beyinleri asit gibi yakarak görevini yapmayi sürdürüyor. Son derece masrafsiz! Ne uçak ve top gibi dolar gerektiriyor; ne de yakita ihtiyaci var. Körfez Savasi sirasinda ve sonrasinda Amerika tarafindan dünya çapinda yürütülen psikolojik
savasi animsayiniz! Savastan tam önce Saddam'in namlusu bilmem kaç metrelik bir top ithal etmekte oldugu yalani ortaya atilmisti da, dünyanin yüregi agzina gelmisti. Topun adi da vardi: Cehennem Topu! O topla Irak dünya barisini, Allah korusun, göbeginden vurup tuzla buz edecekti! Amerika yetisti. O kadar uzaga gitmeye gerek, yok su Aydinlikçilar, Isçi Partisi ve Dogu Perinçek hakkinda yillardir kullanilagelen yalan ve iftiralar psikolojik savasin özelligini en güzel ortaya koyan örnektir. Ne diyor psikolojik savas: "Bunlar devrimcileri ihbar etti", "bunlar ajan", "bunlar devrimcileri öldürdü".
Gerçek kuslari tüfekle vurup ortadan kaldirabilirsiniz, psikolojik harp ise hayalet kuslar kullaniyor. Onlari bulup tek tek ortadan kaldiramazsiniz. "Dogrulugu tahkik edilemez" diyor uzman! Yalanin özelligi budur. Olmayan bir seyin olmadigi da kanitlanamaz. O zaman yalan, "mülevves veya temiz biçimde savasmaya devam eder". Gel su ihbar edilmis devrimcilerden bir tane göster desen, agzini açamaz; öldürülen bir tek devrimciyi birak, bacagina basilmis bir tek karinca göster, de; sesini çikaramaz. Ne yapar peki? "Vallahi öyle diyorlar Abi!" diye ellerini açar. Kim diyor çocugum? "Öyle söyleniyor" "Dimag" ele geçirilmistir. Psikolojik harp yalanlarini piyasaya kendisi sürer, ya da "sosyalist" adini almis provokasyon gruplarinin dergilerini kullanir. En iyisi tabii bu ikincisidir.

"Sehir Eskiyasi", "Kir Eskiyasi", "Terörist"
Psikolojik savas "asiyi tecrit" kampanyasina daha isimlendirmeden baslar. "Asi" basinda, konusmalarda, açiklamalarda nasil anilacaktir? Psikolojik savas merkezleri oturup bu konuda bir karar olusturlar. Örnegin devrimciler için, "sehir eskiyasi" adi uygun bulunur. Evet psikolojik savasin en yogun olarak kullanildigi 12 Mart döneminde devrimciler için hem "sehir eskiyasi", hem de "kir eskiyasi" deyimleri kullanildi. O dönemin ünlü isimlendirmelerinden biri de "saki" idi. TRT bültenlerinde devrimcilerden "saki" diye söz edilirdi. Önceleri spikerler "sa" hecesini biraz uzatarak okuyorlardi, sonradan dogrusu kendilerine ögretildi. Simdi PKK'liere "terörist" deniyor. "Terörist" degil de, örnegin "gerilla" demeyi tercih eden çikarsa ne yapiliyor? Hizaya getiriliyor. Gazetelerin bu yönde baskiya ugradiklari bilinen bir gerçektir. "Asi"yi suçlu göstererek halkin gözünden düsürmek, onu desteklemesi mümkün kesimleri korkutmak psikolojik savasin temel ilkelerinden biridir.

Psikolojik Savas ve Bilimsel Arastirmalar
Biliyoruz psikolojik savasin hedefi halk yiginlaridir. Dolayisiyla halk yiginlarinin içinde bulunduklari psikolojik ve kültürel durumu net olarak bilmenin büyük önemi vardir. Psikolojik savas yalani ve iftirayi kullanir; kiskirtma yöntemine basvurur, hatta sadece bu yöntemlere dayanir. Ancak psikolojik savas birkaç uzmanin masa basinda planladiklari bir çalisma degildir. Sosyal Antropoloji, Psikoloji ve Sosyoloji psikolojik savasin özellikle yararlandigi bilim dallaridir. Amerikan emperyalistleri psikolojik savasi gelistirirken özellikle Sosyal Antropolojiden yararlanmislar; hatta bu bilim dalinin gelismesine de katkida bulunmuslardir. Geçtigimiz yüzyilda sömürge halklarinin kültürleri üzerinde incelemeler yapan, bu konuda bilgi toplayan Batili misyonerler aslinda ayni zamanda Sosyal Antropolojinin de temellerini atmislardi. Sömürge valileri misyonerlerin topladiklari bilgilere, vardiklari sonuçlara dayanarak hükmettiler.
Ikinci Dünya Savasi sirasinda Amerikan ordusu, Japonlarla basa çikabilmek için taninmis Antropolog Ruth Benedick'ten yararlandi. Ondan Japon kültürünü incelemesi istendi. Bu inceleme sonunda bugün hâlâ Kültürel Antropolojinin belli basli yapitlari arasinda sayilan Krizantem ve Kiliç adli eser ortaya çikti. Amerikan ordusu bu eserden Japon esirlere karsi tutum gelistirirken özellikle yararlandi.
Gene ayni sözü tekrarlayabiliriz: O kadar uzaga gitmeye gerek yok! "Baris gönüllüleri" seferberligini, konuyla ilgili herkes hatirlar. Psikolojik savas için bilimsel alt yapi olusturma olayiydi söz konusu olan. Ortada ne baris vardi, ne de gönüllü! Psikolojik savasin sözcükleri hep tuzaklarla doludur.

Amerika'dan Gelen Davetler
Amerikan "Yardim" teskilatlari da Türkiye halkinin sosyolojik yapisina iliskin bilgiler topladilar. Simdi isim vermiyoruz ama, ünlü, üstelik "ilerici" diye taninan birçok ögretim üyesi, hem de karsiliginda para alarak Amerika için arastirmalar yaptilar. Arastirmalarini bilimsel eser diye Amerikan dolari alarak yayinladilar. Dogu Anadolu'nun sosyal ve etnik yapisi: göçerlerin yasami, Keban yöresinde köylülerin siyasi iliskileri, bölgedeki kapitalistlesmenin düzeyi, kapitalistlesmenin köylerde yol açtigi degisim, gecekondular, gecekondularda kültürel degisim... Hepsi de Amerika hesabina uzmanlar tarafindan didik didik edildi.10 Psikolojik savas için bilimsel bir hazine olusturuldu. Çesitli meslek örgütlerinin Amerika tarafindan hazirlanip ismarlanmis programlari uygulamalari, elde ettikleri bilgileri Amerikan makamlarina sunuyor olmalari, tabii bu hizmet karsiliginda Amerikan devletinden gezi davetleri ve para yardimi almalari ayni sekilde psikolojik savasa verilmis bir destektir.

"Istismar Edilecek Hedefler"
Türk Jandarma Genel Komutanligi 1973 yilinda teskilatina gizli bir genelge gönderdi. Genelge psikolojik harp talimatlari içeriyordu. Orada söyle söyleniyor: "Bölge halkinin gerilla ve karsi gerilla harekati yönünden durum ve temayülleri üzerinde önemle dur. Karsi propaganda ve psikolojik harp faaliyetlerini ilgili tüm kurulus ve makamlarla koordine ederek, müstereken tespit et ve uygula". Türkiye halki Türk devletinin Jandarmasi'nin psikolojik harp hedefi oluyor, önce bu önemli noktayi saptayalim.
Daha önemlisi ise, ayni genelgede Komutanlik sunlari istiyor: "Bölge etüdünü en kisa zamanda hazirla, bölgenin cografi yapisi ile meteorolojik kosullarini, politik, sos-yo-ekonomik, kültürel durum ve sorunlarini, iç güvenlik, gerilla ve karsit gerilla harekati yönünden olumlu ve olumsuz yönleriyle degerlendir" Jandarma Genel Komutanligina göre, her bölgenin "sosyal ve kültürel durumu, gelenek ve görenekleri, dini özellikleri iyi kullanildigi taktirde, psikolojik savasta olumlu sonuçlar alinabilir." Komutan, "müessir bir psikolojik harp harekati için propaganda yönünden istismar edilecek hedeflerin ve hedef bilgilerinin tespitini" de istiyor.
Bu satirlar okuyucuya herhalde Hava Kuvvetleri uçaklariyla Kürt bölgelerine atilan ayet ve hadislerle dolu bildirileri hatirlatacaktir. Ayni zamanda 12 Eylül öncesi sahnelenen Kahramanmaras ve Çorum katliamlarini düsündürtecektir. Çok milliyetli ve çok mezhepli Türkiye toplumunda psikolojik harp sizacagi çok sayida çatlak bulabilmektedir.

Günlük Yasanti Içinde Savas
Silahlarin yaninda psikolojik etken kuskusuz bütün savaslarda ve en basindan itibaren vardi. Propaganda silahlarin gücünü arttirmak için daima kullanildi. Daha önceleri psikolojik savas silahli mücadelenin hemen öncesinde baslatilir, savas boyunca da sürdürülürdü. Kontrgerilla teorisyen ve uzmanlarinin belirttiklerine göre psikolojik savas, "ikinci Dünya Savasi sonrasinda uluslararasi silahli mücadelenin yerini alircasina günlük yasantinin bir parçasi haline geldi."11 Kontrgerilla savasina "modern" denmesinin nedeni de iste budur.
Tarihi biraz daha geriye almak gerekiyor. 1917 Ekim devrimiyle birlikte açilan proleter devrimleri ve milli kurtulus savaslari çagi bütün dünyada sömürgelerin kurtulus mücadelelerine taniklik etti. Bu süreç Ikinci Dünya Savasi'ndan sonra hizlandi. Psikolojik savas emperyalistler tarafindan özellikle kurtulus mücadelelerine ve proleter devrimlere karsi gelistirildi. Yani halklara, ezilenlere karsi. Bütün Kontrgerilla edebiyati Çin Devrimi'nin önderi Mao Zedung'un, Vietnam Devrimi'nin önderlerinden General Giap'in askeri teorilerine karsi gelistirilmis savas teori ve taktiklerinden olusur. Özellikle Mao'nun askeri yazilari Türk Genelkurmayi dahil bütün genelkurmaylar tarafindan kendi dillerine çevrilmis, askeri akademilerde analiz edilmistir.
Öte yandan Kontrgerilla, ayaklanmaya meydan vermemenin, ayaklanmayi bastirmaktan daha kolay olacagindan hareket eder. Dolayisiyla psikolojik savasi sadece ayaklanmalar sirasinda degil, toplumsal hayatin bütün dönemleri boyunca bütün alanlarinda kullanir. Öyle ki, psikolojik savas aygitlari halki sürekli olarak yarin ayaklanabilecek düsman olarak görür, bu görüse uygun olarak yiginlari sürekli hedef tahtasinda tutar. "Ayaklanmaya meydan vermemek, karsi koyma harekatinda ayaklanmayi bastirma harekatindan daha önemlidir... Bu safhada ayaklananlar kuvvet olarak hedef teskil etmemislerdir. Diger silahlarin esasen kullanilamayacagi bu devre zarfinda psikolojik harp ve faaliyetler mücadelenin esasini teskil eder."12

Devlet Aygitinin Dönüsümü
Bütün halki, üstelik sürekli olarak düsman gören bir savas yöntemi nasil bir aygit gerektirir? Modern savas yöntemi olarak psikolojik savas, kaçinilmaz biçimde devletin yapisini da degistirerek onu "modernlestirecekti". Öyle yapti. "Psikolojik harbin idaresi, bu faaliyetle dogrudan dogruya veya dolayisiyla ilgili bütün unsurlarla tam bir koordinasyonu saglayacak bir teskilata ihtiyaç gösterir." 13 Bütün devlet aygiti psikolojik savasin emrine girer, psikolojik savas, devlet aygitinin esas isi haline gelir. "Hükümetin hazirlayacagi bütün planlari ve takip edecegi politikayi yürütecek olan devlet mekanizmasinin her unsuru, psikolojik harp ile ilgili faktörü, daima nazari itibara almalidir. Bu manada hükümet politikasinin esasli bir kismi olan psikolojik harp faaliyeti klasik politikanin ayrilmaz bir rüknüdür."1*
Yeni Dünya Düzeni'nin Türkiye'deki adamlari olan Ikinci Cumhuriyetçiler "devleti küçültmek" sloganini öne çikardilar. Bu proje, devletin egitim, saglik, sosyal güvenlik gibi bütün sosyal islevlerinden arindirilmasini içeriyor. Özellestirme politikalariyla Türkiye'nin iç pazarinin çökertilmesinden ve ekonomik alt yapinin emperyalizme ikram edilmesinden sonra artik devletin sadece bir psikolojik harp aygitindan ibaret kalacagini söylemek mümkündür. Bu nedenledir ki, Ikinci Cumhuriyet'in devletinin bir kontrgerilla cumhuriyeti olacagini söylüyoruz. Emperyalizmin gittikçe daha fazla hakimiyeti altina giren devletin yönelisi de esasen budur.

Türk Psikolojik Savas Aygiti
2000'e Dogru dergisi 1987 Ekim'inde garip bazi yayinlar kesfetti.15 "Kur'an-i Kerim'in Kisaca Tanitilmasi", "Dokuz Soru ve Dokuz Cevapta Ermeni Sorunu", "Türkiye Aleyhindeki Ermeni Propagandasi ve Gerekçeler" gibi isimler tasiyan brosürlerde ne yazar ismi, ne yayinci adi, ne de yayinevi kimligi yer aliyordu. Arastirma, dergiyi Basbakanlik Basin Yayin ve Enformasyon Genel Müdürlügü'ne götürdü. Gerçekten de Genel Müdürlük'te ayni brosürlerden bol miktarda bulunuyordu, ayrica baskalari da. Örnegin, "Rusya'nin Içyüzü". Onun da künyesinde hiçbir kayit yer almiyordu. 2000'e Dogru basta eski ve yeni genel müdürler olmak üzere, Ankara Vali Yardimcisi Yahya Gür dahil, birçok ilgiliye basvurup, sordu. Yanit yoktu. Genel Müdürlük kendi raflarindaki brosürler hakkinda bir açiklamada bulunamiyor, bulanik yanitlarla geçistiriyordu. 2000' Dogru'nun kapak slogani söyleydi: "Devletin Illegal Yayinlari".
2000' Dogru 1987 basinda devletin illegal bildirilerini kapak yaparak yayin hayatina girmisti. Devlet Kürt bölgelerinde ayetli hadisli bildirileri askeri uçaklardan halkin üzerine atiyor, halki PKK'ye karsi cihada çagiriyordu.16 O bildirilere sahip çikacak devlet yetkilisi bulanamamisti. Devletin belirli merkezleri, ayni devletin yasalarinin disinda ve üstünde bir propaganda faaliyeti yürütüyordu. Illegal devlet!
Illegal yayinlarin kaynagini gene 2000'e Dogru, yani Aydinlikçilar kesfetti. Tam üç buçuk yil sonra, Haziran 1991'de..17 Ancak sorun sadece illegal yayinlar yapmaktan ibaret degildi. Bu kez toplumun önüne çikarilan Türk devletinin psikolojik harp aygitinin merkezindeki kurumdu. Kurumun adi, "Toplumla Iliskiler Baskanligi" idi, kisaca TIB deniyordu. 2000' Dogru kapaginda söyle yazdi: "Türk Gladiosunun Psikolojik Savas Aygiti TIB". Gladio, biliniyor, Italyan Kontrgerillasi'nin adidir.

MIT Basarisiz Olunca TIB
Dehsetengiz psikolojik savas örgütünün böylesine hos ve masum bir isim almis olmasi saniriz ilgi çekmistir: "Toplumla Iliskiler Baskanligi". Psikolojik savasa uygun.
Hatta psikolojik savas'in kendi adi da daha degisiktir. Psikolojik savasçilar, psikolojik savas yerine "psikolojik savunma" demeyi yegliyorlar. Psikolojik harp, psikolojik harekat, psikolojik savas gibi deyimler hem siyasi çevrelerde, hem de özellikle halk içinde tedirginlik yaratiyor, süphe ile karsilaniyor. Özellikle psikolojik harbin vahsi sonuçlarinin yogunlukla yasanmasindan sonra. "Almanya, daha olumlu etki yaratir düsüncesiyle, bu terimler yerine Psikolojik Savunma sözcügünü kullanmaktadir."18
TIB 1983 yilinda kuruldu. MGK Genel Sekreteri Orgeneral Halit Toroslu dönemin Basbakani Bülend Ulusu'dan böyle bir örgütün kurulmasini istedi. Yurtdisinda Ermenilere karsi girisilen operasyonlari MIT yürütmüs ve "eline yüzüne bulastirmisti". Mehmet Eymür 2000'e Dogru'ya. bu konuda sunlari söylemisti: Yurtdisinda yapilacak harekata MGK izin verir. O zaman görev MIT'e verilmisti. Fakat Ermenilere karsi yapilan bu operasyonlar çok basarisiz oldu. Bu is de askerlerin canini sikti". 19 Operasyonlari Hiram Abas ve Mehmet Eymür'ün Ülkücü terör timlerini kullanarak yürüttükleri ögrenilmisti. 2000'e Dogru Ekim 1990 tarihli sayisinda konuyu kapak yapti. Askerlerin "canlari sikilinca" bu islerin sivillerle yürümedigine karar verdiler. Psikolojik Savas isini MIT'ten aldilar, kurduklari TIB'ye verdiler. MITin Psikolojik Savunma Baskanligi bu TIB'ye baglandi.
TIB'nin yasasi Turgut Ozal'i iktidara getiren 1983 Genel Seçimlerinden iki gün sonra, 9 Kasim 1983 tarihinde Resmi Gazete'de yayimlandi. Darbeciler rejime son "rötuslarini" TIB'yi kurarak yaptilar.
TIB, MGK'nin ana hizmet birim baskanliklarindan biridir. Ilk baskani daha önce ÖHD Baskani sifatiyla andigimiz simdiki MGK Genel Sekreteri Orgeneral Dogan Beyazit'ti. Beyazit bu görevde bir yil kaldi, Baskanligi ünlü bir baska komutana birakti: Teoman Koman. Koman daha sonra MIT Müstesari oldu.

Devletin Gerçek Yasa Yapicilari
TIB için "Devletin Komisyonu" da deniyor. Yasalar konusundaki islevi nedeniyle. Yurttaslik bilgisi kitaplarinda yasalari Parlamentonun yaptigi yazilidir. O Parlamentonun da komisyonlari vardir, yasalarin çikis sürecinde tartismalar yaparlar. Gerçekte ise bütün önemli yasalar MGK tarafindan ya dogrudan dogruya hazirlanir, ya da onaylanir. Gerçek Parlamento MGK'dir. Bu gerçek Parlamento'nun gerçek komisyonu da TIB oluyor. Psikolojik savas devletin gerçek islevi haline geldikçe psikolojik savasi yürüten kurumlarin da gerçek devlet olarak belirmesi son derece dogaldir.
Plan, proje ve operasyon düzleminde TIB, "devletin bekasini" saglamakla görevli en önemli kurumlardan biridir. Egitim, saglik gibi konular da dahil bütün devlet islevleri MGK ve onun "komisyonu" TIB tarafindan bu "beka" isine bagli olarak denetlenir, yönlendirilir. Su siralarda tartisilmakta olan Terörle Mücadele Kanunu cinsinden isler ise dogrudan TIB'nin alanina girer. Bu Kanun'un MGK tarafindan hazirlandigi, degisiklik yapilacaksa oradan izin alinmasi gerektigi artik kamuoyu tarafindan biliniyor. Ama bu kadar degil. Kürtlere iliskin olsun, isçi ve memur hareketi söz konusu olsun, özellikle dis Türkler gibi kritik bütün konular TIB'nin plan ve strateji olusturma alanlaridir. Medyanin "milli hedefler" dogrultusunda hizaya getirilmesi, hizada tutulmasi isini de unutmamak gerekir. TIB, basin ve televizyonlari zamanin Olaganüstü Hal Bölge Valisi Hayri Kozakçioglu'nun deyimiyle "milli maç spikeri" üslubunda birlestirmek ister. Bu amaçla Genelkurmay'in düzenledigi meshur brifingler kamuoyunda çok tartisildi.
TIB'nin kadrolari ve aldiklari ayliklar gizlidir. TIB'de sivil kadrolarin da çalistigi ancak kritik yerlerdeki personelin asker oldugu belirtiliyor. Siviller daha çok büro islerinde kullaniliyor, istihbarat islerine pek sokulmuyorlar. Kadrolar hücre tipi örgütlenme içinde çalisiyorlar.

TIB'in Profesörler Ordusu
Psikolojik savasin Sosyal Antropoloji, Psikoloji ve Sosyoloji gibi bilim dallarindan yararlandigini, bu bilim dallarinin gelismesine katkilarda bulundugunu belirtmistik. Nitekim Türk psikolojik savas aygiti da emrinde adeta bir "bilim adamlari ordusu" çalistiriyor. Gerçi 2000'e Dogru 1987de. o isimsiz, yayinevi belli olmayan birkaç brosürün devletin illegal yayini oldugunu saptamisti ama, turpun büyügü heybedeydi. Yani TIB'nin adeta bir büyük yayin kurumu gibi çalistigi ancak 1991'de ortaya çikarilabilecekti. TIB'nin Kürtlere, Ermenilere, Türkiye'deki devrimci akima iliskin pek çok yayini var. Bu yayinlarin bir kisminin yazari belli degil, bir kisminin üzerinde sahte isimler var, bir kismi ise profesör unvanli yazarlarin imzasini tasiyor.
TIB'ye "bilimsel çalisma" sunan isimlerden en meshurlari sunlar: Prof. Abdülhaluk Çay, Prof. Ibrahim Kafesoglu, Prof. Bahaeddin Ögel... Bir de Ertugrul Zekai Ökte var. Ökte de profesör olarak taniniyor, ama ögretimle ilgisi yok, kendisi avukat. Nasil oluyor peki? Psikolojik savasta her sey mümkündür. "Bilimsel Çalisma" deyimini tirnak içine alisimizin nedeni, psikolojik savas için yazilmis kitaplarda birincil kayginin "bilimsellik" olmadigini belirtmektir. Nitekim Kürtlerin aslinda bir etnik kimlige sahip olmayip, daglarda gezen, kar üzerinde ayaklariyla "kart kurt" diye sesler çikardiklari için "Kürt" adini almis Türkler oldugunu ileri süren görüsler iste bu psikolojik harp profesörlerine aittir. TIB profesörlerinin yazdiklari kitaplarin kitapliklar dolusu oldugu belirtiliyor. Tabii bu eserleri yazdiklari için büyük paralar aliyorlar devletten, emeklerinin karsiligini görüyorlar. Kitaplari, çok güzel, birinci hamur kagida basiliyor.

"Sosyalist"Dergilerde Tekrarlanan Psikolojik Savas Mallari
Devletin psikolojik savas brosürlerinden elimizde bulunan ikisi Aydinlikçilarla ilgili. Birinin adi "2000'e Dogrunun Yayinlari ve Gerçekler". Türkiye Fikir Ajansi tarafindan 1988'de çikarilmis, üstünde "Gülen Güzel" imzasi var. Öteki, "Muhbirlik! Devrime Ihaneti ve Dogu Perinçek!" adini tasiyor. Ünlemler, herhalde okuyanlari dehsete düsürsün diye konmus. Bu brosürün altinda "Dogrudan Mücadele" yazili. "Devrimci" bir örgüt adi izlenimi vermesi isteniyor olmali. Ne Gülen Güzel diye bir insan saptanabiliyor, ne de "Dogrudan Mücadele" adinda bir örgüt!
Bu brosürler bile Aydinlikçilara yönelik iftiranin kaynagini yeteri kadar net biçimde ortaya koyuyor. Türk devleti "devrimciler" adina, "Devrime ihanet eden" Dogu Perinçek'le mücadele ediveriyor. Çünkü devrimcileri çok seviyor, bir an önce devrim yapmalarini istiyor; devrimcileri "ihbar ve ihanete" karsi uyariyor, koruyor!
Bu iki brosürde devlet belirli bir teknik, belirli bir psikolojik savas üslubu kullaniyor. Ancak devlet proleter devrimcilere karsi mücadele ederken tek bir üslupla yetinmiyor. Nitekim "sosyalistlik" adina çiktiklarini söyleyen bazi dergiler de bu iki devlet brosürüyle ayni malzemeyi tekrarliyorlar. Dogu Perinçek, isçi Partisi ve Aydinlikçilar konusunda bu küçük grup dergilerinde çikan iftiralarin devlet brosürlerindekilerle hiçbir farki yok. TIB'de ve diger psikolojik savas birimlerinde olusturulan malzeme sözde devrimci yayin organlari tarafindan piyasaya sürülüyor. Bu yayinlarda psikolojik savas aygitinin somut nüfuzu ve rolü ne kadardir? Bu sorunun yaniti da zaman içinde netlestirilir. Ancak bir nüfuz ve rolün varligi apaçik ortada. Psikolojik savas için üretilmis CIA ve MIT mallarini kullanmak bazi bilinçsizlerin kolayina geliyor olabilir; ama surasi da kesin: Psikolojik savas aygiti devrimci geçinen örgütlerin içinde yuvalanmaya büyük önem verir.

Basin -Yayin Alaninda Psikolojik Savas
Yayin, psikolojik savasin önemli araçlarindan biri. Dolayisiyla TIB'nin sadece kitap çikarmakla kalmadigi, dergicilik alanina da el attigi belirlenebiliyor. 1980'lerde TIB, DTL-Panorama adinda bir dergi çikardi. Ingilizce ve Türkçe yayinlanan DTL-Panorama, belirtildigine göre dis tanitim ve lobicilik yapacakti. Giderleri örtülü ödenekten karsilandi, ayni zamanda Merkez Bankasi basta olmak üzere devlet kurumlarindan bol bol ilan aldi. Tabii böyle yayinlarin bazi kisiler tarafindan arpalik olarak kullanildigini da belirtmek gerekiyor. Nitekim son derece kalitesiz, eksensiz, "devlet büyüklerinin" reklamindan baska bir is yapmayan bu yayinlarin bir ise yaradigini söylemek zordur.
DTL-Panorama kapandiktan sonra yerine bu kez Profil diye bir dergi çikarildi. Kadro ayniydi. Daha ilginci her iki derginin ilan ettigi yayin kurulunda yer alan isimlerdi: Prof. Oguz Türkkan, Prof. Yasar Gürbüz, Doç. Mustafa Erkal, MHP'li eski bakan Agah Oktay Güner... Katkida bulunanlar arasinda ise, Prof. Ayhan Songar, Prof. Emel Dogramaci, Prof. Tahsin Banguoglu, Prof. Saban Karatas, Prof. Nevzat Yalçintas, Prof. Sabahattin Zaim, Prof. Kemal Aydinalp gibi ünlüler yer aliyordu.
TIB'nin yurt disinda Gurbet isimli bir dergi, gene yurt disinda Karagöz ve Bosver isimli iki mizah dergisi çikardigini da 2000'e Dogru I99I'de tespit etmisti.
Medya! Medya!
TIB'nin dogrudan çikardigi yayinlarin o kadar önemi yok. Bunlar beceriksizce kullanilan araçlar. Önemli olan TIB'nin büyük basin ve televizyon içindeki faaliyetidir. Sadece tepeden, o Genelkurmay brifingleri gibi yöntemlerle hizaya getirme anlaminda degil; TIB'nin, yani psikolojik savasin her önemli gazetenin, televizyonun içinde, hem de önemli yerlerde görevliler bulundurdugunu rahatlikla söyleyebiliriz. Asil psikolojik savas medya ile yapiliyor çagimizda. Bu kadar büyük bir kamuoyu olusturma makinesinin psikolojik savasin disinda kalmasi, isin dogasina aykiridir. Ama söz konusu olan teorik bir varsayim degil. Dikkatli bir okuyucu Kibris gibi, Kürt sorunu, dis Türkler, Ermeni sorunu gibi bütün önemli konularda medyanin ortak davranisindan sonuçlar çikarabilir.
Psikolojik savas basin özgürlügünü büyük gazetelerin ancak bulmaca ve satranç köseleriyle: televizyonlarin "Turnike" türünden eglence programlarina taniyor olmali. O bile degil: Eglence programlari da halkin psikolojisini olusturmada kullanilabilir...

Psikolojik Savas Aygitinin Örgütlenisi
TIB, psikolojik savasin beynini olusturuyor. Ancak incelememiz bütün devlet aygitinin bir tür psikolojik savas aygiti olusturuyor oldugunu ortaya koymustu. Gene de psikolojik savasla dogrudan ilgili kurumlarin sayilmasi gerekirse sunlar hemen belirtilebilir: Tabii MIT ve simdi ÖKK (Özel Kuvvetler Komutanligi haline getirilerek güçlendirilen ÖHD). Jandarma Genel Komutanligi'nin ilgili birimleri, Içisleri Bakanligi'nin ilgili birimleri, Içisleri Bakanligi'na bagli Sivil Savunma Teskilati; Seferberlik Tetkik Kurullari!..
Ayni zamanda YÖK ve YÖK'e bagli rektörlüklerin de psikolojik savas içinde önemli roller üstlenmis olduklari belirtilebilir. TIB'nin zaman zaman rektörlüklerde ortak seminerler, konferanslar düzenledikleri, bir esgüdüm içinde hareket ettikleri biliniyor. Basbakanlik Basin Yayin ve Enformasyon Genel Müdürlügü'nün isin içindeki rolüne o illegal yayinlar dolayisiyla deginmistik. Genel Müdürlük psikolojik savas aygitinin önemli bir parçasidir. Bakanlik ve Genel Müdürlüklerin halkla iliskiler bölümleri de psikolojik savasta roller üstlenen devlet birimleri arasindadir. Öte yandan TIB yan kurulus kapsaminda vakif enstitü, ajans gibi kurumlara sahiptir. Bunlar arasinda, Türk Kültürünü Arastirma Enstitüsü, Türk Dünyasini Arastirma Vakfi, Tarihi Arastirmalar ve Dokümantasyon Vakfi, Türkiye Fikir Ajansi, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Yildiz Yayinlari sayilabiliyor.

Sivil Kanatta MHP Var
Kontrgerilla ile MHP arasindaki iliskiler simdi az çok bütün kamuoyu tarafindan biliniyor. Ancak bir zamanlar bilinmiyordu. 1978 yilinda yayin yasamina giren Aydinlik gazetesi hem Kontrgerilla konusunu, hem de bu gücün MHP ile iliskilerini gözler önüne serdi.
Aydinlik ciltleri bu konuda yogun bilgi içerir. 7990'lara gelindiginde ise MHP'nin özel timler basta olmak üzere özellikle devletin "çelik çekirdegi" diyebilecegimiz aygitla yogun bir iliski gelistirdigi görülebiliyor. Kürt bölgelerinde panzerlerin ve tanklarin üzerine asilan üç hilalli bayraklar, özel tim elemanlarinin kurt basi selam verisleri gene bu bölgelerdeki polis karakollarinin MHP örgütleriyle iliskileri gazetelere konu oldu. Dahasi MHP'nin Kürt bölgelerinde özellikle Kontrgerilla faaliyeti çerçevesinde devlet içindeki bazi güçler tarafindan örgütlendigine dair hem kanitlar var, hem de toplumdaki yaygin kanaat bu yönde.
Kontrgerilla faaliyetinin bir de siyasal partiye ihtiyaç duydugu teorik düzeyde de ele alinmis çözümlenmis, bu konuda kitaplar yazilmistir. Iste Kontrgerilla teorisinin babalarindan, ayni zamanda Türk Kontrgerillacilarinin hocasi sayilan C1A uzmani David Galula'nin bu konuda yazdiklari: "Parti, politikanin-bilhassa politikanin en fazla rol oynadigi ihtilal harplerinde-bir aletidir. Tatbik için lüzumlu bir alete sahip olmadigi müddetçe en iyi politika bile ayaklanmalari bastirmakla görevli olan kuvvetler
için bir kiymet ifade etmeyebilir."^ Kontrgerilla uzmaninin diliyle MHP'nin Kürt bölgelerine "lüzumlu alet" olarak götürüldügü, bizzat devlet tarafindan örgütlendigi açiktir. "Ayaklanmalari bastirmakla görevli kuvvetlerin bu liderleri (yerel liderler) buldugu gibi, bunlar da halk arasinda muharip kimseleri bulmalidirlar. Bulunacak muharip kimseleri bir arada tutabilmek için bu liderlerin yardima, destege ve bir siyasi partinin rehberligine ihtiyaçlari vardir."^ Kontrgerillanin teorisi, Kontrgerilla-MHP iliskilerinin geçmisine oldugu kadar bu günkü gelismelere de isik tutuyor. Devlet adeta, D. Galula'yi satir satir okuyor, uyguluyor. Kürt bölgelerinde koruculuk sistemi ile MHP arasindaki iliskiler bile bu son alintiyla amaç bakimindan açiklik kazaniyor.
TIB olsun, TIB'nin bagli oldugu MGK olsun esas olarak askeri kurumlardir. Salt askeri bir örgütlenme ile halki denetim, altinda tutmak mümkün degildir. Siyasi bir yapinin psikolojik savasin temeline yerlestirilmesi zorunludur. Birçok provokasyonda bu sivil siyasal gücün kullanila geldigi de artik kanitlanmis gerçektir. Alaaddin Çakici 'nin her gün televizyonlara çikip, "açikladigi zaman yeri yerinden oynatacagini" söyledigi bilgiler bu iliskilerin bilgisi olmali. Ayni sekilde 1980 sonrasinda dogrudan Milli Güvenlik Konseyinin emriyle Ermenilere karsi girisilen yurtdisi operasyonlarda Ülkücü çetelerin kullanilmis olmasi da bu kapsamda deger kazanir.
Türk devleti özel harbin girdabina sürüklendikçe MHP'yi de büyütüyor. Yeni Dünya Düzeni tarafindan dayatilan sömürgelesme sürecinin siyasal boyutunda bir Kontrgerilla Cumhuriyeti'nin varligindan söz ediyoruz. Bu süreç ayni zamanda fasizmin tirmanisina denk düser.

IBDA-C'den Küçük Sol Gruplara Uzanan Cephe
Psikolojik savasa iliskin genel bir çerçeve olusturduk ve Türk psikolojik savas aygiti hakkinda belirli bir bilgiye sahibiz. Simdi artik Aydinlikçilar ve Isçi Partisi hakkindaki psikolojik savas konusunu ele alabiliriz. Böylece hem psikolojik savasin nasil yürütüldügünü somut olarak görecegiz, hem de Türkiye proleter devrimcilerinin karsi karsiya bulunduklari iftira ve yalan kampanyasinin gerçek kaynaklarina inecegiz.
Aydinlikçilari hedef alan psikolojik savas cephesi en sagdan en sola kadar uzanan bir yelpaze görüntüsü veriyor. En sagda IBDA-C 'yi görebiliyoruz. IBDA-C fanatik seriatçi bir provokasyon örgütü. Taraf isimli bir dergi çikariyor. Bazi "Sosyalist" örgüt liderlerini göklere çikarirken hemen hemen her sayisinda Dogu Perinçek ve Aydinlikçilara saldiriyor. Aydinlikçilarâ karsi kullandigi malzeme ayni: "Ihbarci" diyor, "ajan" diyor; 12 Ocak 1995 tarihli sayisinda bir sürü küfür savurduktan sonra yeni olarak Dogu Perinçek'in "Türkes ile beraber bir resmi binada Amerikan dolarlarini paylasirlarken yakalandigini" da yaziyor. Sadece IBDA-C'nin yayinlarinda degil, Selam gibi Yeni Düsünce gibi sagci veya Türkesçi yayinlarda da Aydinlikçilar hakkindaki iftiralarin tekrarlandigi görülebilir. Cephenin "sol" cenahinda ise Atilim, Fabrika, Kizil Bayrak, Sosyalist Iktidar gibi asil misyonlari Aydinlik düsmanligi olan isimlerine göre ve görünüste "sosyalist" dergiler yer alir. Son dönemde Özgür Ülke de cepheye dahil oldu.
"Büyük" basinda ise iftiranin yayincilari Hürriyet'teki Hadi Uluengin, Sabah'taki Cengiz Çandar'dir. Her ikisi de eski Aydinlikçi olan bu sahislar daha sonra Amerika'nin safina geçtiler. Köselerinde Amerika'nin Türkiye'ye iliskin politikalarini savunurlar. Cengiz Çandar, Pentagon'un gizli yerlerine girebilen "tek Türk" olmakla övünür. Turgut Özal'in danismanligina kadar yükseldi, 2000'e Dogru dergisi kendisinin MIT'le iliskilerini yazinca 22 "Aydinlikçilar beni teshir ediyorlar, öldürtecekler" diye devlete açik çagrilar yapti. Çagrilari sonucunda 2000'e Dogru dergisinin Ankara bürosu Polis tarafindan basildi; çalisanlar iskenceli sorgudan geçirildiler.
MIT Müstesar Yardimciligi'na kadar yükseldikten sonra emekli edilen ve bir suikast sonucu öldürülen ünlü istihbaratçi Hiram Abas ve emekli edildikten sonra Çiller tarafindan yeniden MIT e alinan Mehmet Eymür de Aydinlikçilari ayni sekilde "ajanlikla" suçlamaya çalismislardir. Bu son iki isim aslinda saldirinin kaynagini ortaya koymak bakimindan da son derece önemlidir.
IBDA-C'yi, bazi sözde "sosyalist" dergileri, Çandarlari, Mehmet Eymürleri ayni safta birlestiren bu iftira kampanyasinin, yillardir sürdürülen bu psikolojik savasin sebebi nedir? Aydinlikçilara karsi bu bitmeyen kin ve nefret nedendir? Niçin baska sosyalistler degil de Aydinlikçilar hedeftir?

Aydinlik Kontrgerillayi Halkin Önüne Çikardi
10 Temmuz 1978.
Aydinlik gazetesi, "Resmi Belgelerle Kontrgerilla" dizisini baslatiyor. Karanlik ve efsanevi örgüt "Kontrgerilla" kamuoyunun önüne çikariliyor. Devletin içindeki habis ur, devrim düsmani cephenin kanunsuz suç aygiti bir büyük kampanya boyunca teshir edilecektir. 10 Temmuz demokrasi mücadelesinin önemli bir günüdür. 10 Temmuz 1978 günü, ayni zamanda Kontrgerilla gerçek düsmaniyla göz göze gelmis oldu. O güne kadar devrimci bir örgüt olarak; devrimci örgütlerden biri olarak hedef alinan Aydinlikçilik ve Aydinlikçilarin kurdugu partiler, 10 Temmuz'dan sonra Kontrgerilla tarafindan artik stratejik düsman olarak hep listenin basinda tutulacaktir.
"Kontrgerilla" adi siyasal hayata 12 Mart askeri darbesiyle girdi. 12 Mart darbesinden sonraki dönem boyunca birçok yazar, birçok aydin böyle bir örgütten söz etti. Gerçekten de 12 Mart'tan sonra gözaltina alinip sorgulananlardan bir çogu gözleri bagli, iskence tezgahlarina yatirilirken iskencecilerden su sözleri dinlemislerdi: "Burasi dogrudan Genelkurmay'a bagli bir Kontrgerilla üssüdür. Burada ne anayasa, ne de baba-yasa vardir. Öldürür bir kenara atariz." Saniklarin moralini çökertmeye yönelik oldugu sanilabilecek olan bu sözler aslinda Kontrgerilla'nin devlet içindeki konumunu dile getiriyordu. Kontrgerilla devletin her türlü yasasinin üstündeki örgüttü. Tek bir yasasi vardi : "Düzenin bekasini saglamak." Bu amaçla girisecegi hiçbir eylemden dolayi sorumlu tutulmayacakti. Kontrgerillaci bu ilkeye göre egitilir, bu ilkeye göre isini rahat rahat yürütür.
12 Mart sonrasinda iskenceden geçmis insanlar, hafizalarina kazinmis olan, "Burasi dogrudan dogruya Genelkurmay'a bagli bir Kontrgerilla üssüdür" sözünü firsat buldukça anlattilar, yazdilar. Birçok ünlünün iskenceden geçirildigi Ziverbey Köskü özellikle çok tanindi. Ancak böyle bir örgütün varligi kanitlanamiyordu. Devlet ortaya atilan iddialar karsisinda gülüp geçiyor, ciddiye aldigini gösteren bir davranisa yönelmiyordu. Yazilip, çizilenler adeta Kontrgerilla'yi daha da korkutucu bir hale getiriyordu. Esrarengiz bir dehset örgütü vardi ve kimse ondan hesap soramiyordu. Saniriz o dönem boyunca Kontrgerillacilar durumdan son derece memnundular. Çünkü onlara göre amaca ulasilmis, bütün toplumu korkutabilecekleri bir ortam yaratmislardi. Psikolojik savas da buydu zaten! Kurbanlarin yakinmalari bile adeta Kontrgerilla'nin isine yariyordu...

Ecevit'in Verdigi Söz ve Sünger
Kontrgerilla kendinden son derece 21nin olarak, 1977 Haziran Genel Seçimlerinden önce yeni bir darbe tezgahlamaya giristi. Istanbul Yesilköy Hava Limani'nda ve Sirkeci Gari'nda sabotajlar yapti; I Mayis 1977'de ünlü Taksim provokasyonunu sahneye koydu, 35 insani katletti; Zamanin CHP Genel Baskani Bülent Ecevit'e Izmir Çigli Havaalani'nda suikast düzenledi; Taksim meydaninda yapacagi miting sirasinda Ecevit'i dürbünlü tüfekle vurma planlari yapti, bu plan bizzat Basbakan Demirel tarafindan Ecevit'e bildirildi; gene Kontrgerilla o günlerde devrimci bir örgüt adi izlenimini verecek sekilde TÜSDEK imzasiyla provokasyon bildirileri dagitti.
Bülent Ecevit bu durum karsisinda, "Kontrgerilla'dan hesap soracagim" dedi; halktan bu sloganla oy istedi. Darbe tezgahladigi saptanan Orgeneral Namik Kemal Ersun ve ona bagli bazi subaylar emekli edildiler, seçim yapilabildi. Bülent Ecevit iktidara geldi.
Aydinlikçilarin o zamanki partisi illegal TIIKP'ydi. (Türkiye Ihtilalci Isçi Köylü Partisi) Halkin Sesi adinda bir haftalik dergi çikariyorlardi. Aydinlikçilar 1977 Genel Seçimleri öncesindeki bütün provokasyonlara karsi yogun bir mücadele yürüttüler, TÜSDEK'i teshir ettiler, Namik Kemal Ersun'ü sergilediler; ama özellikle 1977 1 Mayis provokasyonu öncesinde büyük bir kampanya yaptilar. Tertip yapilacagini saptayip hem halki, hem de sosyalistleri uyardilar. Bu çabalara ragmen bir kisim sosyalist Kontrgerilla'nin tertibine alet oldu. Aydinlikçilar 1978 basinda TIKP'yi (Türkiye Isçi Köylü Partisi) kurdular ve Mart'ta da günlük Aydinlik gazetesini çikardilar. Artik Ecevit iktidardaydi. Kamuoyu Basbakan'dan Kontrgerilla'yi ele almasini bekliyordu. TIKP ve Aydinlik bu beklentiye uygun olarak Ecevit'e zaman tanidi, iktidara yerlesmeden onu sikistirmayi dogru bulmadi. Ancak aylar geçtigi halde Ecevit'ten ses seda çikmiyordu. Seçim öncesinde verdigi sözler hatirlaninca, "Geçmise sünger çektigim" söyledi.
Ecevit devlet sorumlugu üstlenince devletin içindeki manzarayi gönmüs, belki de korkmustu. Bir Basbakanin kontrgerilla'dan degil hesap sormak, onun hatirini bile soramayacagi kendisine generaller tarafindan ögretilmisti. Daha sonra , "ben generallere sordum, böyle bir örgüt yok dediler" gibi açiklamalari oldu. Ecevit o dönemden sonra artik Kontrgerilla'dan sorulacak hesabi bir daha agzina almayacak; giderek özellikle Kürt sorununun büyüdügü kosullarda Kontrgerilla'nin gerekli olduguna inanmaya baslayacakti.

Halk Tarzi Hesaplasma
Aydinlik "Resmi Belgelerle Kontrgerilla" dizisini iste bu kosullarda baslatti. Tarih 10 Temmuz 1978. Kontrgerillanin teorisi ve pratigi bir bir kamuoyunun önün çikarildi. Ama ne teori, ne pratik! Amerikan emperyalistlerinin kucaginda dogup büyüyen iskence aygiti, Amerikan baglantilariyla resmi belgelerle, fotograflarla, planlarla, krokilerle gazete sayfasinda yer aldi. Tabii iskenceciler de. O güne kadar adi sani duyulmamis, adlarinin sanlarinin duyulmayacagindan emin olarak, gözleri baglanmis devrimci kurbanlarina iskence tezgahlarinda kan kusturmus iskenceci sefler boy boy fotograflariyla, adresleriyle, rütbeleriyle, üsleriyle, yaptiklari gizli toplantilarla, darbe planlariyla halkin önüne konuldular. Artik toplum, Hiram Abaslari, Mehmet Eymürleri, Necdet Küçüktaskinerleri, Ayhan Ataünallari, Eyüp Özalkuslari, Sahap Atalaylari... tabii Faik Türünleri konusuyordu. Kontrgerilladan hesap soruluyordu. Kontrgerilla'dan ancak böyle hesap sorulabilirdi. Ecevit tarzi degil, halk tarzi! Halkin temsilcisi tarafindan!
Aydinlik'in "Kontrgerilla." kampanyasi Türkiye basin tarihini en önemli olaylarindan biridir. Aydinlik koleksiyonunu bir ansiklopedi degerine yükseltmistir.
Kontrgerilla kampanyasi bir gerçegi daha sergiledi: Kontrgerilla'dan hesap sorulmaksizin demokrasi yönünde hiçbir ilerleme kaydedilemez. Kontrgerillayi hedef almayan hiçbir devrimci çaba, ciddiye alinamaz.
Türkiye solu iskenceden, Kontrgerilla'dan çok söz etmis; iskenceyi her firsatta dile getirip sorgulamisti. Ama iskence mekanizmasini somut bir biçimde teshir etmeyi basaramamisti. Iste iskenceyi bunlar yapiyor, diye iskencecilerin yakasina yapisamamisti. Dolayisiyla iskence edebiyati bir yakinmadan ileri gidemiyordu. Ilk defa ve sadece Aydinlikçilar bu ise cesaretle giristiler. Sinif mücadelesi sadece silahla, sadece elle ayakla yapilan bir mücadele degildir. Önemli olan çizgidir, çizgi dogru olmazsa silahin hiçbir önemi yoktur. Devrim düsmani güçleri korkutan silah degil, silaha da kumanda eden ideolojidir, teoridir, beyindir. Leninizm'in ögrettigi gerçek böyledir.

Kontrgerilla Savunmada
Aydinlik'in yayini karsisinda devlet, daha dogrusu Kontrgerilla nasil bir tutum aldi? Ne yapti? Önce büyük bir saskinlik yasandi. Bir polis karakolunun bombalanmasi cinsinden bir olay degildi söz konusu olan, devletin çekirdegi saldiri altindaydi, Bugüne kadar böyle bir olay yasanmamisti. Aydinlikçilar böyle bir cesareti nerden aliyorlardi; bu isi nereye kadar götüreceklerdi?
Kontrgerilla ne yapilmasi gerektigini gene Kontrgerillanin kitaplarinda aradi. Psikolojik savas iyi hesap yapilmasini söylüyordu. " Iyi hesap yapin ve iyi bir yöntem
belirleyin" diyordu. Bu hesabin sonucuna göre seçilebilecek yöntemler de gene psikolojik savas kitaplarinda yaziliydi: "Direkt karsi propaganda", "unutturma", " önemini azaltma", "dikkatleri baska tarafa çekme". Tabii en iyisi "direkt karsi propaganda" idi, ama bu yöntemin büyük tehlikeleri vardi. "Bu metotda; karsi taraf propagandasinda bahsi geçen hususlar, birer birer ele alinarak çürütülmeye çalisilir. Böyle bir usul çok basarili olabilir. Fakat tam bir basari saglayacak deliller mevcut degilse veya durum buna müsait bulunmuyorsa; direkt karsi propaganda, asla basvurulmayacak, tehlikeli ve hatta geri tepen bir usuldür. Eger yüzde yüz basari saglanamayacak hususlarda bu metot kullanilirsa, hem karsi tarafin propagandasina yataklik edilmis olur; hem de
onun çürütülmesi imkansiz iddialarini okuyan kimseyi artik propagandanin müteakip kismiyla ikna etmeye imkan olmaz".23
Aydinlik'in ortaya çikardigi gerçekler karsisinda "direkt karsi propaganda" mümkün degildi. Belgeler güçlüydü. Anlatimlar, fotograflar, her sey o kadar ikna ediciydi ki, neresini çürüteceklerdi? "Geri tepme olabilir" çok daha tehlikeli sonuçlar dogabilirdi.
Diger metotlara basvurdular. Tabii en basta susturma, mahkeme yoluyla yayini durdurma tehdit ve adam kaçirma gibi yollar denendi. Aydinlik muhabirleri ölüm listelerine alindi. Ama en çok da "unutturma", "önemini azaltma", "dikkatleri baska tarafa çekme", yöntemleri kullanilmaya çalisildi. Büyük denilen basin olaydan uzak tutuldu. Soruya muhatap olan yetkililer "gizlilik" veya "memur olduklari, memurlarin açiklama yapamayacagi" gerekçesiyle konusmayacaklarini söylediler; olmadi, "bunlar geçmiste kalmis olaylardir" demeye getirdiler...
Ama kampanya beklenen sonucu aldi. Kontrgerillanin üstündeki örtü kaldirilmisti. Suç ve suçlular 70 Temmuz sonrasinin tarihi boyunca toplumun önünde olacakti. Gladio'nun Italya'da ortaya çikarilabilmesi için Sovyetler Birliginin çözülmesi, NATO'ya bagli böyle karanlik örgütlerin islevlerini yitirmesi, 7990'lara gelinmesi gerekmisti, ama Türk Gladiosu çok daha önce suç üstü yakalanmisti. 10 Temmuz 1978'den sonraki tarihimiz boyunca toplum artik Kontrgerilla'yi bildi; halka karsi hangi örgütün ve nasil mücadele ettigi Aydinlik tarafindan herkese göstertilmisti.

Uzun Süreli Psikolojik Savas
10 Temmuz 1978 günü Kontrgerilla gerçek düsmaniyla da tanismis oldu, artik onu hiç unutmadi. Mücadele uzun süreliydi; devlet ayaktaydi, Kontrgerilla bir yayinla yok olup gidecek degildi.
Devlet 12 Eylül askeri darbesinden sonra basta Dogu Perinçek olmak üzere TIKP yöneticilerini Kontrgerillayi teshir etmis olmalarinin hesabini sormak üzere hapse atti, uzun yillar hapiste tuttu. Isin bir de psikolojik savas boyutu vardi. Psikolojik savas, yogun bir yalan ve iftira kampanyasi biçiminde sürdürüldü.
Psikolojik savas aygiti, ortaya konulan gerçekler karsisinda hiç bir yalanlamada bulunamamisti. Bu kez bilgi ve belgeleri örtük ve dolayli biçimde dogrulayacak bir yola bas vurdu. Alttan alta su soruyu yaydilar: "Peki Aydinlikçilar bu bilgi ve belgeleri nereden buluyorlar?" Yani söyledikleri dogru, ama bu dogrulari onlara kim veriyor"] Gerçekler çürütülemeyince , o gerçekleri bulup topluma sunan devrimci örgüt üzerinde "süphe yaratma" yöntemine geçiliyordu.
"Nereden buluyorlar?" diye baslatilan kampanya, "Aydinlikçilar bu bilgileri C1A'- I dan aliyorlar" noktasina götürüldü. CIA'nin gerçekten ajanlari, CIA 'nin bordrosundan maas alarak CIA adina Türkiye halkina karsi operasyonlar , katliamlar düzenleyenler, iskence yapanlar simdi dönüp kendi içinde" yüzdükleri çamuru Aydinlikçilara atiyorlardi. Psikolojik savas aygiti bu iste ajanlari özellikle kullandi. Iftira sadece resmi agizlardan yapiliyor olsaydi gerekli etkiyi yapmayacakti. Sosyalistler arasina yerlestirilmis"; I ajanlar, "Aydinlikçilar bilgiyi ClA'dan aliyor" yalanini yaymak için seferber oldular, j Psikolojik savasin siyah ve gri yalani harekete geçirildi.
Aydinlik'in haber kaynaklari konusundaki suçlamalar yanit, "Sol" kisveli psikolojik savasin ele alindigi bölümde verilecektir. Simdilik su kadarini söyleyelim, MIT Aydinlik'a haber vermek söyle dursun, oradaki bazi güçler, bilgi verenlere yönelik ölümle biten operasyonlara bile basvurdular. Turan Çaglar olayi bu konuda iyi bir örnektir.

Aydinlikla Bilgi Verene Ölüm
1978'deki Kontrgerilla'yi teshir kampanyasi sirasinda Aydinlik'a. bilgi verenlerden biri de eski MIT yöneticisi Turan Çaglar'di. Turan Çaglar, 12 Mart darbesi öncesinde bir "Sol darbe" yapmaya çalisan ve "9 Martçilar" diye bilinen ekip içinde yer almis; bu nedenle MIT 'ten tasfiye edilmisti. MIT içinde rakipleriyle hesaplasmak için sahip oldugu bilgileri Aydinlik'a aktarmisti. MIT Turan Çaglar'i Amerika'ya bilgi satmakla suçlayip tutuklatti. 12 Eylül'den sonra Turan Çaglar hapiste süpheli bir biçimde öldü.
Suçlama aslinda gülünçtü. Çünkü MIT'in Amerika'dan gizli bir bilgisi olamazdi; CIA -MIT iliskilerini bilen hiç kimse bu yalani yutmazdi. Psikolojik savas Turan Çaglar'dan intikam aliyordu, ayni zamanda mümkün olursa, "Bilgileri Aydinlik'a CIA veriyor " yalanina da malzeme saglayacaklardi.
22 Ocak 1995 günü Isçi Partisi Istanbul Il Örgütü'nde psikolojik savas konusunda verdigim konferans sirasinda bu olayi da, burada yazdigim biçimde dinleyicilere anlattim. Özgür ülke gazetesi 25 Ocak tarihli ve "Hasan Yalçin MIT'le iliskilerini dogruladi " baslikli haberinde bu Turan Çaglar olayini da kullandi. "Yalçin, Aydinlik'in MIT'ten bilgi aldigini dogruladi" diye yazdi. Özetle, MIT, Aydinlica, bilgi verdigi için Turan Çaglar 'dan intikam aliyor, Özgür Ülke ise Turan Çaglar'dan bilgi aldigi için Aydinlik'i MIT ile iliski içindeymis gibi göstermeye çalisiyordu. Psikolojik savasin çemberi iste böyle kapaniyordu.

Yeni Güç Denemesi: MIT Raporu Olayi
Mücadele 1978'deki Kontrgerilla'yi teshir kampanyasiyla bitmedi. Aydinlikçilar ve Isçi Partisi devletin karanlik örgütlerini açiga çikarip, teshir etmeyi devrimci mücadelenin önemli bir görevi olarak sürdürdüler. Psikolojik harp aygitinin yaniti da ayni ölçüde sert oldu.'
Aydinlikçilar 1987'de 2000 'e Dogru dergisini çikardilar. "Haberde sinirin ötesi" sloganiyla yayin hayatina giren 2000'e Dogru Devlet tarafindan gizlenen gerçekleri ortaya çikararak kisa zamanda halkin sevgilisi oldu. 1988'in Subat ayinda ise Aydinlikçi dergi kamuoyunun önüne "MIT Raporu''olayini getirdi. Hiram Abas ve en yakin adami MIT'çi Mehmet Eymür yeniden sahnedeydi. Turgut Özal Hiram Abas'i MIT'in basina getirmek istiyordu. "Sivillestirme" adi altinda yürütülen operasyon epeyce ilerlemisti.
Özal, MIT içinde kendine bagli bu kligi 7957 Genel Seçimlerinde siyasal rakiplerine karsi kullanmak istemisti. Mehmet Eymür'e bu amaçla hazirlatilan Rapor Demire I, Hüsamettin Cindoruk gibi önemli politikacilari; ayni zamanda Necdet Ürug gibi önemli komutanlari hedef aliyordu. Dahasi devleti yönetenlerle yer alti dünyasi arasindaki karisik iliskileri bir santaj malzemesi olarak kullanmak üzere Özal için paketlemisti. Ilgililer 2000'e Dogru'nun yayini karsisinda aynen Kontrgerilla yayininda oldugu gibi
"sükut" ve " önemsizlestirme" yöntemine basvurmak istediler. Olmadi. Çünkü Rapor'da hedef genis tutulmustu.
Ürug basta olmak üzere hedeftekilerin de söyleyecekleri vardi. Büyük basin seyirci kalmayi ancak birkaç gün sürdürebildi. Olay birden patladi. 2000'e Dogru'nun yaktigi isigin altinda devletin içyüzü bir kez daha halkin gözleri önüne serildi.
Aydinlikçilar devrimci mücadeleyi ustalarin kitaplarindan aktarmalarla yapan etkisiz küçük sosyalist gruplardan farkli olarak halki kendi öz pratigi içinde egitiyordu. Devlet içindeki klikler çatismasi, Cumhurbaskani Kenan Evren'i, Basbakan Turgut Özal'i, MIT'i, Orduyu da içine çekerek siddetle, sarsintilarla sürdü. Hiram Abas ve Mehmet Eymür için ise kisisel önemde sonuçlar ortaya çikti. Özalci klik tasfiye edildi, Hiram Abas ve Mehmet Eymür bazi yardimcilariyla birlikte tasfiye edildiler. MIT Raporu olayi psikolojik harp aygitinin Aydinlikçilara düsmanligini pekistirdi. Aydinlik'ta gerçek düsmanini bir kez daha gördü.
Aydinlikçilar uslanmamislardi, MIT'in tekerine gene çomak sokmuslardi. Devletin içini karistirmislardi. Demek ki psikolojik savasin fokurdayan kazanlarinin altina yeniden ve bol miktarda odun atilmasi gerekiyordu. Atildi.
Bu kez aygitin önemli adamlarindan biri, Mehmet Eymür, Aydinlikçilarin ve Dogu Perinçek'i dogrudan, kendi agziyla ve mahkeme önünde suçladi. Böylece Aydinlikçilara yönelik iftiranin kaynagi da çirilçiplak ortaya çikmis oluyordu. Eymür, Perinçek ve arkadaslarinin MIT ajani olup olmadigindan kuskuluydu. Bu konuda bir sey diyemiyordu. "Bilsem bile bir sey söyleyemem" diyordu. Eymür, daha sonra anilarini yazdi. Kitabin adi Analiz. Esas olarak Aydinlikçilardan intikam almak, Aydinlikçilari karalamak için kaleme alindigi hemen anlasiliyordu. Analiz kitabi, TIB tarafindan illegal olarak yayimlanan "2000'e Dogru'nun Yayinlari ve Gerçekler", "Muhbirlik. Devrime Ihanet ve Dogu Perinçek" gibi psikolojik savas brosürlerinden sonra yazarinin gerçek ismini tasiyan son ürün oluyordu.

Eymür'ün Suçlamalari Nasil Bosa Çikarildi
Eymür kitabinda Aydinlik'tan "Fabrikatör" diye söz ediyordu. Belirttigine göre bu ismi Eymür'ün sefi Hiram Abas vermisti, "Uydurma ve sisirme haber üreten sahis veya grup" anlamina geliyormus. Eymür yaziyor: "Hiram Bey, Fabrikatör'ün arkasindaki gücün... ABD ve Ingiltere oldugu kanaatindeydi." Iste bu kadar! CIA ile içli disli bir istihbarat örgütünün zirvesinden, o zirveye gene.CIA'nin elleri üstünde tasinmis istihbaratçilar tarafindan Aydinlik'a "Amerikanci" suçlamasi yapiliyordu. Üstelik ayni Istihbaratçilar Turgut Özal'a siyasette kullanmasi için hazirlayip sunduklari raporla birlikte suçüstü yakalanip kamuoyunun önüne çikarilmislardi. O Turgut Özal ise Baskan Bush'un "biraderi" oldugunu her firsatta söylemis, Amerikanciligi bir meziyet olarak savunmustu.
Mehmet Eymür'le. 2000'e Dogru dergisi adina Hiram Abas ve kendisinin Aydinlikçilara yönelttigi suçlamalar üzerine bir röportaj yaptim. Kendisi röportajdan önce teyplerin karsilikli çalistirilmasini, onun sorularina da benim yanit vermemi istedi. Kabul ettim. Bu röportajin tam metni 2000'e Dogru'nun 6 Agustos 1989 tarihli sayisinda çikti.
Eymür'e orada Aydinlikçilari kimin ajani olmakla suçladiklarini sordum. "Amerika mi?" dedim, "Hayir" demek zorunda kaldi; "Ingiltere mi?" gene yanit "Hayir" di. "Almanya?", "Hayir". Peki Aydinlikçilar kimin ajaniydi? Eymür çaresizlikle "FKÖ ile isbirligi yapiyorsunuz " dedi.
Daha sonra Analiz kitabina ek olarak da yayinlanacakti ki, Eymürler, yani MIT benim bir gazeteci olarak zamanin Filistin Büyükelçisi Abu Firas'la Filistin Elçilik binasinda yaptigim görüsmelerimi teybe almisti. Bir tertibin pesindeydiler, ama görüsmeler onlara bu imkani verecek cinsten degildi. Iste Filistin'le isbirliginin kaniti da buydu. Ben Eymür'e ezilen dünya ile dost oldugumuzu, suçlamasinin bize seref verdigini söyledim. CIA ve MIT tarafindan üretilen iftira, bizzat onu ileri süren MIT'çi tarafindan tekrarlanamamisti bile. ama iftira tabii ki sürdürülecekti.

KGB"nin Agziyla Yöneltilen Suçlama
Eymür'ün kitabinda son derece ilginç baska görüsler de vardi. Söyle yaziyor: "Hiram Bey'e göre Perinçek ve Fabrikatörün Türkiye'deki misyonu söyleydi; Türkiye'de hizla gelisen ve Bati dünyasi için tehlikeli hale gelen Sovyet yanlisi asin solu, yeni doktrinle bölmek , birbirine düsürmek, parçalamak , etkisiz hale getirmek." Bu satirlar pekala Sovyet istihbarat örgütü KGB'nin bir belgesinde de yer aliyor olabilirdi.
Hiram Abaslar, Mehmet Eymürler, daha dogrusu psikolojik savas aygiti Aydinlikçilari suçlayabilmek için gerektiginde KGB'nin agzini bile kullanabileceklerini göstermis oluyordu. Öyle degil mi? Eger Aydinlikçilar, Bati adina Sovyet yanlisi asiri sola karsi çikiyorlarsa MIT bundan niçin rahatsiz olacakti? Abaslar'in Eymürlerin dedikleri dogru olsaydi, NATO Aydinlikçilara madalya verirdi. MIT de saygi durusuna geçerdi.Türkiye NATO'nun bir üyesi degil miydi, NATO Sovyetlere karsi kurulmus degil miydi; dahasi MIT, Abaslar, Eymürler Amerika tarafindan Sovyetler'e karsi mücadelede görev yapsinlar diye egitilmemisler miydi? Psikolojik harbin yasasidir bu : Hedefi yipratmak için her kiliga girebilirsin, her türlü yalani ortaya atabilirsin!

Psikolojik Savasin Rusya Ayagi
Eymür'ün, Hiram Abas'tan aktararak yazdiklari ve Sovyet taraftarlarinin Aydinlikçilara yönelttikleri "Maocu Bozkurt" suçlamalariyla birlesiyor. Aydinlikçilik ayni zamanda Sovyet sosyal emperyalizmine karsi mücadelenin adidir.
Sovyet sosyal emperyalizmi Türkiye içindeki faaliyeti boyunca Aydinlikçilari karsisinda buldu. Sovyetlerin emperyalist karakteri' de ilk kez Aydinlikçilar tarafindan sergilenmisti. Tabii bu yüzden Sovyetler Birligi'nin psikolojik savasiyla da karsi karsiya geldiler. Sovyet taraftarlarinin yayinlari olsun, radyolari olsun Aydinlikçilari "Amerikancilikla" suçladi. MIT ve CIA tarafindan üretilen malzemeyi kendi mallari olarak kullandilar.
Amerikancilarla, Sovyet sosyal emperyalizmi taraftarliginin Aydinlik düsmanligi konusunda bulusmalari Aydinlikçiligin Türkiyeli karakterinin, devrimciliginin en büyük kanitidir. Iki büyük emperyaliste karsi da tutarli bir mücadele yürütülmüs oldugunun en önemli göstergesidir. Türkiye'nin, halkin düsmanlari Aydinlikçilari ve Isçi Partisi'ni de en tehlikeli düsman saymislardir

Düsmanin itiraflari: "MIT'I Pasif Duruma Soktular"
Hem Hiram Aba s, hem de Mehmet Eymür, MIT Raporu olayi sirasinda basina demeçler ve röportajlar vererek Aydinlik'in Kontrgerilla'ya., MIT'e ve toplam olarak devlete karsi yürüttügü mücadelenin nelere yol açtigini, nerelerde tahribat yaptigimda itiraf ettiler.
8-11 Haziran 1988 tarihleri arasinda Sabah gazetesi'nde Güngör Mengi'nin Hiram Abas'la yaptigi röportaj çikti. Röportaj boyunca Abas, Aydinlikçilarin kendisini nasil teshir ettiklerini, her yükselisi sirasinda nasil karsisina çiktiklarini anlatip yakiniyor. Röportajin bir yerinde söyle diyor: "Bunlar, 1978'de MIT hakkindaki yayinlarla MIT'i pasif duruma sokabildiler. "Güngör Mengi hayretle soruyor: "Basardilar mü" Deneyimli istihbaratçi ilk sözünün anlamini zayiflatmaya çalissa da gerçegi tekrarlamak zorunda kaliyor: "Evet, sadece kisa bir süre için basardilar. Bunu kabul edebilirsiniz, basardilar." Hiram Abas söyle devem ediyor: "Simdi 1987-88'deki benim aktivitemi yöneltmek istedigim yerler, kurdugum daire, çalismalar, Güneydogu'da biraz terörün azalmasi ... Ve PKK faaliyetine bakarsaniz , PKK faaliyeti Güneydogu'da bir eylemdir, ama esas büyük faaliyet Avrupa'da ... Neticede herhalde yine sikintilar baslamistir malum yerlerde ve bunun neticesinde Dogu Perinçek yine üzerime üzerime geldi."
Mehmet Eymür de hem i97S'deki Kontrgerilla kampanyasini, hem de "MIT Raporu" yayinini, gene o Rapor günlerinde gazetelere verdigi demeçlerde degerlendirdi. Eymür 1978 için söyle diyordu: "Zamanin Basbakani bile etkilenerek, Kontrgerilla- iskence edebiyatina kapilmisti. MIT, polis pasifize edildi. MIT sorgulardan çekildi. Özel Harp Dairesi siki bir denetim altina alindi." Eymür'ün kendisinin de emekli edilmesiyle sonuçlanan "MIT Raporu" olayina iliskin sözleri ise söyleydi: "Bu son operasyon tam anlamiyla teskilati (yani MIT'i) bitirmistir. Bu MIT'in çöküsüdür.)

MIT'çi Eymür: " Aydinlikçilar Tetik Çekenden Tehlikeli"
Dahasi var. Mehmet Eymür, Analiz kitabini Milliyet gazetesinde tefrika ettirdi. Gazete hukuki sorumluluktan kaçabilmek için sadece Dogu Perinçek adi yerine uydurma bir isim kullanarak Eymür'ün iftiralarini oldugu gibi yayimladi. Dogu Perinçek söz konusu yayina yanit verdi. Bu yanitlar 10 Haziran 1991 gününden baslayarak üç gün "CIA ve MIT içindeki adamlarinin itiraflarindan korkmayiz", "CIA 'nin hedefiydik" ve " Abas ve Eymür Özal'in hizmetindeydi" basliklariyla verildi. Mehmet Eymür, Perin-çek'in yazisina bir yanit daha verdi. Milliyetin 14 temmuz tarihli sayisinda çikan bölümde Eymür aynen sunlari söylüyordu: "Perinçek, 'Eymür , anilarinda sadece Aydinlikçilari dinmez bir kinle karsisina aliyor' diyor. Perinçek dogru söylüyor... Perinçek gibi Hiram Abas'in Mahmut Diklerin, Ilgiz Aykutlu'nun, Hulusi Sayin'in, Ismail Selin'in, askeri polisi ve sivili ile daha nicelerinin ölümünde tetigi çekenler kadar ve hatta onlardan da daha fazla suçludur... Hizmet ettikleri yabanci güçlerin talimatiyla yalan haberler üretmis, insanlari teshir etmis, resimlerini, adreslerini yayinlamis ve onlari tetigi çekenlere hazir bir hedef haline getirmislerdir."
Eymür'ün bu son sözlerinde herkesin çikarmasi gereken önemli dersler vardir. Bir, teshir, yani halkin önüne çikarma, yani Aydinlik'in yaptigi is tetik çekmekten çok daha dogru bir devrimci tutumdur. Psikolojik savas aygitina ve Kontrgerilla'ya çok daha agir
darbeler indirmistir. Kontrgerilla sabotajlar, suikastlar türünden silahli eylemlerden tedirgin bile olmaz. Böyle eylemlerin devrimcileri tecrit ettigini bilir. Hazirliksizken ayaklanmaya, silahli eyleme tahrik etmek psikolojik harbin ilkeleri arasindadir.
Iki, sözde solcular Aydinlikçilari "ihbarcilikla" suçlarken, ayni suçlama bu kez Mehmet Eymür'den gelmektedir. Eymür de Aydinlikçilarin çesitli MIT çiler ve askerleri teshir ederek tetikçilerin hedefi yaptigini ileri sürüyor.
Üç, Eymür Aydinlikçilara karsi "dinmez bir kin" duyduklarin söylüyor. Kuskusuz bu sadece kendi özel duygusu degil, devletin genel yaklasimini da ortaya koyuyor.
Eymür, Analiz kitabinda da ayni düsünce ve duygulari sergiliyor. Orada Eymür, Mahir Çayanlari katledildigi Kizil dere olaylarini ve kendisinin katildigi iskenceli sorgulara iliskin anilarini da anlatiyor. Aydinlikçilar disindaki devrimcilere olabildigince yumusak bir dil kullanmaya özen gösteriyor. Aydinlikçilar söz konusu olunca ise her türlü iftiraya basvuruyor. Zaten kitabi bunun için yaziyor.

Psikolojik Savasin Emrindeki "Sol"
Simdi görmüs bulunuyoruz: Aydinlik ne yapti? Kontrgerilla, MIT ve MHP ile mücadele eti, onlari teshir etti, devlet konusu da halki bilgilendirdi, egitti. Gazete olarak Aydinlik.
Düsünüldügünde ilk akla gelen iste Kontrgerilla, MIT ve MHP'ye karsi yürütülen bu mücadeledir. Mücadelenin sonuçlari bizzat o mücadeleye hedef olan örgütler tarafindan itiraf edilmistir.
Hiram Abas , "MIT'i pasifime ettiler" demistir. Mehmet Eymür "Bu MIT 'in çöküsüdür" demis ve eklemistir. "Evet, biz Aydinlikçilara dinmez bir kin besliyoruz."
Bu yazida MHP'ye karsi yürütülen mücadeleye girilmedi. Ancak Kontrgerilla ve MHP'den hesap soralim" sloganiyla yürütülen büyük kampanyalari , Maras Katliami sonrasindaki yayinlari, MHP'lilerin Aydinlik'ta çikan itiraflarini o günleri yasayanlar çok iyi hatirlayacaklardir.
MHP'ye karsi mücadelenin sonucunu Türkes sikiyönetim-mahkemesinde yargilandigi sirada dile getirdi. Türkes söyle dedi: "Savcilar, bizim hakkimizdaki iddianamelerini Aydinlik'tan yazdilar."
Peki "Sol" ne yapti?
"Sol" olduguna göre devlete karsi olmasi, Kontrgerilla'ya MITe, MHP'ye karsi yürütülen mücadeleye sahip çikmasi beklenirdi. Aydinlik'a. bir "tesekkür" sunmasi gerekirdi.
Öyle olmadi!
Tam tersine Sol'un bir kesimi hemen saldiriya geçti. Aydinlik'a. karsi saldirisini adeta "dinmez bir kinle" yillar yili sürdürdü. Üstelik bu saldirida dogrudan dogruya Kontrgerilla ve MIT tarafindan imal edilmis malzemeyi kullandi. Aydinlikla psikolojik savas aygiti arasindaki mücadelede devlete güç verdi. "Devrimci" oldugu ölçüde kendi bindigi dali kesti. Türkiye devrim tarihindeki en önemli basarilari gözden düsürmeye çalisti.

"Ihbarcilik"ve "Devrimci Öldürdüler" Iftirasi
Aydinlikçilara, "Solcu" kisve altinda yöneltilen belli basli iki iftira var. Biri özellikle son zamanlarda bol bol yazilip çiziliyor, sudur: "Aydinlikçilar Eylül öncesinde devrimcileri öldürdüler". Ikinci Iftiraya göre ise, "Aydinlikçilar üstelik adreslerini de vererek devrimcileri devlete ihbar ettiler". Her iki iftiranin da somut hiçbir kanitini bugüne kadar gösterebilen çikmadi. Ne ihbar edilmis bir devrimci gösteren var, ne de öldürülen bir insan!
"Devrimci öldürdüler" seklindeki iftira, bütün diger iftiralarin da ne derece geçerli oldugunu derhal sergileyecek ölçüde akil almaz niteliktedir.
Söyledikleri isi iftiracilar defalarca ve bizzat yapmislardir. Hatta bir kismi halen yapmaya devam etmekte, fikir ayriligina düstükleri eski arkadaslarini pusular kurup acimasizca öldürmektedirler. Bu eylemlerini de dergilerinde savunabilmektedirler. Ama en azindan sosyalistlerin büyük bir kesimi için söyleyebiliriz, Sol içi tartismalar artik ölümle bitmiyor. Belirli ölçüde ders çikarildi.
12 Eylül'den önce böyle degildi. Ve 12 Eylül öncesinde Sol içi fikir ayriliklari nedeniyle solcular tarafindan öldürülmüs devrimci sayisinin 300'ün üzerinde oldugu tahmin ediliyor. Evet üç yüz! Katliam boyutunda bir olaydir bu. Bu kan gölünün içinde Aydinlikçilar tarafindan dökülmüs bir damla kan yoktur. Birakalim devrimci öldürmeyi kimse Aydinlikçilar tarafindan fikir ayriligi nedeniyle incitilmis bir karinca bile gösteremez. Tam tersine, Aydinlikçi hareket ortaya çiktigi andan itibaren daima Sol içi siddete karsi çikti.
1970 öncesinde TIP içindeki tartismalar sirasinda beliren sorunlari siddetle çözme egilimi Aydinlikçilar tarafindan derhal elestirilmisti. O zamanlar basta Mahir Cayan olmak üzere, "Oportünizm emperyalizm demektir; oportünizme ve emperyalizme karsi mücadele ayni yöntemlerle yapilmalidir; dolayisiyla oportünizme karsi siddet uygulamak dogrudur" seklinde bir görüsü savunanlar vardi. Bu görüsü uyguladilar da. Aydinlikçilar bu tutuma karsi, "Oportünizmi açiga çikaralim ve ideolojik mücadeleyle yikalim" sloganini ortaya atmislardi; yani fikrin ancak fikirle karsilanmasi gerektigini savundular.
1970'ten sonra ise Aydinlikçilar bütün sosyalistlere defalarca çagrilar yaptilar. Dediler ki, "Gelin hiçbir noktada anlasmasak bile Sol içi tartismada siddet kullanilmayacagi, siddet kullananin beraberce tecrit edilecegi noktasinda anlasalim. Anlasmamizi yazili bir belge haline getirip topluma ve bütün devrimcilere açiklayalim." Kabul görmedi. O üç yüz kadar devrimci insanimizin yasamina mal olan sürece Aydinlikçilardan baska elestiri yönelten, karsi çikan olmadi. Bazilari bazilarini "oportünist" ilan etti, "Oportünist demek hain demektir" dedi ve vurdu. Vurdu ve "ajandi" deyip geçti. Devrimci kamuoyu bunlari görmezden , duymazdan geldi, adeta onayladi. Bu onay, yeni insanlarin katledilmesiyle sonuçlandi.
Devrimci öldüren devrimci olamaz. "Devrimciyim" yaftasiyla devrimci öldüreni devrimciler halka teshir etmezlerse; polis gelip devrimciyi öldürür, devrimciler de polisin cinayetini gizlemis olurlar. Polisin hizmetkâri konumuna düserler. "Devrimci" öldürmeyi hangi gerekçeyle olursa olsun savunan adam, sonunda polisin yanina sürüklenir. Ne fikir savunuyor olursa olsun, bir devrimciyi fikri yüzünden öldüren insanin kim
tarafindan yönetildigi, ajan olup olmadigi arastirilmalidir. Nitekim 12 Eylül öncesinde öyle kolayca devrimci kani dökenlerin ne kadari polisin ajaniydi arastirilmasi gereken bir konudur. Bunlari arastirmak, hatta bunlarin hesabini vermek durumunda olanlar Aydinlikçilari suçluyorlar, Aydinlikçilari suçlama ittifaki yapabiliyorlar. "Devrimci" grup örgütlemeye çiktiklari ilk anda, en yakinlarindaki devrimciyi katledip, cesedini parçaladiktan sonra bir sandiga yerlestirenler; verecekleri ölüm cezalarini dergilerinde ilan ettikten sonra infaza geçenler, ele ele verip Aydinlikçilikta devrimci katilligi ariyorlar.

Aydinlikçilar Devrimci Öldüreni Asla Korumaz
Aydinlikçilar kimseyi öldürmediler. Mesru müdafaa, yani canini savunma durumu disinda kimseye el kaldirmadilar. Dergilerini satmalari engellendi, insanlari saldiriya ugradi ve öldürüldüler.
Evet Aydinlikçilar öldürmediler ama öldürüldüler. TIKP 'nin Gaziantep Il Baskani Zeki On, Tunceli II Yöneticisi Adil Turan , Tunceli Nazimiye ilçe Baskani Hasan Erkiliç, Kahramanmaras Il Yöneticisi Mehmet Ongan, Kahramanmaras'ta devrimci ögretmen Inan Özdemir, "Solcu" geçinenler tarafindan katledilen Aydinlikçilardan sadece birkaçidir. Bu insanlar Türkiye'nin yetisdirdigi en iyi devrimcilerdi, yillarca halka hizmet etmislerdi; çogu mesleklerini, okullarini, islerini birakarak profesyonel devrimcilik yapiyorlardi. Aydinlikçilar bu cinayetler karsisinda bile kan davasi gütmediler. Ama katilleri halka teshir ettiler.
"Aydinlik ihbar etti" diyorlar. Nasil ihbar etmis Aydinlik! Devrimci katillerini yazarak. Gazete vasitasiyla polise bilgi vermis. Öyle bir iftira ki, üç yasindaki çocuk bile inanmaz, her türlü mantiktan yoksun. Ihbar edecek adam bu isi neden gazetesine yazarak yapsin? Polisin telefonunu mu bilmiyor, yoksa bir polis karakoluna gitmeyi mi akil edemiyor? Aydinlikçilar herhalde "ihbarcilikla suçlanmayi " çok istedikleri için gazeteleriyle açik açik yaptilar bu isi! Üç yasindaki bir çocugu inandiramayacak bir iftirayi imal ettiler, kendilerini bu iftiraya inandirmaya çalistilar, Aydinlikçilari halktan tecrit etmek seklindeki psikolojik savas taktiginin hizmetine girdiler.
Aydinlik kimse hakkinda polise bilgi vermedi. Aydinhk'ta. yazilanlar nedeniyle kimsenin basina bir is gelmedi. Devletin, "Aydinlikçi öldürülmüs sunu bir takip edeyim" diye bir derdi de olmadi. Devlet, devrimciler arasindaki o öldürmeli çatismalari daima memnuniyetle izledi.
Ne istiyolardi Aydinlik'tan
Bazilari kendilerine "devrimci" adini verecekler, sonra gelip Zeki Ön'ü, Adil Turan'i Mehmet Ongan'i, Hasan Erkiliç'i Inan Özdemir'i acimasizca kursunlayacaklar, iskence yaparak öldürecekler; Aydinlikçilar da madem ki kendine "devrimciyim " diyenler öldürdü, susalim oturalim diyecekler! Ne katili arayacaklar, ne olayin üstüne gidecekler. Hatta kuzu kuzu bekleyecekler ki, o "devrimci " yaftali katiller baska devrimcileri de öldürsünler. Iftiracilar Aydinlik'tan devrimci katillerini korumasini istiyorlar. Zeki Ön'ün partisi Zeki Ön'ü öldürenleri gizleyecek, isimlerini halka duyurmayacakmis; Katil, hem öldürme hakkina sahip olacakmis, hem de öldürdügü devrimcinin partisi tarafindan korunma hakkina! Devrimcilik tartismasi mi yapiyoruz, cinayetçilik tartismasi mi?
Aydinlik bu tür bir devrimciligi asla kabul etmedi. Devrimci öldüreni devrimci saymadi. Devrimci öldüreni hâlâ "devrimci" kabul eden zihniyetle daima mücadele etti. "Ihbarci" filan gibi iftiralara asla pabuç birakmadi.
Aydinlik devrimci katillerini arastirdi. Ulastigi bilgileri halka sundu. Çünkü en önemli yargi halkin yargisidir, sonucu halkin karari belirleyecektir.
Türkiye'nin bir kisim solcusu hâlâ geçmisten yeteri kadar ders çikarmis degil. Hâlâ devrimcinin devrimci öldürmesini hos görme zihniyetini yasatiyor. Bu zihniyet yasadikça, kendi içine polisin elini kolunu sallayarak girmesine, tertiplere kurban edilmesine engel olamayacaktir. Bölünüp parçalanmalardan; halk yiginlarindan tecrit olmaktan kurtulamayacaktir. .
Türkiye Solu'nun bir tek çikis yolu vardir.Net olarak Aydinlikçi tutumun hakliligini teslim etmek. Devrimciler arasi siddeti açikça lanetlemek!

Tarihin Içinden Bulunup Çikarilan Yalan
"Solcu" kisveli psikolojik savasin son zamanlarda isitip piyasaya sürmeye çalistigi bir iftira var, gerçekten de çok ögretici. Diyorlar ki, 'Aydinlikçilar 12 Kasim 1978 günü Turgut Ipçioglu adli devrimciyi öldürdüler.' Dogru dürüst bilmiyorlar. O çocugun soyadi "Ipçioglu" degil "Ibçioglu" idi. 12 Kasim 1978'de degil, 7 Kasim 1978'de öldürülmüstü Öldüren Aydinlikçi degil, Dev-Sol'cu idi. Öldürenin adi Selçuk Öçmen'di. Selçuk Öçmen cinayetten çok kisa bir süre önce TKP taraftarlarinin gençlik örgütü IGD'den ayrilip Dev-Sol'a geçmisti.
Dev-Sol, IGD ve Devrimci Kurtulus isimli örgütlerin üyeleri Bakirköy Lisesi'nde boykot yapmak istemisler, disardan getirdikleri adamlarla boykot için ögrenciye baski uygulamaya kalmislardi. Aydinlikçi ögrenciler zorbalara karsi çikmislar, bu saçma boykotun yapilmasini engellemislerdi. Söz konusu üç grup olaydan bir gece önce IGD'lilerin denetimindeki Bakirköy Halkevi'nde bir toplanti yaparak Aydinlikçi gençlerden intikam alma, gerekirse öldürme karari almislardi. Olay günü saldirganlar okul çikisinda, aralarinda Ibçioglu da oldugu halde Aydinlikçi Bayram isimli genci sikistirmislar, itip kakmislar daha sonra da silahlarina davranmislardi. Bayram adli devrimci olay yerinden kaçarken saldirganlar silahlarini ateslemislerdi. Selçuk Öçmen'in silahindan çikan kursunlar Ibcioglu'nu bulmus, onun ölümüne yol açmisti.
Ibçioglu'nun öldürülmesi olayi o zamanki günlük Aydinlik tarafindan bütün kanitlariyla açiga çikarildi. Aydinlik 9 Mart 1979 tarihli sayisinda olayi ayrintisiyla yazdi. Dev- Sol, IGD ve Devrimci Kurtulus üyelerinin Aydinlikçilara karsi kurduklari komplo sirasinda birbirlerini vurduklari taniklarla, katilin adi da saptanarak, olay krokileriyle kamuoyuna sunuldu. Birçok görgü tanigi olayi Aydinlik'a anlatmisti. Ayrica Dev-Yol'cu bir ögrenci kendi el yazisiyla Aydinlik'a bilgi vermis, anlatimlari teyple de kaydedilmisti. Inkâr mümkün degildi.
Dev-Sol, IGD ve Devrimci Kurtulus örgütü o zaman da büyük gürültü koparmislar, Ibcioglu'nun Aydinhkçilar tarafindan öldürüldügünü iddia etmislerdi. Hem de nasil? Duvarlara afisler asarak, toplantilar yapip Aydinlikçilari okullara sokmama karari çikartarak! Bu adamlar, yani iftiracilar, her türlü suçlamayi rahatlikla yapabiliyorlar, Ihbarsa ihbarda da bulunuyorlar ama ihbarci olmuyorlar.' Tam tersine saldirdiklari insanlara "ihbarci" damgasini basiyorlar.
Ayni tutumlarini simdi de sürdürmektedirler. Geçtigimiz haftalarda ITÜ'de Aydinlikçilara saldirdilar. Gerekli dersi alip dagildilar, olay sirasinda bir arkadaslari yaralandi. Hemen kagida kaleme sarildilar, üstelik yaralandigini söyledikleri arkadaslarinin resmini de basip, iste bakin Aydinlikçilar yaraladi diye vaveylayi kopardilar. Ayni resim, ayni yazi Özgür Ülke gazetesinde de yer aldi. Aydinlikçi gençler polis tarafindan gözaltina alindilar. Her zaman hem suçlu hem güçlü olmak istemislerdir. Kendi mantiklarina göre ihbarcidirlar, ama ihbarciligi baska yerde aramaktadirlar.
Bu tür solcu gruplar için insan yasaminin ve gerçegin degeri yoktur. Kendi vurduklari arkadaslarinin anisi önünde olsun biraz düsünecek yerde, o ölümü istismar etme yolunu aramaktadirlar. Aydinlikçilarin "devrimci öldürdüklerine " dair örnek diye bulabildikleri on alti yil önceki Ibcioglu cinayeti bile kendilerine aittir. O zamandan beri örgütten ayrildi gerekçesiyle vurup öldürdükleri devrimcinin ise hesabi yoktur. Yalan ve cinayet zemininde birbirlerine sarilarak Aydinlikçiliga karsi iftira savasi yürütüyorlar.

Halka Karsi Siddet
12 Eylül öncesinde bir kisim Sol yalniz kendi içinde degil, halka karsi da siddet uyguladi. Bazi gruplar kendilerinde halktan insanlari öldürme hakki gördüler. Isi "fasisttir" diye nitelendirdikleri isçileri kursuna dizmeye kadar götürdüler, üstelik kimin "fasist" olduguna da kendilerine yakinligina uzakligina göre, gene kendileri karar verdiler. Bu cinayetlerden en ünlüsü Istanbul Ümraniye'de bes isçinin "MHP'lidirler "diye çalistiklari tas ocagindan çikarilip kursuna dizilmeleri olayidir.
"Öncü Savas" halkin kahramanca eylemlerle örnekler yaratacak devrimcilere bakarak harekete geçecegi varsayimina dayaniyordu. Öncüler bazi eylemler yaptilar, ama halk kendilerin izlemedi. O zaman dönüp halki suçladilar.
Aydinlikçilar bu tehlikeye basindan itibaren dikkat çektiler, uyardilar, devrimcileri kitle çizgisine çagirdilar. Devrimci çizgi halkin vicdanini esas alir. O vicdanin reddettigi eyleme girismez. Marksizm insanlari kafalarindaki fikirlere göre degil, ekonomik süreçlerdeki konumlarina göre siniflandirir. Isçinin bilincini dönüstürmek, onu devrimci yapmak öncünün görevidir. Kafalari kirarak o kafanin içindeki fikirleri degistirmek mümkün degildir. Halka siddet uygulayan devrimci olamaz, devrimci kalamaz. Devrimciler halktan insan öldürüyor diye devlete bir zarar gelmez. Tam tersine devlet bu durumdan fazlasiyla memnun kalir. Böyle eylemler devletin çok isine yaramistir. Halka siddet uygulayan solculuk, devrimcileri halktan tecrit etti. .Tecrit olan devrimciligin ise en iyimser deyimle devlete yem olmaktan öte varabilecegi bir yer yoktur. Olaya konumuz açisindan, yani psikolojik savas ilkeleri isiginda baktigimizda ise bu tür solculugun devrimciligi ezmekle görevli merkezlerin isini ne kadar kolaylastirdigini görebiliriz. "Asiyi halktan tecrit etmek" psikolojik savasin basta gelen amacidir.
Aydinlikçilar halka karsi siddet uygulanmasina karsi çiktilar. Fikirleri yüzünden halktan insanlari öldürenleri gene halkin önünde elestirdiler. Aydinlikçilar devlete ve hakim siniflara karsi yapilan hiçbir eylemi, o an için yanlis bulsalar bile, teshir etmediler; bu tür herhangi bir eylemin içindekiler hakkinda hiçbir sey yazmadilar, Aydinlik'in yayin ilkesiydi bu. Aydinlikçiligin ölçüsü her zaman halkin çikarlari oldu. Aydinlikçilar devrimciligi dâima halkin kazanilip seferber edilmesi olarak anladilar.

Ögrenci Kimligi olan Herkese Ögrenim Hakki
Simdi unutuldu gitti ama, 12 Eylül öncesinde bir de su veya bu grubu okullara sokmama politikasi vardi. Kendini güçlü hisseden grup "Bu okula fasistler giremez" sloganiyla ise girisiyor, sonunda kendisinden olmayan herkese karsi terör uygulama noktasina variyordu. Bu politika da, kendinde halka siddet uygulama hakki gören çizginin ürünüydü. Üstelik Türkiye çapinda bir güç hesabina da dayanmiyordu.
Bugünkü düzen içinde devrimcilerin okullara kimin girip kimin giremeyecegini sürgit belirlemelerine olanak yoktu. Bu çizgi, sonunda devrimci ögrencileri okullara gidemez duruma getirecekti. Dogru politika herkesin okullara özgürce gidebilmesini savunmakti, gençlik yiginlariyla devrimciler ancak bu temelde bulusabilirdi. Aydinlikçilar bu görüsleri dile getirdiler, "Ögrenci kimligi olan herkese ögrenim özgürlügü" sloganini ortaya koydular. O dönemde bu slogan yeteri kadar sinifsal bulunmamis, hatta "Siz MHP'lilerin okuma özgürlügünü savunuyorsunuz" seklinde saldiriya ugramisti. Zaman Aydinlikçilarin ne kadar hakli oldugunu gösterdi. Mesele sunun bunun özgürlügünü ortadan kaldirmak degil, devrimcilerin özgürlügünü koruyabilmek, gelistirebilmekti.
Bütün bu yanlis politika, uygulama ve eylemlerin sahipleri gerçek bir özelestiri yaparak, Aydinlikçiligin hakkini teslim etmek yerine, Aydinlikçiliga saldirarak suçlarini örtmeyi tercih ettiler. Dogrulari savunanlari psikolojik savas malzemeleriyle karalayip "ajan" veya "muhbir" ilan ederlerse sorumluluklarinin azalacagini sandilar. Bunun adi hatada isrardir. Halktan kopusu sürdürmektedir. Psikolojik savasa kendini alabildigine açmaktir.

Temel Soru: Kitleleri Kim Kazanacak?
Isterse solcu kisve altinda yürütülsün Aydinlikçilari ve Isçi Partisi'ni hedef alan iftira ve yalan kampanyalarinin merkezinde daima CIA, MIT ve Kontrgerilla vardir. Psikolojik savas aygiti Aydinlikçiligi stratejik düsman olarak belirlemis, Aydinlikçilara karsi mücadeleyi neredeyse dogasinin parçasi haline getirmistir. Istedigi kadar silahtan söz etsin, hatta istedigi kadar silaha basvursun, kitleleri harekete geçirmeyi esas almayan bir solculuk psikolojik savas aygitlari tarafindan ciddiye bile alinmaz. Böyle gruplari rejim olsa olsa ayagina batan dikenler olarak görür, bunlarin asla öldürücü bir darbe indiremeyecegini bilir. Böyle gruplari kolayca saf disi birakabilir. Sonuçta üstte kalarak halk kitleleri karsisinda gücünü kanitlamis olacagi için bu tür gruplarin varligindan, kendisiyle mücadelesinden hoslanir bile.
Bizim bir kisim solcularimiz devrimin nasil bir is oldugunu hiçbir zaman kavramamislardir; yasanmis devrimlerden ders çikarmazlar. Burjuva devletleri ise, hele iste o "modern" denilen devletler bütün devrimlerin deneyimini ciddiyetle incelemislerdir. O yüzdendir ki, psikolojik savasin bütün teorisi bir tek soru üzerine kuruludur: Kitleyi kim kazanacak! Yöntemler farklidir ama, kitleleri kazanan üstte kalacaktir.
Psikolojik savas, kitleleri devrimcilerden uzaklastirmak ve devletin yaninda tutmak sorunuyla ilgilidir. Bu yüzdendir ki, kavgasi Aydinlikçilik ve Isçi Partisi'yledir. Çünkü Isçi Partisi kitle devrimciligidir, bütün hesabini kitleleri kazanmak üzerine yapar, bütün eylemlerinde sadece bu ilkeyi gözetir. Stratejik olarak kazanmasi mümkün biricik devrimcilik de budur.
Psikolojik savas aygitinin Aydinlikçilik disindaki su veya bu grupla ilgili olarak uzun süreli hesaplari, planlari, tecrit kampanyalari yoktur. Onlar hakkinda psikolojik savas yürütmeye gerek duymaz, enerji harcamaz; onlari birer polisiye olay düzeyinde ele alir. Bu durumun istisnasi gösterilemez. Çünkü bu kadari o gruplari etkisizlestirmeye yetmektedir. Aydinlik söz konusu oldugunda yedi koldan kusatmalar, yirmi dergiden ve gazete köselerinden hücumlar söz konusudur. Aydinlikçilik iste bu nedenle kendisine karsi yürütülen psikolojik savas kampanyalarinda devrimciliginin kanitini bulagelmistir.

Ajanlarla Birlikte
Psikolojik savas aygiti, solcu gruplar içine yerlestirdigi ajanlari Aydinlik ve Isçi Partisi'ne, karsi hep kullanageldi. Aydinlikçilar tarihleri boyunca birlesici oldular. Önemli birlikler de gerçeklestirdiler. Bu birlesme süreçlerinde ajan faaliyetinin özellikle yogunlastigini, birlesecek devrimciler arasina ayrilik sokmak için büyük çabalar harcandigini, bölücü roller üstlenenleri isim isim saptayarak gördüler.
Yalan ve iftira kampanyalarinin gruplar içindeki kuskulu kisiler tarafindan körüklendigi bir gerçektir. Hele itirafçilar! Itirafçi rolünde Aydinlik hakkinda yazip çizenler. Son günlerde iki kisi özellikle kullanildi. Çok dikkat çekici tipler. Biri Isçi Partisi'ne sizdirildiktan sonra Hiristiyanliga geçtigi saptanarak disiplin kuruluna verilmis bir insan; öteki gene bir zamanlar Aydinlikçilar arasinda bulunmus, daha sonra devrimciligi alenen de terketmis, bir zavalli provokatör. Bu ikincisi eskiden devlete ihbarcilik yaptigini da itiraf ediyor. Ama kendi ihbarciligini Aydinlikçilarin üzerine yikmaya çalisiyor. Aydinlikçilara ve Isçi Partisi'ne saldiracagiz, proleter devrimcileri tecrit edecegiz diye kendi aralarinda "platformlar" kuran bazi gruplar, iste bula bula bu iki karisik tipi bulup dergilerini onlara tahsis ediyorlar. Onlarin agzindan konusmakta olan psikolojik harbin farkinda degiller.

Psikolojik Savas Devrimcilerin Zaaflarini Kullanir
Psikolojik savas aygiti Aydinlikçiliga karsi mücadelesinde dogrudan ajan faaliyetiyle yetinmiyor. Hatta daha da fazla olarak solcularin zaaflarindan yararlaniyor.
Türkiye Solu ayni sosyal ve siyasal süreçler içinde uzun yillar birlikte bulundu. Bu yillar boyunca karsilikli birçok ideolojik ve siyasi mücadele yasandi. Aydinlikçilik bu mücadelelerde esas olarak sürekli dogru tarafi temsil etti. Çogunlukla hakli çikti. Milli Demokratik Devrim-Sosyalist Devrim tartismasi; Sovyetler Birligi'nin niteligi meselesi; öncü savas mi kitle çizgisi mi meselesi; devrimciler arasi ideolojik mücadelede siddet kullanilir mi- kullanilmaz mi meselesi; Cumhuriyet Devriminin mirasina karsi alinacak tutum meselesi; Türkiye sosyalist hareketinin tarihi meselesi; Legal-Illegal mücadele biçimleri meselesi... ideolojik mücadelenin belli basli konulariydi. Ancak her döneme iliskin siyasi tahlil sorunlarina kadar inen tartismalar da oldu. Bu tartismalarda Aydinlikçilarin karsisinda yer alan gruplar zaman içinde yanildiklarini gördüler. Ya eskiden beri dogru görüsü savunuyormus gibi yaparak yollarina devam etmek istediler; ya da yanlista israr ettiler. Örnegin, legal mücadelenin önemini savunarak Parti yaptiklari için on yillar boyunca Aydinlikçilari "Legalistlikle" suçlayan birçok grup simdi, yasal parti girisimi içinde. Ama "Aydinlikçilar dogru yapmis" demiyorlar.
Sovyetler Birligi meselesinde de öyle olmustu. On yillar boyunca Sovyetler Birligi'nin "sosyalist bir ülke" oldugunu savuna gelen kimi çevreler, gerçek ortaya çikinca eski yazilarini didik didik edip, oralarda Sovyetler aleyhine birkaç cümle var midir arayisina girdiler. Hemen bütün konularda durum aynidir.
Böyle olunca, Aydinlikçiliga karsi bu gruplarda bir tür kiskançlik olustu. Kiskançligin ötesinde bu çevreler Aydinlikçiliga neden karsi olduklarini açiklamak zorunda kaldilar. Grup yapilarini sürdürmek için Aydinlikçiliga bir kulp bulmalari gerekiyordu. O kulpu ise devletin psikolojik harp aygitlari hazirlayip ilgililerin hizmetine çoktan sunmustu. Yeter ki kullanilmak istensin, iftira boldu. Insanlari kendi buyruklari altinda tutmakta zorluk çeken sefler kolay yolu seçtiler. MIT'in, Kontrgerillanin mallarina sarildilar. Devrimci fikirleri henüz ögrenen insanlari Aydinlik düsmanligiyla zehirlemekte sakinca görmediler. Gruplarina kazandiklari insanlara ilk egitim olarak Aydinlik hakkindaki iftiralari anlattilar. Onlarin Aydinlik fikirleriyle karsilasip kendilerini terketmesini böyle önleyebileceklerini düsündüler. Yalanla egitilen insanlarin gerçekten devrimcilik yapmalari mümkün olmadigi için de, sonuçta Türkiye'nin birçok iyi niyetli insanim devrimcilikten uzaklastirmis oldular. Devrimin güçlenmesini engellediler.
Tabii, Aydinlik düsmanligini ayni zamanda, güçleri yettigince kitlelere de götürdüler.
Karsilarina her yerde, Aydinlikçilardan ne farkiniz var, niye Isçi Partisi'ne girmiyorsunuz da böyle ayri girisimlerde bulunuyorsunuz, sorusu çikiyordu. Aydinlikçilarin, isçi Partisi'nin etkiledigi insanlari ikna edecek devrimci bir fikre sahip degillerdi. O zaman iftiraya el attilar, karalama yoluna gittiler. Halk içinde yaygin masal kültürüne yaslandilar. Gerçek bilgi yerine masallarla avunmayi yegleyen beyinler için kolay hazmedilir "ajan" ve "ihbarci" hikayeleri anlattilar. Insanlari korkuttular. Halk içinde devrime yönelen insanlari tedirgin edip soguttular. Aydinlikçilik devrime insan kazanirken bunlar devrimcilikle halk arasina duvarlar ördüler. Psikolojik savasin amacini hatirlayalim: "Asiyi halktan tecrit etmek."
Kendilerine bulasan insanlarin kafalarinda yedi kafali, kirk sekiz gözlü bir Dogu Perinçek hayali yerlestirdiler; Istediler ki, Aydinlikçi denince etkiledikleri insanlarin aklina elinde testere, kesmek için veya fir dönen gözleriyle ihbar etmek için devrimci arayan bir katil veya bir ajan gelsin!
196O'li yillarin baslarini animsayanlar bilir, o zamanlar Türk devleti komünistler için siradan insanin kafasinda gerçekten tam da böyle bir tip olusturabilmisti. Simdi ayni psikolojik savas Aydinlikçilara karsi ve solculuk adina yürütülüyor. Bu gruplarin iftira bombardimanina ugradiktan sonra Aydinlikçilari taniyip Isçi Partisi'ne katilmis, Dogu Perinçek'le tanismis birçok devrimciyle bu konuyu görüstüm. Yaratilmis imajla gerçek arasindaki uçurum ilk dönemlerde bu insanlari adeta dehsete düsürmüstü. Psikolojik savasin gücü!

Aydinlik Bilgileri Nereden Aliyor?
Bazi solcularin tekrarladigi bir suçlama daha var: "Aydinlikçilar yayimladiklari bilgileri nereden aliyorlar?" Giderek suçlama su biçime dönüsüyor:"Aydinlik MiT'ten hatta ClA'dan bilgi aliyor." Dikkat edilirse "Tekrarladigi" dedik. Çünkü biliyoruz, burada da "Solcu " kisve altindaki psikolojik savasin bir yaraticiligi yok. Mal dogrudan dogruya Kontrgerilla'ya ait.
Aydinlik'in 1978'deki Kontrgerilla yayini sirasinda ve sonrasinda devletin psikolojik savas aygiti ortaya konulan gerçekler süphe yaratma yolunu tuttu. "Bilgileri nereden aliyorlar?" fisiltisini ortaya sürdü. Sol içindeki bir kisim çevre de tuzaga düstü: bu fisiltinin yaylasi rolünü üstlendi. O zamandan beri bu iftira hem Aydinlik'a hem de Aydinlik'in devami olan 2000'e Dogru'ya karsi sürekli canli tutuluyor.
Psikolojik savas aygiti, Sol'un Materyalizm konusundaki yetersizliginden, deneyim eksikliginden sonuna kadar yararlaniliyor. Önünüze devrimciler olarak sizi ortadan kaldirmak isteyen devlet örgütlerinin gizli bilgileri, suç kanitlari, hatta dogrudan kendinize iskence yapanlarin kimlikleri, fotograflari getirilip konuyor, siz ilk olarak, "Bu bilgiler nerden geldi, yoksa MIT'ten mi aldiniz!" diye soruyorsunuz.O bilgileri açiga çikarip teshir edenleri "Yoksa bunlar MIT ajani mi ?" diye kusku altina sokuyorsunuz. Bu yaklasimin akilla, fikirle en küçük bir ilgisi olabilir mi? Iste Materyalizm konusunda yetersizlik derken bu yaklasimi göz önüne aliyoruz. Maddeye bakarak karar verilmiyor; düsünceye; hayaller, kuskular, fisiltilar, dedikodular hükmediyor. Oysa devrimci, devleti teshir eden bilgi ve belgeler karsisinda sevinir; mücadelede bunlari nasil kullanirim diye hesap yapar.
Herhangi bir bilgi konusunda sorulacak ilk soru sudur: Bunlarin yazilip çizilmesi kimin isine yarar? Halkin isine mi, yoksa MIT'in, Kontrgerilla'nin isine mi? Devrimci karargâhin karar verecegi konu budur. Ister Emin Çölasan'in deyimiyle pencereden giren kus getirmis olsun, isterse baska bir kaynak; bilgi ve belge, düzeni, egemen sinifi, egemen sinifin halka karsi savas aygitlarini zor duruma sokuyorsa; halkin aydinlanmasina, seferber edilmesine hizmet ediyorsa devrimci karargâh onu halka ulastiracaktir. Devrimci karargâh , zaten bu kararlarin saglikli biçimde verilmesi için vardir. Aydinlik daima bu ölçüyü kullandi, daima devrimci bir karargâh tarafindan bu ölçülere göre yöneltildi.

Niçin Sadece Aydinlik Yapti?
Üzerinde iyi düsünülmesi gereken bir gerçek var. Türkiye'de devrimci isimlerle bugüne kadar sayisiz yayin organi çikti. Hâlâ da çikiyor. Bunlar arasinda günlük gazeteler de vardi. Ama hiçbiri Aydinlik gibi toplumda iz birakan, üç -bes sene, hatta birkaç ay sonra da hatirlanan bir yayin basarisi gösteremedi. Hiçbiri, hiçbir önemli basarinin altina imzasini basamadi. Sadece Aydinlik'tir ki, büyük bir tarih yazdi. Büyük kampanyalarin altina imzasini koydu. Aydinlik ve 2000'e Dogru ciltleri gün geçtikçe deger kazanan, en basta bütün devrimcilerin, ama ayni zamanda tarihle, devletle , siyasetle ilgilenen herkesin, her zaman basvurmak zorunda oldugu birer büyük ansiklopedi degeri kazandi.
Niçin acaba? Kiskançlikla hep denir, "Aydinlikçilar gazeteciligi iyi yapiyor. Aydinlikçilar gazeteciligi mi iyi yapiyorlar? Evet, Aydinlik ayni zamanda bir gazetecilik okulu görevi yapti. Ama bu, isin en son üzerinde durulmasi gereken noktasidir. Aydinlik gazeteciligi degil, devrimciligi iyi yapti, iyi yapiyor. Olaylara, bilgiye, belgeye halkin çikarlari açisindan yaklasiyor, Materyalizmle sonuca ulasiyor. Aydinlik bir gazetecilik okulu degil, bir devrimcilik okuludur. Sol'da çikmis ve çikan yayinlarin Aydinlik'-tan eksik olduklari konu iste budur. Fark, devrimci teori politika ve bilinç farkidir. Aydinlik "Bu bilgi kimin isine yarar!" diye sorar; digerlerinin böyle bir sorusu yoktur. Onlar daha çok, "Aydinlik bu bilgileri nereden aldi? diye sorarlar!

Devrimci Gazeteciligin Sirri
Çizgi, bakis açisi ve analiz belirleyicidir. Bu konularda donanimsiz olanlar devrimci politika da yapamazlar, devrimci gazetecilik de. 2000' e Dogru dergisi 4 Ocak 1987de çikan ilk sayisinda devletin Kürt bölgesinde duvarlara astigi, uçaklardan attigi ayetli, hadisli illegal bildiri ve afisleri kapak yapmisti. Kapak slogani suydu:" Laik devlet cihada çagiriyor". Yillardir basin hayatinin içinde bulunmus bir gazeteci dost o ilk sayiyi görünce söyle dedi: "Yahu bu bildiriler benim masamda aylarca durdu hatta birini de panoma asmistim." Elinin altindaki hazineyi görmemisti.
2000'Dogru'nun o kapagi yillarca konusuldu, toplantilarda o kapaga göndermeler yapildi, yazarlar ele alinan konuya deginmelerde bulundular. Çünkü devletin hem laiklik taslayip hem de dinden birlestiricilik beklemesi büyük bir çeliskiydi. Devletin nereye sürüklendiginin somut bir kanitiydi.
Belgelerin illegal olusu da ayrica önemliydi, bir psikolojik savas kampanyasi söz konusuydu.
Iste devrimci gazetecilik haberi böyle buluyor, böyle yapiyor. Yerlerde sürüklenen bir kagit parçasi bile devrimci bakis açisiyla bambaska özellikler kazanabiliyor.

Bilgi Gerekli Yere Gider
2000'e Dogru dergisinin ortaya çikarip kamuoyuna sundugu "MIT Raporu" olayi ; hem bilginin karakterine, hem de haberin nasil yapildigina iliskin son derece ögretici bir örnektir. Özal tarafindan, siyasal rakiplerine karsi kullanilmak üzere Mehmet Eymür ve ekibine hazirlattirilan Rapor'dan 2000'e Dogru'ya ilk söz eden gazeteci irfan Tastemur'dur. O dönemde Tastemur 2000'e Dogruda çalisiyordu. Tastemur'da raporun kendisi yoktu, ancak onu bastan sona okumus, aklinda tutmustu. Anlattiklari korkunçtu. Yeri yerinden oynatacak bilgiler, iliskiler, inanilmasi zor olaylar söz konusuydu.
"Aydinlik bu bilgileri nereden aliyor!" diye soran solcular böyle bir durum karsisinda ne yaparlardi acaba? Olayi kesinlikle anlayamazlardi, bunlari bize niçin anlatiyor diye Irfan Tastemur'dan kuskulanirlardi; bu bilgileri bize kim gönderiyor acaba diye korkuya kapilirlardi: sonuç olarak o bilgileri hiçbir zaman yayinlamayi düsünmezlerdi. Aydinlik farklidir. Aydinlik olaya "Bu halkin isine yarar mi" diye yaklasir. 2000'e Dogru'nun yönetimi öyle yapti. Durumu degerlendirdi. Elinde belge olmadigi halde Tastemur'un anlattiklarini haber yapip yayimladi. Evet elinde belge yokken!
Çünkü analiz, hakim siniflar içindeki çekismelerin degerlendirilisi, böyle bir belgenin var olabilecegini gösteriyordu. Turgut Özal'in böyle bir rapora ihtiyaci vardi. Politikada MIT'i kullanmaktan kaçinmayacakti.
Devlet, ilgili kisiler ve basin ancak iki gün susabildiler. Sabah gazetesi 2000'e Dogrunun elinde Raporun bulunmadigim yazdi. Çünkü Rapor kendisinde vardi. Hürriyet'in kasasinda da vardi. Rapor oralari dolasmisti. Ancak kendini yazdirtacak yer bulamamisti. En son 2000'e Dogru'ya gelip sansini degerlendiriyordu.
Bilginin karakteri derken iste anlatmak istedigimiz budur. Haber veya bilgi, ortaya çikabilecegi kanali buluncaya kadar dolasir. Kendisini ortaya çikarip halka sunacak yere gider. Yani o bilgileri kullanmasini bilmeyen, " Bu bilgiler de nereden geliyor!" diye korkuya kapilanlara gitmez.

Tabulari Yikma Cesareti
2000'e Dogru 1987'nin basinda çikmaya basladi. 12 Eylül'den sonra devlete ait büyük sirlar olusmustu. Devlet içindeki karanlik güçlerin birçok suçu üst üste yigilmisti. Korku vardi. Korku tabulari bekliyordu. Bir kisim basin, devleti koruyarak tabulara ve sirlara hiç dokunmuyor; dokunmak isteyenler ise cesaret edemiyordu. Toplum, bilgiler ve tabular adeta 2000'e Dogru'yu bekliyordu.
200Ö'e Dogru "Haberde sinirin ötesi" sloganiyla geldi, "Tabu tanimayacagini açikladi". MIT Raporu 2000'e Dogru'nun basarilarindan sadece biridir. Simdi herkesin dilinde dolasan Türk-Islam Sentezi konusunu da 2000'eDogru ortaya çikarip aydinlatti; Kenan Evren'in kizlarina verilen sudan ucuz villalari da 2000'e Dogru kamuoyunun önüne getirdi. Din ve Kürt sorunu basta olmak üzere, "tehlikeli" sayilan her konun üstüne gitti. Bu ugurda, Turan Dursun gibi büyük bir insani sehit verdi, gözünü budaktan esirgemedi. 2000'e Dogru'nun Kürt sorununu bütün yönleriyle gündeme getirdigi günlerde bazilari Kürt sözcügünü açikça yazamiyordu da, "ÂT..." diye geçistiriyordu.
Evet, cesaret gereklidir. Hem devletin hedefi olmayi, hem de "Bu bilgiler kimden geliyor!" diye soracak bir tür solculugun iftiralarini göze alacaksiniz. "Aydinlik bu bilgileri nereden aliyor, yoksa MIT'ten mi?" solculugunun ise cesaret gerektirir tarafi yoktur. Tam tersine böyle davrananlar devletten mükafat görürler. Gördüler.

Düsman Kampin Içinden
Haber kaynaginin hiç mi önemi yoktur? Olmaz olur mu? Çok önemi var. Iftiracilarin dedigi anlamda degil. Tam tersine. Düsman kamptan bilgi ve haber alamayan devrimci parti, devrimci pratigin içerisine yeterince girememis bir örgüttür. Türkiye sosyalistlerinin bir kesimi bu önemli gerçegin farkinda bile degiller. Sinif mücadelesi pratiginin kenarindadirlar. Yaptiklari is Marksist klasikleri egip bükerek kagida dökmektir. Teoriyi hayata geçirme asamasina bir türlü ulasamamislardir. Dolayisiyla hakim siniflara ve aralarindaki kapismaya dair bilgiye ihtiyaç bile duymamaktadirlar. O bilgi sökülüp de önlerine kondugunda ise, "Bunlar da nereden geliyor!" diye yaftalar asma yolunu tutmaktadirlar.
Karsi kamptan bilgi alabilen, o bilgiyi o saflardaki çelismeleri derinlestirmek üzere kullanilabilen örgüt, gerçekten devrimci adina layik örgüttür. Iftira haline getirilip
tekrarlanan "Aydinlik'in her yerden bilgi alabiliyor olusu" Aydinlik'in zaafi degil üstünlügüdür. Devrimci niteliginin kanitidir.

Bilgisizlik ve Birikimsizlik: Psikolojik Savasa Zemin
Aslinda Aydinlik ve Isçi Partisi'ne karsi iftira kampanyalari düzenleyen bu "Solcu" çevrelerde büyük bir bilgisizlik, bilinçsizlik ve kavram kargasaligi hakimdir. Ne Marksizm'i dogru dürüst incelemislerdir, ne proletaryayla herhangi bir baglari vardir. Türkiye'nin ve Türkiye sosyalizminin tarihi konularindaki bilgileri kulaktan dolma birkaç cümleyi geçmez. Sosyalizmi kendi gruplarinin ortaya çikisiyla baslayan bir mücadele sanirlar. O bile degil, sik sik bölündükleri için her bölünmede, bölünen her iki taraf sosyalizm için yeni bir dogum tarihi saptar. Sosyal çevreleri kendi dar gruplarindan ibarettir. Kendilerini dünyanin merkezi sanirlar. Kendilerine benzeyen gruplarla yürüttükleri ittifak çalismalari onlara göre iste, komünist literatürde geçen örnegin fasizme karsi birlesik cephedir. Aralarinda sürekli itisip kakisirlar. Davranislari büyükleri taklit eden çocuklarinkinin aynidir.
Kavramlar konusunda hiçbir kültüre sahip degillerdir, "ihbarci" kimdir, "muhbir " diye kime denir, "ajan" kimdir, nasil faaliyet gösterir; devlet devrimci gruplara nasil sizar" oralarda nasil yöntemler izler?.. Bütün bu konularda hiçbir deneyim ve bilgileri yoktur. Sözcükleri iki sinifa ayirmislardir: Iyi sözcükler, kötü sözcükler. Diyelim ki, fasizm onlara göre emperyalizm çaginda ortaya çikmis bir emperyalist burjuva rejimi degil, siddete basvuran herkestir. Dolayisiyla kizdiklari her insana fasist derler. Hiçbir zaman hiçbir tahlil çabasina girismezler. Kafalarini otomatige baglamislardir. "Ihbarci" \e"ajan" sözcüklerini de böyle kullanirlar.
Kendi yapilari içinde de kizdiklari arkadaslarini kolayca ajan ilan ederler. Su "Objektif ajan", "Sübjektif ajan" kavramlari da böyle bir kafanin ürünüdür. Yanlis fikir savundugunu düsündükleri veya hata yapan arkadaslarini iste bu "objektif ajan" sinifina sokuverirler. Böyle suçlanan birçok devrimcinin kendi arkadaslari tarafindan öldürüldükleri bilinmektedir.Tabii tersi de olur. Dün "ajan" ilan ettikleri birini, öfkeleri yatisinca yeniden "yoldas" sinifina alabilirler. "Muhbir " dedikleri insanlardan özelestiri yapmasini isterler. "Muhbirligin" özelestiri yapilarak degistirilebilecek bir konum oldugunu sanirlar.
Sözlerinin bir agirligi yoktur. Dün söylediklerini bugün hatirlamazlar. Dün "ajan " dedikleriyle bunlari yarin kol kola görebilirsiniz. Gerçek ajanlara karsi ise son derece donanimsizdirlar. Proleter devrimcilere karsi gösterdikleri kindar tutumu gerçek ajanlara karsi hiç göstermezler.
Proleter devrimcilere yönelttikleri , yani Aydinlik ve Isçi Partisi için söyledikleri "ajan", " muhbir" gibi sözleri de aslinda içtenlikle, inanarak kullanmazlar. "Ajan", "muhbir" gibi sözcükleri bir tür siyasal mücadele , bir tür ideolojik tartisma terimi olarak bilmektedirler. Nitekim bu tür gruplarin sefleri ihtiyaçlari oldugunda Aydinlikçilara ve Isçi Partisi'ne gelip yardim da isterler; Isçi Partisi liderlerini gördüklerinde saygilidirlar. "Abi" ,diye ayaga da kalkarlar. Tek tek görüsüldügünde gruplarinin yürüttügü kampanyalari dogru bulmadiklarini, kendilerinin öyle düsünmediklerini de itiraf ederler. Daktilolarinin basina geçtiklerinde Dogu Perinçek ve Isçi Partisi için "devrimcileri ihbar etti" diye vicdansiz yazilar döktüren Yalçin Küçük gibi, Mustafa Yalçiner gibi , hatta Abdullah Öcalan gibi bir çok simanin da Aydinlikçilarla yüz yüze geldiklerinde saygida hiç kusur etmediklerini herkes biliyor
Psikolojik savas böylesi solcu gruplarin bilgisizlik ve kargasalik ortamindan sonuna kadar yararlanir. Herkese kolayca "muhbir", "ajan" denilebilen yerlerde gerçek ajanlar kendilerini rahatlikla gizleyebilirler. Psikolojik savasin dedikodu ve kiskirtmalari buralarda akil almaz kolayliklar bulur. Isini tereyagindan kil çeker gibi yürütür. Aydinlik ve Isçi Partisi'ne karsi yürütülen iftira kampanyalari iste böylesi kolayliklardan yararlanilarak sürdürülebiliyor.

Hedef Alinan Sosyalizmin Önderlik Birikimidir
Psikolojik savasin kitabi söyle diyordu: Amaç, " Liderleri bertaraf etmektir." Bu açidan bakildiginda Aydinlik ve Isçi Partisi'ne karsi yürütülen yalan ve iftira kampanyasinin özelligi daha iyi anlasiliyor. "Ajanlikla ", "muhbirlikle" suçlanan Isçi Paritisi'nin Baskanlik Kurulu'nun Listesini sunuyoruz.
Genel Baskan Dogu Perinçek: 1964 yilindan beri tam otuz bir yildir örgütlü proleter devrimci mücadelenin içinde, önünde; devrimci mücadelesi nedeniyle 1971 12 Mart darbesinden sonra ve 1980 12 Eylül darbesinden sonra iki seferde toplam yedi yil hapis yatti.
Genel Sekreter Mehmet Bedri Gültekin: On alti yasindan beri, toplam yirmi yedi senedir sosyalist, proletarya partisi içinde mücadele ediyor. 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinden sonra iki kez hapse atildi, toplam alti yil hapis yatti.
Genel Baskan Yardimcisi Hasan Yalçin: Otuz yildir devrimci örgütlü mücadelenin içinde, her iki askeri darbeden sonra hapse atilip toplam yedi yil hapis yatti.
Genel Baskan Yardimcisi Tayfun Tabakoglu: Tersane isçisi Tabakoglu, on dokuz senelik proleter devrimci. Defalarca gözaltina alindi. THKP-C 'den geliyor.
Genel Baskan Yardimcisi Hidir Hokka; Emekli Belediye Isçisi olan Hokka, onyedi yildir proleter devrimci, devrimci mücadelesi nedeniyle otuz ay hapis yatti.
Genel Sayman Yalçin Büyükdagli. Yirmi alti yillik örgütlü sosyalist, iki yil hapiste yatti. TKP-ML'den geliyor.
Turan Özlü: Yirmi yedi yildir proleter devrimci mücadelenin içinde. Dörtbuçuk sene hapis yatti. THKP-C'den geliyor.
Aslan Kiliç: Yirmi dokuz senedir örgütlü sosyalist. Oniki yil hapis yatti.TKP-ML'-nin kurucularindan.
Ilknur Kalan: On dokuz senedir örgütlü sosyalist mücadelenin içinde. THKP-C'den geliyor.
Uzatmamak için bu kadronun hangi kitle örgütlerinde liderlikler yaptigi, hangi mücadelelere önderlik ettigi gibi konulara girmiyoruz. Su kadarini söyleyelim, bu insanlardan her biri gençlik hareketlerinde, isçi mücadelelerinde, içinde bulunduklari komünist örgütlerin kadrolari arasinda lider roller oynayarak süzülüp, bugünlere gelmislerdir. Defalarca iskenceli sorgulardan geçmislerdir. Sinif mücadelesinin bütün sinavlarini yüzlerinin akiyla geride birakmislardir. Bir büyük devrimci israri , halka bagliligi yasamlariyla kanitlamislardir. Çogu orta yasin üstündedir, yani davayi temsil etme konumunu bir ömürle hak etmislerdir. Degisik devrimci akimlar içinde piserek, olgunlasarak Isçi Partisi'nde bulusmuslardir. Isçi Partisi'nin Merkez Komitesi ve Baskanlik Kurulu Türkiye Marksist hareketini önderlik birikimidir.
Isçi Partisi'nin devlet tarafindan hedef seçilmesinin nedeni iste bu listenin niteligidir.
Peki "Solcu" kisve altinda Isçi Partisi'ne karsi iftira kampanyasi yürütenler kimdir? Hangi mücadelede yer almislar, hangi deneylerden geçmislerdir? Adlari sanlari nedir? Halka hangi hizmeti yapmislardir? Hangi marifetleriyle taninmaktadirlar? Akillarda kalan, iki cümlelik makaleleri, dört satirlik bir fikirleri var midir? Bütün bu sorularin yaniti kocaman bir sifirdan ibarettir.
Bugün ne yaptiklari belli degildir ama, yarin ne yapacaklari daha da belirsizdir. Polise düstüklerinde itirafçi olup olmayacaklari; arkadaslarini ele verip vermeyecekleri; hapse düsseler cezaevi idaresine siginip siginmayacaklari; otuz yasini geçince bir is veya ihale karsiliginda fikirlerini SHP-CHF ye satip satmayacaklari; beyinlerini alkole yatirdiktan sonra, geceler boyu devrimcilere küfredip, gündüzleri de efendilerine yagcilik yapip yapmayacaklari; DYP'ye ANAP'a hatta RP veya MHP'ye geçip de isten çikarilan isçilere sopa sallayip sallamayacaklari; küçük örgütlerini bir gün mafya örgütüne dönüstürüp dönüstürmeyecekleri; sosyalist eserlerden ögrendikleri kapitalizmi uygulamaya koyarak küçük birer çakal haline gelip gelmeyecekleri; müteahhit veya taseron kimligiyle halki soyup soymayacaklari... Bunlarin hiçbiri simdiden bilinemiyor. Bilinemez. Çünkü bunun örneklerine toplum ve bütün devrimciler çok tanik olmuslardir.
Isçi Partisi'ne "Muhbir", "ajan" diyorlarmis. Sen kimsin? Kim oluyorsun? Bu Partinin lider kadrosunun hapislik yillarinin toplami senin yasinin birkaç katidir. Sen sadece o hapislik yillarinin deneyimi altinda ezilirsin. Bir sise mürekkebinin yarisini devrimcileri karalamak için kullaniyorsun. Kendini psikolojik savasin emrine veriyorsun. Ama basini kaldirip suçladigin insanlara bakmiyorsun bile. Gerçeklikten kopmussun. Halktan kopmussun. Devrimciligi kuru gürültü saniyorsun.

Aydinlik ve Isçi Partisi'ne Yönelik Psikolojik Savasin Yasalari
Aydinlikçi hareketin otuz yili askin tarihi içinde ugradigi psikolojik savas saldirilarindan yasa degerinde belirli sonuçlar çikarilabilir. Söyle siralayabiliriz:
Bir, Aydinlikçi hareket ve isçi Partisi Türkiye sosyalizminin proleter devrimci temsilcisi olarak psikolojik savasin baslica stratejik hedefidir;
Iki, Aydinlikçi hareketin güçlendigi dönemlerde psikolojik savas siddetlendirilir;
Üç, Psikolojik savas aygiti Aydinlikçi hareket ve Isçi Partisi'ne karsi mücadelesinde Solun geriliklerini, bilgisizligini, kitlelerden kopuklugunu grupçulugunu esas silahlarindan biri olarak kullanir;
Dört; Aydinlikçi hareketle ve Isçi Partisi ile ideolojik mücadelede yenik düsen "Sol" çevreler daima psikolojik savas silâhlarina basvururlar.
Bes, Sol'un, teori ve pratik düzleminde emperyalizme yaklasan kesimleri Aydinlikçi hareket ve Isçi Partisi'ne karsi mutlaka saldiriya geçer.
Alti, Psikolojik savasin saldirilari Aydinlikçi hareketin ve Isçi Partisi'nin güçlenmesini engelleyemez.

Psikolojik Savasa Karsi Devrimci Partinin Üstünlügü
Psikolojik savas modern devletlerin varolus biçimi, dogal davranisi haline gelmistir. Ezilen yiginlarin nasil güdülecegine iliskin bir büyük bilim haline getirilmis, bütün devlet aygiti onun emrine verilmistir. Dahasi, devlet yapilari psikolojik savasa göre yeniden biçimlendirilmistir, bu savasin ihtiyacina göre yeniden biçimlendirilmektedir. Devrim söz konusu oldugunda Psikolojik savasin iki temel amaci vardir. Birincisi, devrimin öncüsünü (asi) halk kitlelerinden tecrit etmek; ikincisi, öncü içinde çelismeler yaratip derinlestirmek, öncünün lider unsurlarini "bertaraf etmek". Devrimin ise ancak kitlelerin kazanilmasiyla mümkün olabilecegini biliyoruz. Demek ki devrimin öncüsü ile psikolojik savas aygiti arasindaki mücadelenin temel sorusu sudur: Kitleleri kim kazanacak?
Psikolojik savas, sömürücü sinif düzenlerinin halka karsi yürüttükleri bir mücadeledir. Hem dünya çapinda, hem.de ülkeler düzeyinde çok küçük bir azinligin, insanlarin hemen hemen tamamina karsi menfaatlerini korumak ve savunmak amaciyla yürütülüyor. Psikolojik savasin asil topugu iste burasidir. Ne kadar gelistirilmis olursa olsun, ne kadar modern teknolojileri kullanirsa kullansin bu özelligi degismeyecektir. Bu degismez özelligi onun silahlarini da belirler. Psikolojik savas genis kitlelere karsi iki yöntem kullanacaktir. Ezmek ve aldatmak Psikolojik savas özetle siddet ve yalandan olusur.
Halkin öncüsü, yani proleter devrimci parti, daima psikolojik savasin saldirisi altinda olacaktir. Bundan kurtulmak, bir an için dinlenme molasi elde etmek mümkün degildir. Birkaç ay geçmesin ki, Lenin veya Mao Zedung hakkinda büyük basinda, televizyonlarda karalamaya yönelik uydurma haberler çikmasin. "Lenin acaba Alman Kayzeri'nin ajani miydi?" , "Mao küçük kizlara düskündü" gibi zirvaliklarin medyada sik sik boy vermesinin büyük bir anlami vardir. Emperyalistler, Çin'den Amerika'ya kaçmis, CIA'ya memur olmus tipleri; Sovyetler Birligi'nin çözülmesinden sonra emperyalist ideolojiyi benimsemis dönekleri hâlâ Mao'ya veya Lenin'e karsi kullanmaktadirlar. Psikolojik savastan devrimcileri devrim yapmak, hatta ölüm bile kurtarmiyor.Ama yapilan is tabii ki, ölmüs büyük devrimcilerden intikam almak degil;-bütün dünyada yasayan, kapitalist sistemi tehdit eden, onu er geç yikacak olan sosyalizme karsi sistemli bir savastir.
Devrimci parti bütün bu gerçekleri bilerek mücadele edecektir. Yani ne yapacaktir?
Devrimde israr edecektir.
Marksizm-Leninizm'de israr edecektir.
Halka güvenmekte israr edecektir.
Proletaryaya baglilikta israr edecektir.
Kitle çizgisinde israr edecektir.
Yanlistan dönme yetenegini gelistirecek, dogru siyasi çizgide israr edecektir.
Sogukkanli, kitlelerle birlesen akilli, güç toplayan, firsat kollayan, ateskesler yapabilen dogru bir eylem çizgisinde israr edecektir.
Her sinif kendi silahlariyla dövüsür. Sömürücü siniflarin psikolojik savasina karsi, devrimci partinin elindeki silah halk yiginlarinin ve gerçegin gücüdür. Halk yiginlari sömürücü siniflari tarih boyunca püskürte püskürte ilerlemislerdir. Gerçek, yalana karsi daima galebe çalmistir. Psikolojik savasin bütün teori kitaplarinda Çin Devrimi, Kore Devrimi, Vietnam Devrimi,Cezayir Kurtulus Savasi derinlemesine ele alinip incelenir, dersler çikarilir. Devrimci mücadele psikolojik savasin ögretmenidir. Ama bütün silah üstünlügüne, bütün o psikolojik savas teorilerine ragmen, iste bütün o devrimler zafer kazanmistir. Devrimci parti, gerçeklesmis devrimlerin dersleriyle kendini egitir. Ama ayni zamanda düsmanin savas yöntemlerinin bilgisini de edinmelidir. Psikolojik savas konusundaki bu yaziyi da zaten böyle bir ders çikarma çabasina katki olsun diye sunuyoruz.

1. Rockefeller Vakfi'nin Raporu, Amerikan Harp Doktrinleri, s.356-57.
2. Tugg. Sabri Yirmibcsoglu, Modern Mücadele Yöntemi Özel Harp Uygulamasi, Disisleri Bakanligi Yayinlari, s.45.
3. Tiimg. Cihat Akyo\ Ayaklanmaya Karsi Koyma Harekatinda Psikolojik Harp, Silahli Kuvvetler Dergisi, Eylül 1971,Sayi:239, S.4-6.
4. Tugg. Sabri Yirmibesoglu,jWo£fera Savas Uygulamasi Ccphesiz Savas ve Cephe Gerisinde Savas, Silahli Kuvvetler Dergisi, Mart 1976, Sayi: 257.
5. David Galula, Ayaklanmalari Bastirma Harekati, s. 103.
6. Tugg. Sabri Yirmibesoglu, Modern Mücadele Yöntemi Özel Harp Uygulamasi, s.46.
7. Tümg. Cihat Akyol, Ayaklanmaya Karsi Koyma Harekatinda Psikolojik Harp, s.5.
8. Tümg. Cihat Akyol, Gayri Nizami Kuvvetlere Karsi Harekat, Silahli Kuvvetler Dergisi, Mart 1971,8.14.
9. Kurmay Albay Münir Güneri, Psikolojik Harbin Önemi ve Yöntemi, s.9-10.
10. Resmi Belgelerle Kontrgerilla ve MHP, Aydinlik yayinlari. Bu yazinin hazirlanmisinda esas olarak Aydinlik yayinlarinin bu kitabindan yararlanildi. Çok genis bir teorik malzemenin incelenmesine dayanilarak, ayni zamanda Türkiye'deki Kontrgerilla faaliyetinin somutlugunda yazilmis olan kitap psikolojik savas konusunda en ögretici eserlerden biridir.
11. Tugg. Sabri Yirmibesoglu, Modern Mücadele Yöntemi, Psikolojik Harp Uygulamasi, s.45.
12. Tümg. Cihat Akyol, Ayaklanmaya Karsi Koyma Harekatinda Psikolojik Harp, s. 3.
13. Kurmay Albay Münir Güneri, age, s.41.
14. Ayni eser, s. 45.
15. Devletin Illegal Yayinlari, kapak yazisi, 2000'e Dogru Dergisi. 4-10 Ocak 1987, Sayi:l.
16. LaikDevlet Cihada Çagiriyor, kapak yazisi, 2000'e Dogru dergisi, 4-10 Ocak sayj:l.
17. Türk Gladiosunun Psikolojik Savas Aygiti TIB, kapak yazisi, 2000'e Dogru dergisi, 30 Haziran 1991, Sayi: 18.
18. Tugg. Sabri Yirmibesoglu, Modern Mücadele Yöntemi Özel Harp Uygulamasi, s. 45-46.
19. TIB hakkinda çok daha ayrintili bilgi için , 2000'e Dogru dergisinin 30 Haziran 1991 tarihli 18. sayisina bakilabilir.
20. David Galula, Ayaklanmalari Bastirma Harekati, s. 110.
21. Ayni eser, s. 111.
22. Yüzyil Dergisi, 3 Mart 1991.
23. Kurmay Albay Münir Güneri, age, s. 23.

DUYURULAR - GÖRSELLER »

Semdinli- Diyarbakir- Danistay tertibi sürüyor
ODTÜ’de Atatürk sempozyumuna saldiri
Saldirganlar salondan atildi

Haberin Devami»

Semdinli’den Danistay’a SüperNATO tertipleri
ABD’nin “laik ve milli ” maskeli iktidar plani

...... TAYYIP ERDOGAN’IN BOYNUNA ILMIK

ABD’nin bu istikrarsizlastirma harekatiyla iki hedefe yöneldigi görülüyor. Birincisi, Tayip Erdogan’in boynuna ilmik geçirilmistir. Bunu Tayip Bey de fark etmis bulunuyor. ABD gezisi, yeni bir diz çökme gezisi olarak tasarlanmistir.......
Haberin Devami»

Cenaze töreni hükümeti protesto gösterisine dönüstü
"Onbinlerce yurttas haykirdi: "Mollalar Amerika'ya
"
Haberin Devami
»

* * * *
Isçi Partisi’nin büyük basarisi
Sözde soykirim yasa tasarisi Fransiz Meclisi’nden geçemedi

Haberin Devami»


Basbakanlik Müstesari Anayasa suçlusu

Yargitay’dan tokat gibi karar


Yargitay, ''Cumhuriyet ve laiklik ilkelerinin yerini Islam ile bütünlesmeye terk etmesi gerektigini" ileri süren ve sözlerinin arkasinda durdugunu söyleyen Basbakanlik müstesarinin görüslerinin anayasa ile bagdasmadigini vurguladi.

Haberin Devami»

 

Isçi Partisi'ne Yönelik Iftiralarin Kaynagi:
Psikolojik Savas

Hasan Yalçin
Birkac saniye bekleyiniz ...
bütün belge hazirlaniyor
HABER

IP Genel Baskani Dogu Perinçek Lozan Sorgu Yargicina cevap verdi:

Takipsizlik karari verilen bir dosyaya belge koyamazdim

Isçi Partisi Genel Baskani Dogu Perinçek, Lozan Sorgu Yargici Jacques Antenen’in 4 Mayis 2006 tarihli Milliyet gazetesinde yaptigi açiklamaya bir cevap gönderdi.

Haberin Devami»

AYDINLIK DERGISINE GIT
Haberler Haberler Haberler

Dogu Perincek :
ISTE GERÇEK MAL BEYANI !
“Mal mülk sahibi olmak, bana can SIKINTISI verir”

04.06.2005
Isçi Partisi Genel Sekreteri Mehmet Bedri Gültekin:
Dogu Perinçek; ABD’nin hedefi, Fethullah’in korkusu

Aksiyon dergisi son sayisinda Genel Baskanimiz sayin Dogu Perinçek’e kapaktan saldirdi. Saldiriya ayrilan 12 sayfa, tamamen yalanlarla doludur. Haberin Devami»



 

Isci Partisi ana sayfasina bakiniz
ANASAYFA
DOGU PERINÇEK
DOGU PEUlusal Kanal RINÇEK
AYDINLIK
VIDEOLAR
KAYNAK YAYINLARI
Psikolojok savasa meydan okumak
Dogu Perinçek
Psikolojik Savas
Hasan Yalç
in
Aksiyon kendini ele veriyor
GÖRSELLER

Ísci Partisi
daha fazla bilmek istediklerin

Kapak resimlere dokun

AYDINLIK DERGISINE GIT

ULUSAL KANAL TV
TEORI  DERGISINE GIT
Bilim Ütopya DERGISINE GIT
 
-Kontak-
E - Posta
tambagimsiz@yahoo.com
--
Sök
Ara/Search