|
Isçi
Partisi'ne Yönelik Iftiralarin Kaynagi:
Psikolojik
Savas
Teori,
Mart 1995, sayi: 63
Psikolojik
savas, Aydinlikçi hareketi denebilir
ki, ortaya çiktigi andan itibaren
, otuz yila yakin bir süre boyunca
hedef tahtasinda tuttu. Aydinlikçilar
tarafindan kurulan proleter devrimci partiler,
CIA ve MIT kaynakli yalan, iftira ve tecrit
kampanyalarini gögüslemek zorunda
birakildi. Son dönemde saldiri artik
Isçi Partisi üzerinde yogunlastiriliyor.
Üç aydir ise, Isçi
Partisi'ne yönelik psikolojik savas
adeta "göstere göstere"
türünden. Bu nedenle de psikolojik
savasi, kaynaklarini, amacini, yöntemlerini
anlatabilmek bakimindan son derece verimli
bir örnek olusturuyor.
"Müdahale
" Çagrisinin Baslattigi Kampanya
Isçi Partisi'ne yönelik en
son psikolojik savas kampanyasi söyle
gelisti: Kasim 1994 içinde PKK
lideri Abdullah Öcalan, basta ABD
Baskani Clinton olmak üzeri Batili
devlet yöneticilerine ve NATO gibi
emperyalist uluslararasi kuruluslara bir
mektup gönderdi. Öcalan, mektubunda
emperyalistlerden Kürt sorununa "acil
müdahale" istiyordu. Böyle
bir müdahaleyi sonuna kadar "destekleyecegini"
özellikle belirtmisti. Bu feci girisim
Türkiye'nin ne sagindan, ne solundan
hiçbir tepki görmedi. Kendilerine
"sosyalist" adini takmis bazi
çevreler ise , "müdahale"
davetiyesini "devrimci diplomasinin"
örnegi olarak selamladilar.
Öcalan'in mektubuna ve temelindeki
zihniyete sadece Isçi Partisi karsi
çikti. Bu girisimin devrimcilikle
ve Kürt halkinin çikarlariyla
en küçük bir ilgisinin
bulunmadigini, bir teslimiyet yönelisi
oldugunu sergiledi. Aydinlik dergisi,
Öcalan'in girisimini tahlil ve teshir
etti.
Özgür Ülke gazetesinin
5 Aralik tarihli sayisinda Abdullah Öcalan
yeni "politik açilimini"
savunmaya çalisti. Savunamayinca
iftiraya sarildi, Isçi partisi
ve Dogu Perinçek'in "Türkes'ten
daha tehlikeli bir yaklasim içinde
bulundugunu" söyledi. Öcalan'in
sözleri, yeni psikolojik savas saldirisinin
isaretini de vermis oluyordu.
Iftira ve karalama hemen basladi. Özgür
Ilke gazetesinin köselerinden yerli
yersiz , "Aydinlikçilar ihbarci,
Aydinlikçilar ajan" suçlamalari
sökün etti. Öyle ki adamlar,
diyelim çevre kirliligi konusunda
bir seyler yazmaya çalisiyor olsalar
bile lafi döndürüp dolastirip
Aydinlik'a ve Isçi Partisi'ne getirdiler.
Küçük bir provokasyon
grubu, durup dururken, bildiri dagitmak
diye bir adeti de yokken, ITÜ'de
( Istanbul Teknik Üniversitesi) Aydinlikçilara
küfreden bir bildiri dagitti. Proleter
devrimci gençler kiskirticilari
uyardilar. Ancak bosuna! Plan baska yerlerde
yapilmisti. Provokasyon fiili saldiriya
götürüldü. Isçi
Partili gençler saldirganlara her
seferinde gereken dersi verdiler. Bu kez
kiskirtma devrimci gençleri okula
sokmama noktasina götürülmek
istendi, Istanbul Üniversitesi'nde
"Bilim ve Ütopya "dergisi
satan Isçi Partili gençlere
bile demir çubuklarla saldirdilar.
Bu arada nesriyat da sürdürülüyordu.
Basi gene Özgür Ülke gazetesi
çekti. 22 Ocak günü Isçi
Partisi Istanbul Il Örgütü'nde,
simdi yazmakta oldugum psikolojik savas
konusunda bir konferans verdim. Isçi
Partisi ve Aydinlik'in maruz birakildigi
yalan ve iftira kampanyasini örnekleriyle
sergiledim; bu saldirilarin arkasinda
CIA ve MIT 'in bulundugunu kanitladim.
25 Ocak tarihli Özgür Ülke
konferansin haberini verdi. Baslik söyleydi:
"Hasan Yalçin MIT'le iliskilerini
dogruladi".
Ajanlarca
Körüklenen Yalan Rüzgari
Psikolojik savas da iste buydu zaten.
Gazeteye açiklama gönderdim,
yayimlamadi tabii. Noter kanaliyla tekzip
gönderdim kullanmadi. Yalan ve Iftirayi
mücadele araci olarak seçenler,
dogal olarak ahlâk ve gazetecilik
ilkelerini ayaklar altina alacaklardi.
Öyle yaptilar, Provokasyon küçük
grup dergilerinde yogun biçimde
sürdürüldü. Hem suçlu
hem de güçlü konumuna
oturmaya çalisanlar artik endazeyi
kaçirmislardi. Demediklerini birakmiyorlardi.
Aydinlikçilarin "ihbarciligindan",
bir zamanlar "devrimcileri öldürdüklerine
" kadar uzanan bir yalan rüzgari
estiriyorlardi. Bir zamanlar ajanlik da
yaptigini kendi agziyla itiraf eden bir
dönegin uydurmalariyla renklendirilen
bir psikolojik savas kampanyasi devrimci
partinin ayagina dolanmak isteniyor; fiili
saldirilarda ise Türk polisinin müsamahasindan
sonuna kadar yararlaniliyordu. Solculuk
iddiasini Kürt Milliyetçiliginin
kuyruguna baglamis olan bir küçük
provokasyon grubu kampanyanin aleti olarak
kullaniliyordu.
Psikolojik
Savasin Devrimci Mücadeledeki Önemi
Bizim bu yazida psikolojik savasi ele
alisimizin nedenlerinden biri kuskusuz
Isçi Partisi'ne yönelik tertipleri
somut olarak analiz etmektir. Gerçegi
bütün yönleriyle sergilemek
psikolojik savasa karsi mücadelenin
en iyi yolludur.
Ancak, belki daha önemlisi, sosyalistleri
psikolojik savas konusunda bilgiyle donatmaktir.
Proleter devrimci öncü, mücadele
boyunca üstelik sürekli olarak
psikolojik savasla karsi karsiya kalacaktir.
Kaçinilmazdir bu. Psikolojik savas
yöntemleri zaten ister milletler,
ister siniflar söz konusu olsun ezilenlere
karsi gelistirilmistir. Psikolojik savasin
bilgisine sahip olmayan, bu bilgiye dayanarak
taktikler gelistirmeyen parti, o savasi
gögüsleyemez, püskürtemez,
basari kazanamaz. Türkiye'nin genç
sosyalistleri, hatta deneyim kazanmis
olanlarin çogu, konunun öneminden
habersizdirler. Dolayisiyla donanimsizdirlar.
Donanimsizlik, bir çok insani psikolojik
harbin agina sürükleyebiliyor.
Alet haline getirebiliyor. Isçi
Partisine yöneltilen su son kampanyada
böyle bilinçsizce sürüklenenlerin
önemli roller aldigini rahatlikla
saptayabiliyoruz.
Öte yandan psikolojik savas siradan
insanin bilgisiz ve bilinçsiz olusu
temeli üzerinde is görür.
Yiginlari bilinçsiz birakmayi amaçladigi
gibi, bu bilgisiz yiginlari devrim karsitligina
sürüklemek ister. Demek ki,
psikolojik savas konusunda kitlelerin
bilinçlendirilmesi de ayrica önemli
bir devrimci görevdir.
Psikolojik savasi incelemek, ayni zamanda
devlet konusunda kavrayisi derinlestirmek
anlamina gelir. Bizde sosyalistler, genellikle
Lenin'in Devlet ve Ihtilal kitabini okur
okumaz bu konudaki bütün bilgiyi
edindikleri sanisina kapilirlar. Oysa
Lenin de belirtir ki, devlet döne
döne incelenmeksizin anlasilabilecek
bir konu degildir. Devrim devlete karsi
yapilacaktir, dolayisiyla bütün
mekanizma ve yöntemleriyle ögrenilmesi
zorunludur. Psikolojik savas ise modern
devletin en önemli faaliyetidir.
Türk
Gladiosu Nerede ?
Aralik 1990'da ÖHD (Özel Harp
Dairesi) gazetecilere bir brifing verdi.
Italya'da ünlü Gladio'nun açiga
çikarilmasi üzerine kamuoyunun
dikkati ÖHD üzerinde yogunlasmisti.
ÖHD gerçi o güne kadar
"Kontrgerilla" diye biliniyor,
iskenceli sorgular ve 1 Mayis 1977 Taksim
katliami dahil birçok komplo ve
provokasyonun sorumlusu olduguna inaniliyordu.
Gladio ise konuya yepyeni bir isik düsürmüstü.
Bütün NATO ülkelerinde
Gladio benzeri CIA'ya bagli, resmi komplo
örgütleri bulundugu ortaya çikmisti.
Devletlerin merkezlerine yerlestirilmis
olan bu gizli terör örgütleri
hiçbir yasa tanimaksizin, üstelik
hükümetlerin bile kontrol edemedigi
bir faaliyet yürütmüslerdi.
Bu örgütün bütün
NATO ülkelerinde, Türkiye'de
de, mutlaka bulunmasi gerektigi açikti.
Kontrgerilla tartismalari birden yogunlasmisti.Gözler
ÖHD'nin üzerindeydi. ÖHD
için "Türk Gladiosu"
degerlendirilmesi yapildi.
O zaman çikartmakta oldugumuz 2000''e
Dogru dergisi konuya iliskin son derece
aydinlatici bir yayin kampanyasi yürüttü.
Resmi makamlar yalanlama yoluna gittiler.
"Her yerde olsa bile bizde bu türden
bir örgüt yok" tutumuna
girdiler. Bu yalanlama kampanyasini desteklemek
üzere Genelkurmay Baskanliginda düzenlenen
brifinge yüz kadar gazeteci davet
edilmisti. 2000'e Dogru adina toplantiyi
izledim. Simdiki MGK (Milli Güvenlik
Kurulu) Genel sekreteri Orgeneral Dogan
Beyazit o zaman Korgeneral rütbesiyle
Genelkurmay Harekat Dairesi Baskani'ydi.
ÖHD'nin basinda ise Tuggeneral Kemal
Yilmaz bulunuyordu. Iki komutan o gün
gazetecilere ÖHD'yi ve özel
harbi anlattilar. Daha sonra da ÖHD'nin
Ankara Eskisehir yolu üzerindeki
merkezine gidildi, ÖHD elemanlari
bir gösteri sundular
Üstü
Çizili Savas Yöntemi
Genelkurmay'daki brifing sirasinda Kemal
Yilmaz ÖHD'yi anlatirken kara tahtaya
isikla bir sema yansitildi. Sema özel
harbin üç faaliyet alanini
gösteriyordu. Özel harbin üç
biçimi sunlardi: Psikolojik harp,
istikrar harekati ve gayri nizami harp.
Ilk iki harp sekli üzerine kirmizi
birer çarpi isareti konmustu. ÖHD
baskani Tuggeneral Kemal Yilmaz "Dairelerinin
bu iki alanda faaliyet göstermedigini
"söyledi. Kirmizi çarpilarin
anlami buydu.
Konumuz açisindan söylersek
Özel Harp Dairesi'nin psikolojik
harp yapmadigi ifade edilmis oluyordu.
Gazeteciler açiklamayi yetersiz
bularak sorular yönelttiler ama,
yanit degismedi.
Psikolojik savas esas olarak kitleleri
hedef alan, hele Türkiye'de dogrudan
kendi halkimiza yönelen ve kriz dönemlerinde
de rejime yönelik komplolari içeren
bir savas biçimi oldugu için
yetkililerin bu konuda konusmak istememeleri
dogaldi. Gizlilik, örtülü
kalmak psikolojik savasin dogasinda önemli
bir yer tutar. Ancak üstü çizilmis
de olsa o semadan çok önemli
bir bilgiyi ögrenmis olduk: Psikolojik
savas, özel harbin en önemli
kollarindan birini olusturur. Hatta diyebiliriz
ki, en önemli faaliyet biçimidir.
Kontrgerilla harbi diye de adlandirilan
özel harple ilgimizi kesip, dogrudan
psikolojik savasa geçebilmek için
belki kisa bir tanimlamaya gerek var.
Kennedy'nin Baskanligi döneminde
Savunma Bakanligi da yapan General Mc
Namara söyle diyor: "Partizan
harpleri bizim harp anlayisimizda belirli
degismeler yapilmasini gerektirdi. Partizan
savaslarim devam ettigi bölgelerde
büyük miktarda askeri birlik
ve büyük çapta silahlar
yerine, gerilla ve anti-gerillla savas
taktik ve biçimlerini iyice ögrenmis
ve özel silahlarla donatilmis küçük
birlikler kullanmak gerekecek." 1
Amerika, özellikle Kore'deki yenilgisinden
sonra kontrgerilla teori ve örgütlenmesine
büyük önem verdi. Yeni
bir savas biçimi gelistirdi. Milli
ve devrimci hareketlere karsi girisilen
bastirma kampanyalarinda derinlestirilen
yeni savas doktrini ve bu doktrinin pratigi
"Özel harp" adini aldi.
Doktrine göre dünyanin neresinde
olursa olsun Amerikan çikarlarina
zarar verecek hareketler "dolayli
saldiri" olarak degerlendiriliyordu.
Özel harp "dolayli saldiriyi"
bastiracakti. Amerika kendine bagli ülkelerde,
ayni zamanda NATO ülkelerinde iste
Italyan Gladio'suna benzer örgütler
kurup, onlari destekledi.
Türkiye de "Gayri nizami harp"
adi da verilen özel harbin STK (Seferberlik
Tetkik Kurulu) adi altinda örgütlendigi
biliniyordu. 1965'te STK, Amerikan Yardim
Heyeti'nin (JUSMATT) Ankara'daki binasina
tasinda, bundan sonra artik ÖHD adiyla
faaliyet gösterecekti. STK basindan
itibaren Amerika tarafindan örgütlenip,
mali bakimdan da Amerika'ya dayandi. Denilebilir
ki ÖHD Amerikanin avuçlari
içinde dogdu büyüdü.
Çelik
Çekirdegin En Önemli Örgütü
Dahasi ÖHD, zaman içinde "devletin
çelik çekirdeginin en önemli
parçasi haline geldi". Ordu
içinde yükselen, MGK' de önemli
görevlere getirilen, MIT yönetiminde
bulunan veya orada etkili olan bütün
komutanlarin su veya bu dönemde ÖHD'nin
basinda, içinde bulunmus olmalari
seklindeki yazili olmayan devlet yasasini
2000 'e Dogru dergisi kesfetmisti. O dönemde
Yüzyil adiyla çikan 2000'e
Dogru'nun 9 aralik 1990 tarihli sayisinda
konu somut kanitlariyla ortaya kondu.
MGK Genel Sekreterligi'ne kadar yükseldikten
sonra Genelkurmay Baskanligi umarken emekli
edilen Orgeneral Sabri Yirmibesoglu da
o "Çelik Çekirdek"
yasasinin yükselttigi komutanlardan
biridir. 1974-76 yillan arasinda ÖHD
Baskanligi yapti ve Tuggeneralligi sirasinda
Modern Mücadele Yöntemi Özel
Harp Uygulamasi adli bir de
kitap yazdi. Kitapta psikolojik savas
konusunda genis bilgi yer aliyor. Sabri
Yirmibesoglu'nun aktardigi psikolojik
savas tanimi söyle: "Düsmanin,
mahalli halkin, tarafsizlarin ve dost
unsurlarin düsünce, duygu, tavir
ve davranislarini milli amaç ve
hedeflerin elde edilmesini destekleyecek
sekilde etkilemek üzere; propaganda
ve diger araçlarin planli olarak
kullanilmasidir."2
Yeni
Kavram: "Yabanci Iç Savunma"
Bu özlü tanimlamanin iyi anlasilabilmesi
için bazi deyimlerin açiklanmasi
gerekiyor. Çünkü psikolojik
savas daima kendi diliyle ve daima örtülü
konusur. General Yirmibesoglu'nun taniminda
iki kritik kavram var: Bir, "Milli
amaç ve hedefler"; iki; "diger
araçlar."
Özellikle bizim gibi ülkelerde
"milli amaç ve hedefler "
sözünden dünya yüzüne
yayilmis Amerikan çikarlarini anlamak
gerekiyor. Kontrgerilla'nin kurulusu,
gelistirilmesi konusundaki açiklamalar;
ö baglamda aktardigimiz, Mc Namara'nin
sözleri yeteri kadar isik tutucudur.
Esasen bütün Kontrgerilla edebiyati
da Amerikan Ordusu'nun talimatlarindan
ve CIA teorisyenlerinin kitaplarindan
Türkçe'ye aktarilmistir. Bu
çevirilerin altindaki general imzalarinin,
"komutanlik genelgesi" gibi
ibarelerin hiçbir özgün
degeri yoktur. Özel Harp esas olarak
Amerika tarafindan dayatilan, Amerikan
çikarlarina göre düzenlenmis
, parasal kaynagi Amerika tarafindan saglanan
bir savas biçimidir.
"Milli" sözcügünün
içerik degistirerek "Amerikan"
kavraminin örtüsü haline
getirilisine uygun olarak ABD Kara Kuvvetleri
Komutanligi kontrgerilla savasina yeni
bir isim verdi: "Yabanci iç
savunma". Amerika, Türkiye gibi
ülkelerde yürüttügü
özel harbi kendi "iç
savunmasi" olarak degerlendiriyor.
Amerikan Kara Kuvvetleri Komutanligi,
1986 yilinda FM/90-8 nolu talimnamesiyle
hem bu "iç savunma" kavramini
gelistirdi, hem de kontrgerilla savasindaki
yeni anlayislarini yönerge haline
getirdi. Nitekim artik "Dünya
degismisti", Yeni Dünya Düzeni,
özel harbe ve psikolojik savasa yeni
boyutlar getirmemezlik edemezdi. Türk
Genelkurmayi'nin da hemen tercüme
edip yürürlüge koydugu
Amerikan Talimnamesi "yabanci iç
savunmayi" söyle tanimliyor:
"Yabanci iç savunma çerçevesindeki
psikolojik operasyonlar, tüm düsman,
tarafsiz veya dost gruplarin düsünce,
duygu ve tavirlarini etkilemeye yönelik
propaganda ve diger önlemleri kapsar."
Tuggeneral Sabri Yirmibesoglu'nun taniminin
artik klasiklestigini bu alintiyla da
görebiliyoruz.
Daha önemlisi ise, söz konusu
Amerikan Ordu Talimnamesi'nin özel
harp nerede yapiliyor olursa olsun, onun
içinde Amerika'nin bulundugunu
gösteren su açiklamasidir:
"Herhangi bir ülkeye yönelik
bir topyekün psikolojik faaliyet
programi , ABD ve ev sahibi ülke
kuruluslarinin ortak çalismasiyla
ve ulusal düzeyde hazirlanir."
Ev sahibi ülkeyle birlikte!
"Asiler
Arasinda Anlasmazlik Yaratmak"
Cihat Akyol da kitap yazmis ÖHD eski
Baskanlarindandir. Psikolojik savasin
hedeflerini söyle açikliyor:
"a.
Ayaklanmanin sebebin; ortadan kaldirmak,
b. Asiler arasinda anlasmazlik yaratarak
bölünmeler meydana getirmek,
bunu istismar etmek, liderleri bertaraf
etmek,
c.Ayaklananlarin moralini bozmak, mukavemet
azimlerini yikmak,
d. Asileri tecrit etmek, mahalli halkin
desteginden mahrum etmek, bilakis mahalli
halkin destegini karsi koyma kuvvetleri
tarafina kazanmak,
e. Asilere yabanci ülkelerden gelecek
destege mani olmak, destekleyen ülkelere
hasim devlet kavrami içinde propaganda
vasitasiyla yikici faaliyetlerde bulunmak,
f. Asileri en zayif zamanlarinda ciddi
ve kesin sonuçlu bir harekata tesvik
ve tahrik etmek,
g. Ayaklanmalari bastirma kuvvetlerinin
moralini yükseltmek, harekatini muvaffak
kilacak sekilde desteklemek,
h. Hükümet otoritesinin tahribini
önlemek, icrayi kuvvetlendirecek
surette hükümeti desteklemek"3
Hedefteki
Kitleler
General Cihat Akyol'un satirlarinda her
sey var. Ama psikolojik harbin, esas olarak
ülke halkini hedef aldigini, rejime
yönelik her türlü halk
kipirdanisini bastirmayi amaçladigini
da çok net bir biçimde ortaya
koyuyor. Psikolojik harbin sözlügündeki
"Asî" kavrami özetle
"halk" ve "devrimci"
anlamina geliyor. General Sabri Yirmibesoglu
psikolojik harbin hedef aldigi insan yiginlarini
daha ayrintili belirtir: "Tesir altina
alinacak dimaglar, siki gözetim altinda
bulunan disiplinli silahli kuvvetler personeline,
veya omuzlarina kadar dökülmüs
saçlariyla üniversite talebelerine;
veya muharebe meydanindaki düsman
askerlerine; hatta radyo ve televizyonun
varligindan habersiz ilkel insanlara ait
olabilir."4 "Silahli kuvvetler
personeli" bile psikolojik savasin
hedefleri arasinda. Psikolojik savas aygiti
ise kendi askerinden basliyor. Psikolojik
savasin halki hedef alisi "Hükümet
otoritesinin tahribini önlemek...
hükümeti desteklemek" noktalarina
kadar uzaniyor. Örnegin su anda Basbakanlik
koltugunda oturan Tansu Çiller'in
arkasinda ayni zamanda bir büyük
psikolojik savas aygitinin durmakta oldugunu,
aygitin halkin "beynini yikamaktan"
provokasyonlara kadar bir dizi eylemle
Çiller'in iktidarini saglamlastirmaya
çalistigim düsünmek gerekiyor.
Aydinlikçilar:
En Uslanmaz Asiler
General Cihat Akyol'dan aktardigimiz hedefler
listesinde bizim ele aldigimiz konu açisindan
önemli ilke su: "Asiler arasinda
anlasmazlik yaratarak bölünmeler
meydana getirmek, bunu istismar etmek,
liderleri bertaraf etmek." Kontrgerilla
teorisinin babasi sayilan CIA uzmani David
Galula ayni amaci söyle anlatiyor:"
psikolojik harbin gayesi, asiyi muhtelif
gruplara ayirmak, halk kütleleri
ile asi liderlerinin arasini açmak
ve ekseriyete sahip olmaktir."5
Aydinlikçilara ve simdi de Isçi
Partisi'ne karsi yürütülen
uzun süreli psikolojik savasin özü
iste budur. Otuz yilik devrimci mücadele
tarihi artik büyük bir gerçegi
ortaya koydu; Aydinlikçi en uslanmaz
"Asi"nin adidir. Dirençle,
sabirla, fedakarlikla, halka dayanarak
proletaryanin öncüsünü
insa etmeye çalismaktadir. Bu tarihi
önderlik birikimi simdi ise Isçi
Partisi'ndedir. Dolayisiyla Aydmlikçilara
yönelik psikolojik savas da acimasiz
olacak, bütün devlet olanaklari
kullanilarak yapilacaktir. "Sosyalist"
adini kullanan gruplarin Aydinlikçilar
üzerine sürülmesi, özellikle
Dogu Perinçek'in hedef alinmasi
psikolojik savasin formülü isiginda
son derece anlasilir operasyonlardir.
Bir de "asiler arasinda bölünmeler
yaratmak " meselesi var. Üzerinde
bütün solcularin derin derin
düsünmeleri gereken nokta! Su
Sol tarihimizde yasanan ve halen de yasanmakta
olan bölünmelerden acaba ne
kadarinda psikolojik savas aygiti ne kadar
etkili oldu? Ayrica ele alinip derinlemesine
analiz edilmesi gereken bir konu.
"Halk
Üzerinde Yüksek Dereceli Siddet"
ve "Beyinleri Ele Geçirmek"
Sabri Yirmibesoglu'nun psikolojik savas
tanimi içinde geçen ve açiklanmasi
gerektigini belirttigimiz bir deyim daha
vardi: "diger araçlar".
General, psikolojik harbin propaganda
disinda diger araçlari da kullanacagini
belirtiyordu. Ayni ifade Amerikan Kara
Kuvvetleri Komutanligi Talimnamesinde
"diger önlemler" diye tercüme
edilmisti. Propaganda olayini ayrica ele
alacagiz, öncelikle su "diger
araçlar" veya "diger
yöntemler" nedir, buna bakalim.
Kontrgerillanin amaci, devrimci hareketi
yani "asiyi" halk kitlelerinden
koparmaktir. Kontrgerilla teorisyenleri
Mao Zedung'un ünlü sözünden
yola çiktiklarini söylüyorlar,
Mao Zedung, "Gerilla suda balik gibidir"
demisti. Kontrgerilla teorisi formülü
tersine çevirir. Kontrgerilla,
baligi yasayamaz hale getirmek için
suyu kurutacak, yani kitleleri ezecek,
kendi yanina çekmek için
ona boyun egdirtecektir. Bu nedenledir
ki, kontrgerillanin en yüksek ilkesi
"Halk üzerinde yüksek derecelerde
siddet uygulamak"tir. Bu vahset cümlesini
bütün kontrgerilla kitaplarinda
bulabiliriz. Ama" yüksek dereceli
siddet" psikolojik harple tamamlanmalidir,
desteklenmelidir. Hatta isin esasi bu
psikolojik harptir. General Sabri Yirmibesoglu
der ki, "Muharebe, düsmanin
beynini ele geçirmek demektir"
Ayni General sunlari da belirtir: "Askeri
yönden psikolojik harp; vurucu hava
gücü, topçu ve havan
gibi önemli neticeler doguracak bir
silahtir. Her alanda asil hedefin insanlarin
beyni oldugu kabul edilmekte ve beyinler
etki altina alindiktan sonra, mücadelenin
kazanilmasinin son derece kolay olacagina
inanilmaktadir."6
Yöntemler:
"Tertip, Yagma, Irza Tecavüz"
Simdi artik eski ÖHD Baskani General
Cihat Akyol'n dinleyelim: "Bazi ahvalde
propaganda için istismar edilmek
üzere mürettep olaylar meydana
getirilir, isyancilarin yaptigi intibaini
verecek, yagma ve katliam, irza tecavüz
olaylari ele alinabilir. Ancak hemen bilinmelidir
ki, konu çok hassastir; yer, zaman,
sekil ve mahiyeti itibariyla ustalik gösterilmezse,
tersine karsi koymaya zarar getirebilir."7
Cihat Akyol bir baska yazisinda ise sunlari
belirtir: "Halki mukavemetçilerden
ayirmak için, sanki ayaklanma kuvvetleri
yapiyormus gibi, mücadele kuvvetlerince
zulme kadar varan halka haksiz muamele
örnekleri ile sahte operasyonlara
basvurulmasi tavsiye edilir." 8
Önce sogukkanliliga dikkat: Kontrgerillacinin
gözünde halk yiginlarinin hayvan
sürülerinden hiç farki
yok. O bile degil, halk denince kontrgerillaci
süngülenecek, irzina geçilecek
et yiginlarini düsünüyor
olmali. Iste psikolojik harbin diger araç
ve yöntemleri bunlaridir: Olaylar
"tertiplemek", "yagma ve
katliamda" bulunmak, "irza geçmek",
"zulme kadar varan, halka haksiz
muamele örnekleri" yaratmak:
Sonra da bütün bu islerin "asinin"
yani devrimcilerin üstüne yikilmasi.
Yani propaganda! Psikolojik harp, öncüyü
iste bu yöntemlerle halktan koparmaya
çalisiyor. Türkiye'nin provokasyonlar
tarihinin son otuz yilinda yasananlari
animsamak gerekir: / Mayis 1977'de taksim
meydaninda 35 insanin yasamina mal olan
ünlü tertip: tertibin "Maocular"
diye adlandirilan devrimcilerin üstüne
yikilmaya çalisilmasi; 12 Mart
Askeri darbesi öncesinde Istanbul'daki
Atatürk Kültür Merkezi'nin
yakilmasi, Eminönü vapurunun
batirilmasi; hemen ardindan suçun
devrimcilere yüklenmesi; iskenceli
sorgular; 1977 Haziran seçimlerinden
hemen önce suikast girisimleri, sabotajlar
biçiminde sahnelenen bir dizi provokasyon
; provokasyon eylemlerinin her birinde
eylem yerine birakilan sözde devrimci
bir örgütün imzasini tasiyan
bildiriler... Simdi de köylerin yakilmasi,
çoluk çocuk demeksizin gerçeklestirilen
katliamlar hep "kim yapti! "
sorusunu gündeme getiriyor. Ne kadari
PKK'ye ait, ne kadari kontrgerilla eylemi?
"Siyah
ve Gri Propaganda"
Psikolojik harbin "dimaglari ele
geçirme" diye adlandirdigi
amaç, düpedüz "
beyin yikamadir". Psikolojik harp
kitaplarinda "propaganda" diye
geçiyor. Kontrgerilla propagandasinin,
yani psikolojik harbin temel malzemesi
yalandir. Kontrgerilla tarafindan yapilmis
eylemlerin devrimcilerin, yani "asinin"
üzerine atilmasi yaninda, iftira
ve karalama çok genis ölçüde
basvurulan araçlardir.
Kontrgerilla teorisi yalan üzerinde
öylesine uzmanlasmistir ki, siniflandirmalara
bile gitmistir. Bir baska psikolojik harp
uzmanindan okuyalim:
"Siyah propaganda: iddia ettiginden
baska bir kaynaktan gelen kapali bir propaganda
nevidir. Yalan ve rivayetten istifade
eder. Hakiki kaynak bilinmedigi müddetçe,
mülevves veya temiz bir sekilde savasmakta
serbesttir.
"Gri propaganda: Hiçbir kaynak
bildirmeyen bir propaganda nevidir. Rivayetlerden
istifade eder. Hiç yokken ortaya
çikar çabuk yayilir, dogrulugu
tahkik edilemez. ...saiyalar en iyi misaldir."
9
Ne kadar büyülü bir silah
: "hakiki kaynak bilinmedigi sürece
mülevves (Yani, kirli, pis ; karisik
düzensiz ) veya temiz bir sekilde
savasmakta serbesttir." Birakiyorsunuz
ortaliga yalani, beyinleri asit gibi yakarak
görevini yapmayi sürdürüyor.
Son derece masrafsiz! Ne uçak ve
top gibi dolar gerektiriyor; ne de yakita
ihtiyaci var. Körfez Savasi sirasinda
ve sonrasinda Amerika tarafindan dünya
çapinda yürütülen
psikolojik
savasi animsayiniz! Savastan tam önce
Saddam'in namlusu bilmem kaç metrelik
bir top ithal etmekte oldugu yalani ortaya
atilmisti da, dünyanin yüregi
agzina gelmisti. Topun adi da vardi: Cehennem
Topu! O topla Irak dünya barisini,
Allah korusun, göbeginden vurup tuzla
buz edecekti! Amerika yetisti. O kadar
uzaga gitmeye gerek, yok su Aydinlikçilar,
Isçi Partisi ve Dogu Perinçek
hakkinda yillardir kullanilagelen yalan
ve iftiralar psikolojik savasin özelligini
en güzel ortaya koyan örnektir.
Ne diyor psikolojik savas: "Bunlar
devrimcileri ihbar etti", "bunlar
ajan", "bunlar devrimcileri
öldürdü".
Gerçek kuslari tüfekle vurup
ortadan kaldirabilirsiniz, psikolojik
harp ise hayalet kuslar kullaniyor. Onlari
bulup tek tek ortadan kaldiramazsiniz.
"Dogrulugu tahkik edilemez"
diyor uzman! Yalanin özelligi budur.
Olmayan bir seyin olmadigi da kanitlanamaz.
O zaman yalan, "mülevves veya
temiz biçimde savasmaya devam eder".
Gel su ihbar edilmis devrimcilerden bir
tane göster desen, agzini açamaz;
öldürülen bir tek devrimciyi
birak, bacagina basilmis bir tek karinca
göster, de; sesini çikaramaz.
Ne yapar peki? "Vallahi öyle
diyorlar Abi!" diye ellerini açar.
Kim diyor çocugum? "Öyle
söyleniyor" "Dimag"
ele geçirilmistir. Psikolojik harp
yalanlarini piyasaya kendisi sürer,
ya da "sosyalist" adini almis
provokasyon gruplarinin dergilerini kullanir.
En iyisi tabii bu ikincisidir.
"Sehir
Eskiyasi", "Kir Eskiyasi",
"Terörist"
Psikolojik savas "asiyi tecrit"
kampanyasina daha isimlendirmeden baslar.
"Asi" basinda, konusmalarda,
açiklamalarda nasil anilacaktir?
Psikolojik savas merkezleri oturup bu
konuda bir karar olusturlar. Örnegin
devrimciler için, "sehir eskiyasi"
adi uygun bulunur. Evet psikolojik savasin
en yogun olarak kullanildigi 12 Mart döneminde
devrimciler için hem "sehir
eskiyasi", hem de "kir eskiyasi"
deyimleri kullanildi. O dönemin ünlü
isimlendirmelerinden biri de "saki"
idi. TRT bültenlerinde devrimcilerden
"saki" diye söz edilirdi.
Önceleri spikerler "sa"
hecesini biraz uzatarak okuyorlardi, sonradan
dogrusu kendilerine ögretildi. Simdi
PKK'liere "terörist" deniyor.
"Terörist" degil de, örnegin
"gerilla" demeyi tercih eden
çikarsa ne yapiliyor? Hizaya getiriliyor.
Gazetelerin bu yönde baskiya ugradiklari
bilinen bir gerçektir. "Asi"yi
suçlu göstererek halkin gözünden
düsürmek, onu desteklemesi mümkün
kesimleri korkutmak psikolojik savasin
temel ilkelerinden biridir.
Psikolojik
Savas ve Bilimsel Arastirmalar
Biliyoruz psikolojik savasin hedefi halk
yiginlaridir. Dolayisiyla halk yiginlarinin
içinde bulunduklari psikolojik
ve kültürel durumu net olarak
bilmenin büyük önemi vardir.
Psikolojik savas yalani ve iftirayi kullanir;
kiskirtma yöntemine basvurur, hatta
sadece bu yöntemlere dayanir. Ancak
psikolojik savas birkaç uzmanin
masa basinda planladiklari bir çalisma
degildir. Sosyal Antropoloji, Psikoloji
ve Sosyoloji psikolojik savasin özellikle
yararlandigi bilim dallaridir. Amerikan
emperyalistleri psikolojik savasi gelistirirken
özellikle Sosyal Antropolojiden yararlanmislar;
hatta bu bilim dalinin gelismesine de
katkida bulunmuslardir. Geçtigimiz
yüzyilda sömürge halklarinin
kültürleri üzerinde incelemeler
yapan, bu konuda bilgi toplayan Batili
misyonerler aslinda ayni zamanda Sosyal
Antropolojinin de temellerini atmislardi.
Sömürge valileri misyonerlerin
topladiklari bilgilere, vardiklari sonuçlara
dayanarak hükmettiler.
Ikinci Dünya Savasi sirasinda Amerikan
ordusu, Japonlarla basa çikabilmek
için taninmis Antropolog Ruth Benedick'ten
yararlandi. Ondan Japon kültürünü
incelemesi istendi. Bu inceleme sonunda
bugün hâlâ Kültürel
Antropolojinin belli basli yapitlari arasinda
sayilan Krizantem ve Kiliç adli
eser ortaya çikti. Amerikan ordusu
bu eserden Japon esirlere karsi tutum
gelistirirken özellikle yararlandi.
Gene ayni sözü tekrarlayabiliriz:
O kadar uzaga gitmeye gerek yok! "Baris
gönüllüleri" seferberligini,
konuyla ilgili herkes hatirlar. Psikolojik
savas için bilimsel alt yapi olusturma
olayiydi söz konusu olan. Ortada
ne baris vardi, ne de gönüllü!
Psikolojik savasin sözcükleri
hep tuzaklarla doludur.
Amerika'dan
Gelen Davetler
Amerikan "Yardim" teskilatlari
da Türkiye halkinin sosyolojik yapisina
iliskin bilgiler topladilar. Simdi isim
vermiyoruz ama, ünlü, üstelik
"ilerici" diye taninan birçok
ögretim üyesi, hem de karsiliginda
para alarak Amerika için arastirmalar
yaptilar. Arastirmalarini bilimsel eser
diye Amerikan dolari alarak yayinladilar.
Dogu Anadolu'nun sosyal ve etnik yapisi:
göçerlerin yasami, Keban yöresinde
köylülerin siyasi iliskileri,
bölgedeki kapitalistlesmenin düzeyi,
kapitalistlesmenin köylerde yol açtigi
degisim, gecekondular, gecekondularda
kültürel degisim... Hepsi de
Amerika hesabina uzmanlar tarafindan didik
didik edildi.10 Psikolojik savas için
bilimsel bir hazine olusturuldu. Çesitli
meslek örgütlerinin Amerika
tarafindan hazirlanip ismarlanmis programlari
uygulamalari, elde ettikleri bilgileri
Amerikan makamlarina sunuyor olmalari,
tabii bu hizmet karsiliginda Amerikan
devletinden gezi davetleri ve para yardimi
almalari ayni sekilde psikolojik savasa
verilmis bir destektir.
"Istismar
Edilecek Hedefler"
Türk Jandarma Genel Komutanligi 1973
yilinda teskilatina gizli bir genelge
gönderdi. Genelge psikolojik harp
talimatlari içeriyordu. Orada söyle
söyleniyor: "Bölge halkinin
gerilla ve karsi gerilla harekati yönünden
durum ve temayülleri üzerinde
önemle dur. Karsi propaganda ve psikolojik
harp faaliyetlerini ilgili tüm kurulus
ve makamlarla koordine ederek, müstereken
tespit et ve uygula". Türkiye
halki Türk devletinin Jandarmasi'nin
psikolojik harp hedefi oluyor, önce
bu önemli noktayi saptayalim.
Daha önemlisi ise, ayni genelgede
Komutanlik sunlari istiyor: "Bölge
etüdünü en kisa zamanda
hazirla, bölgenin cografi yapisi
ile meteorolojik kosullarini, politik,
sos-yo-ekonomik, kültürel durum
ve sorunlarini, iç güvenlik,
gerilla ve karsit gerilla harekati yönünden
olumlu ve olumsuz yönleriyle degerlendir"
Jandarma Genel Komutanligina göre,
her bölgenin "sosyal ve kültürel
durumu, gelenek ve görenekleri, dini
özellikleri iyi kullanildigi taktirde,
psikolojik savasta olumlu sonuçlar
alinabilir." Komutan, "müessir
bir psikolojik harp harekati için
propaganda yönünden istismar
edilecek hedeflerin ve hedef bilgilerinin
tespitini" de istiyor.
Bu satirlar okuyucuya herhalde Hava Kuvvetleri
uçaklariyla Kürt bölgelerine
atilan ayet ve hadislerle dolu bildirileri
hatirlatacaktir. Ayni zamanda 12 Eylül
öncesi sahnelenen Kahramanmaras ve
Çorum katliamlarini düsündürtecektir.
Çok milliyetli ve çok mezhepli
Türkiye toplumunda psikolojik harp
sizacagi çok sayida çatlak
bulabilmektedir.
Günlük
Yasanti Içinde Savas
Silahlarin yaninda psikolojik etken kuskusuz
bütün savaslarda ve en basindan
itibaren vardi. Propaganda silahlarin
gücünü arttirmak için
daima kullanildi. Daha önceleri psikolojik
savas silahli mücadelenin hemen öncesinde
baslatilir, savas boyunca da sürdürülürdü.
Kontrgerilla teorisyen ve uzmanlarinin
belirttiklerine göre psikolojik savas,
"ikinci Dünya Savasi sonrasinda
uluslararasi silahli mücadelenin
yerini alircasina günlük yasantinin
bir parçasi haline geldi."11
Kontrgerilla savasina "modern"
denmesinin nedeni de iste budur.
Tarihi biraz daha geriye almak gerekiyor.
1917 Ekim devrimiyle birlikte açilan
proleter devrimleri ve milli kurtulus
savaslari çagi bütün
dünyada sömürgelerin kurtulus
mücadelelerine taniklik etti. Bu
süreç Ikinci Dünya Savasi'ndan
sonra hizlandi. Psikolojik savas emperyalistler
tarafindan özellikle kurtulus mücadelelerine
ve proleter devrimlere karsi gelistirildi.
Yani halklara, ezilenlere karsi. Bütün
Kontrgerilla edebiyati Çin Devrimi'nin
önderi Mao Zedung'un, Vietnam Devrimi'nin
önderlerinden General Giap'in askeri
teorilerine karsi gelistirilmis savas
teori ve taktiklerinden olusur. Özellikle
Mao'nun askeri yazilari Türk Genelkurmayi
dahil bütün genelkurmaylar tarafindan
kendi dillerine çevrilmis, askeri
akademilerde analiz edilmistir.
Öte yandan Kontrgerilla, ayaklanmaya
meydan vermemenin, ayaklanmayi bastirmaktan
daha kolay olacagindan hareket eder. Dolayisiyla
psikolojik savasi sadece ayaklanmalar
sirasinda degil, toplumsal hayatin bütün
dönemleri boyunca bütün
alanlarinda kullanir. Öyle ki, psikolojik
savas aygitlari halki sürekli olarak
yarin ayaklanabilecek düsman olarak
görür, bu görüse uygun
olarak yiginlari sürekli hedef tahtasinda
tutar. "Ayaklanmaya meydan vermemek,
karsi koyma harekatinda ayaklanmayi bastirma
harekatindan daha önemlidir... Bu
safhada ayaklananlar kuvvet olarak hedef
teskil etmemislerdir. Diger silahlarin
esasen kullanilamayacagi bu devre zarfinda
psikolojik harp ve faaliyetler mücadelenin
esasini teskil eder."12
Devlet
Aygitinin Dönüsümü
Bütün halki, üstelik sürekli
olarak düsman gören bir savas
yöntemi nasil bir aygit gerektirir?
Modern savas yöntemi olarak psikolojik
savas, kaçinilmaz biçimde
devletin yapisini da degistirerek onu
"modernlestirecekti". Öyle
yapti. "Psikolojik harbin idaresi,
bu faaliyetle dogrudan dogruya veya dolayisiyla
ilgili bütün unsurlarla tam
bir koordinasyonu saglayacak bir teskilata
ihtiyaç gösterir." 13
Bütün devlet aygiti psikolojik
savasin emrine girer, psikolojik savas,
devlet aygitinin esas isi haline gelir.
"Hükümetin hazirlayacagi
bütün planlari ve takip edecegi
politikayi yürütecek olan devlet
mekanizmasinin her unsuru, psikolojik
harp ile ilgili faktörü, daima
nazari itibara almalidir. Bu manada hükümet
politikasinin esasli bir kismi olan psikolojik
harp faaliyeti klasik politikanin ayrilmaz
bir rüknüdür."1*
Yeni Dünya Düzeni'nin Türkiye'deki
adamlari olan Ikinci Cumhuriyetçiler
"devleti küçültmek"
sloganini öne çikardilar.
Bu proje, devletin egitim, saglik, sosyal
güvenlik gibi bütün sosyal
islevlerinden arindirilmasini içeriyor.
Özellestirme politikalariyla Türkiye'nin
iç pazarinin çökertilmesinden
ve ekonomik alt yapinin emperyalizme ikram
edilmesinden sonra artik devletin sadece
bir psikolojik harp aygitindan ibaret
kalacagini söylemek mümkündür.
Bu nedenledir ki, Ikinci Cumhuriyet'in
devletinin bir kontrgerilla cumhuriyeti
olacagini söylüyoruz. Emperyalizmin
gittikçe daha fazla hakimiyeti
altina giren devletin yönelisi de
esasen budur.
Türk
Psikolojik Savas Aygiti
2000'e Dogru dergisi 1987 Ekim'inde garip
bazi yayinlar kesfetti.15 "Kur'an-i
Kerim'in Kisaca Tanitilmasi", "Dokuz
Soru ve Dokuz Cevapta Ermeni Sorunu",
"Türkiye Aleyhindeki Ermeni
Propagandasi ve Gerekçeler"
gibi isimler tasiyan brosürlerde
ne yazar ismi, ne yayinci adi, ne de yayinevi
kimligi yer aliyordu. Arastirma, dergiyi
Basbakanlik Basin Yayin ve Enformasyon
Genel Müdürlügü'ne
götürdü. Gerçekten
de Genel Müdürlük'te ayni
brosürlerden bol miktarda bulunuyordu,
ayrica baskalari da. Örnegin, "Rusya'nin
Içyüzü". Onun da
künyesinde hiçbir kayit yer
almiyordu. 2000'e Dogru basta eski ve
yeni genel müdürler olmak üzere,
Ankara Vali Yardimcisi Yahya Gür
dahil, birçok ilgiliye basvurup,
sordu. Yanit yoktu. Genel Müdürlük
kendi raflarindaki brosürler hakkinda
bir açiklamada bulunamiyor, bulanik
yanitlarla geçistiriyordu. 2000'
Dogru'nun kapak slogani söyleydi:
"Devletin Illegal Yayinlari".
2000' Dogru 1987 basinda devletin illegal
bildirilerini kapak yaparak yayin hayatina
girmisti. Devlet Kürt bölgelerinde
ayetli hadisli bildirileri askeri uçaklardan
halkin üzerine atiyor, halki PKK'ye
karsi cihada çagiriyordu.16 O bildirilere
sahip çikacak devlet yetkilisi
bulanamamisti. Devletin belirli merkezleri,
ayni devletin yasalarinin disinda ve üstünde
bir propaganda faaliyeti yürütüyordu.
Illegal devlet!
Illegal yayinlarin kaynagini gene 2000'e
Dogru, yani Aydinlikçilar kesfetti.
Tam üç buçuk yil sonra,
Haziran 1991'de..17 Ancak sorun sadece
illegal yayinlar yapmaktan ibaret degildi.
Bu kez toplumun önüne çikarilan
Türk devletinin psikolojik harp aygitinin
merkezindeki kurumdu. Kurumun adi, "Toplumla
Iliskiler Baskanligi" idi, kisaca
TIB deniyordu. 2000' Dogru kapaginda söyle
yazdi: "Türk Gladiosunun Psikolojik
Savas Aygiti TIB". Gladio, biliniyor,
Italyan Kontrgerillasi'nin adidir.
MIT
Basarisiz Olunca TIB
Dehsetengiz psikolojik savas örgütünün
böylesine hos ve masum bir isim almis
olmasi saniriz ilgi çekmistir:
"Toplumla Iliskiler Baskanligi".
Psikolojik savasa uygun.
Hatta psikolojik savas'in kendi adi da
daha degisiktir. Psikolojik savasçilar,
psikolojik savas yerine "psikolojik
savunma" demeyi yegliyorlar. Psikolojik
harp, psikolojik harekat, psikolojik savas
gibi deyimler hem siyasi çevrelerde,
hem de özellikle halk içinde
tedirginlik yaratiyor, süphe ile
karsilaniyor. Özellikle psikolojik
harbin vahsi sonuçlarinin yogunlukla
yasanmasindan sonra. "Almanya, daha
olumlu etki yaratir düsüncesiyle,
bu terimler yerine Psikolojik Savunma
sözcügünü kullanmaktadir."18
TIB 1983 yilinda kuruldu. MGK Genel Sekreteri
Orgeneral Halit Toroslu dönemin Basbakani
Bülend Ulusu'dan böyle bir örgütün
kurulmasini istedi. Yurtdisinda Ermenilere
karsi girisilen operasyonlari MIT yürütmüs
ve "eline yüzüne bulastirmisti".
Mehmet Eymür 2000'e Dogru'ya. bu
konuda sunlari söylemisti: Yurtdisinda
yapilacak harekata MGK izin verir. O zaman
görev MIT'e verilmisti. Fakat Ermenilere
karsi yapilan bu operasyonlar çok
basarisiz oldu. Bu is de askerlerin canini
sikti". 19 Operasyonlari Hiram Abas
ve Mehmet Eymür'ün Ülkücü
terör timlerini kullanarak yürüttükleri
ögrenilmisti. 2000'e Dogru Ekim 1990
tarihli sayisinda konuyu kapak yapti.
Askerlerin "canlari sikilinca"
bu islerin sivillerle yürümedigine
karar verdiler. Psikolojik Savas isini
MIT'ten aldilar, kurduklari TIB'ye verdiler.
MITin Psikolojik Savunma Baskanligi bu
TIB'ye baglandi.
TIB'nin yasasi Turgut Ozal'i iktidara
getiren 1983 Genel Seçimlerinden
iki gün sonra, 9 Kasim 1983 tarihinde
Resmi Gazete'de yayimlandi. Darbeciler
rejime son "rötuslarini"
TIB'yi kurarak yaptilar.
TIB, MGK'nin ana hizmet birim baskanliklarindan
biridir. Ilk baskani daha önce ÖHD
Baskani sifatiyla andigimiz simdiki MGK
Genel Sekreteri Orgeneral Dogan Beyazit'ti.
Beyazit bu görevde bir yil kaldi,
Baskanligi ünlü bir baska komutana
birakti: Teoman Koman. Koman daha sonra
MIT Müstesari oldu.
Devletin
Gerçek Yasa Yapicilari
TIB için "Devletin Komisyonu"
da deniyor. Yasalar konusundaki islevi
nedeniyle. Yurttaslik bilgisi kitaplarinda
yasalari Parlamentonun yaptigi yazilidir.
O Parlamentonun da komisyonlari vardir,
yasalarin çikis sürecinde
tartismalar yaparlar. Gerçekte
ise bütün önemli yasalar
MGK tarafindan ya dogrudan dogruya hazirlanir,
ya da onaylanir. Gerçek Parlamento
MGK'dir. Bu gerçek Parlamento'nun
gerçek komisyonu da TIB oluyor.
Psikolojik savas devletin gerçek
islevi haline geldikçe psikolojik
savasi yürüten kurumlarin da
gerçek devlet olarak belirmesi
son derece dogaldir.
Plan, proje ve operasyon düzleminde
TIB, "devletin bekasini" saglamakla
görevli en önemli kurumlardan
biridir. Egitim, saglik gibi konular da
dahil bütün devlet islevleri
MGK ve onun "komisyonu" TIB
tarafindan bu "beka" isine bagli
olarak denetlenir, yönlendirilir.
Su siralarda tartisilmakta olan Terörle
Mücadele Kanunu cinsinden isler ise
dogrudan TIB'nin alanina girer. Bu Kanun'un
MGK tarafindan hazirlandigi, degisiklik
yapilacaksa oradan izin alinmasi gerektigi
artik kamuoyu tarafindan biliniyor. Ama
bu kadar degil. Kürtlere iliskin
olsun, isçi ve memur hareketi söz
konusu olsun, özellikle dis Türkler
gibi kritik bütün konular TIB'nin
plan ve strateji olusturma alanlaridir.
Medyanin "milli hedefler" dogrultusunda
hizaya getirilmesi, hizada tutulmasi isini
de unutmamak gerekir. TIB, basin ve televizyonlari
zamanin Olaganüstü Hal Bölge
Valisi Hayri Kozakçioglu'nun deyimiyle
"milli maç spikeri" üslubunda
birlestirmek ister. Bu amaçla Genelkurmay'in
düzenledigi meshur brifingler kamuoyunda
çok tartisildi.
TIB'nin kadrolari ve aldiklari ayliklar
gizlidir. TIB'de sivil kadrolarin da çalistigi
ancak kritik yerlerdeki personelin asker
oldugu belirtiliyor. Siviller daha çok
büro islerinde kullaniliyor, istihbarat
islerine pek sokulmuyorlar. Kadrolar hücre
tipi örgütlenme içinde
çalisiyorlar.
TIB'in
Profesörler Ordusu
Psikolojik savasin Sosyal Antropoloji,
Psikoloji ve Sosyoloji gibi bilim dallarindan
yararlandigini, bu bilim dallarinin gelismesine
katkilarda bulundugunu belirtmistik. Nitekim
Türk psikolojik savas aygiti da emrinde
adeta bir "bilim adamlari ordusu"
çalistiriyor. Gerçi 2000'e
Dogru 1987de. o isimsiz, yayinevi belli
olmayan birkaç brosürün
devletin illegal yayini oldugunu saptamisti
ama, turpun büyügü heybedeydi.
Yani TIB'nin adeta bir büyük
yayin kurumu gibi çalistigi ancak
1991'de ortaya çikarilabilecekti.
TIB'nin Kürtlere, Ermenilere, Türkiye'deki
devrimci akima iliskin pek çok
yayini var. Bu yayinlarin bir kisminin
yazari belli degil, bir kisminin üzerinde
sahte isimler var, bir kismi ise profesör
unvanli yazarlarin imzasini tasiyor.
TIB'ye "bilimsel çalisma"
sunan isimlerden en meshurlari sunlar:
Prof. Abdülhaluk Çay, Prof.
Ibrahim Kafesoglu, Prof. Bahaeddin Ögel...
Bir de Ertugrul Zekai Ökte var. Ökte
de profesör olarak taniniyor, ama
ögretimle ilgisi yok, kendisi avukat.
Nasil oluyor peki? Psikolojik savasta
her sey mümkündür. "Bilimsel
Çalisma" deyimini tirnak içine
alisimizin nedeni, psikolojik savas için
yazilmis kitaplarda birincil kayginin
"bilimsellik" olmadigini belirtmektir.
Nitekim Kürtlerin aslinda bir etnik
kimlige sahip olmayip, daglarda gezen,
kar üzerinde ayaklariyla "kart
kurt" diye sesler çikardiklari
için "Kürt" adini
almis Türkler oldugunu ileri süren
görüsler iste bu psikolojik
harp profesörlerine aittir. TIB profesörlerinin
yazdiklari kitaplarin kitapliklar dolusu
oldugu belirtiliyor. Tabii bu eserleri
yazdiklari için büyük
paralar aliyorlar devletten, emeklerinin
karsiligini görüyorlar. Kitaplari,
çok güzel, birinci hamur kagida
basiliyor.
"Sosyalist"Dergilerde
Tekrarlanan Psikolojik Savas Mallari
Devletin psikolojik savas brosürlerinden
elimizde bulunan ikisi Aydinlikçilarla
ilgili. Birinin adi "2000'e Dogrunun
Yayinlari ve Gerçekler". Türkiye
Fikir Ajansi tarafindan 1988'de çikarilmis,
üstünde "Gülen Güzel"
imzasi var. Öteki, "Muhbirlik!
Devrime Ihaneti ve Dogu Perinçek!"
adini tasiyor. Ünlemler, herhalde
okuyanlari dehsete düsürsün
diye konmus. Bu brosürün altinda
"Dogrudan Mücadele" yazili.
"Devrimci" bir örgüt
adi izlenimi vermesi isteniyor olmali.
Ne Gülen Güzel diye bir insan
saptanabiliyor, ne de "Dogrudan Mücadele"
adinda bir örgüt!
Bu brosürler bile Aydinlikçilara
yönelik iftiranin kaynagini yeteri
kadar net biçimde ortaya koyuyor.
Türk devleti "devrimciler"
adina, "Devrime ihanet eden"
Dogu Perinçek'le mücadele
ediveriyor. Çünkü devrimcileri
çok seviyor, bir an önce devrim
yapmalarini istiyor; devrimcileri "ihbar
ve ihanete" karsi uyariyor, koruyor!
Bu iki brosürde devlet belirli bir
teknik, belirli bir psikolojik savas üslubu
kullaniyor. Ancak devlet proleter devrimcilere
karsi mücadele ederken tek bir üslupla
yetinmiyor. Nitekim "sosyalistlik"
adina çiktiklarini söyleyen
bazi dergiler de bu iki devlet brosürüyle
ayni malzemeyi tekrarliyorlar. Dogu Perinçek,
isçi Partisi ve Aydinlikçilar
konusunda bu küçük grup
dergilerinde çikan iftiralarin
devlet brosürlerindekilerle hiçbir
farki yok. TIB'de ve diger psikolojik
savas birimlerinde olusturulan malzeme
sözde devrimci yayin organlari tarafindan
piyasaya sürülüyor. Bu
yayinlarda psikolojik savas aygitinin
somut nüfuzu ve rolü ne kadardir?
Bu sorunun yaniti da zaman içinde
netlestirilir. Ancak bir nüfuz ve
rolün varligi apaçik ortada.
Psikolojik savas için üretilmis
CIA ve MIT mallarini kullanmak bazi bilinçsizlerin
kolayina geliyor olabilir; ama surasi
da kesin: Psikolojik savas aygiti devrimci
geçinen örgütlerin içinde
yuvalanmaya büyük önem
verir.
Basin
-Yayin Alaninda Psikolojik Savas
Yayin, psikolojik savasin önemli
araçlarindan biri. Dolayisiyla
TIB'nin sadece kitap çikarmakla
kalmadigi, dergicilik alanina da el attigi
belirlenebiliyor. 1980'lerde TIB, DTL-Panorama
adinda bir dergi çikardi. Ingilizce
ve Türkçe yayinlanan DTL-Panorama,
belirtildigine göre dis tanitim ve
lobicilik yapacakti. Giderleri örtülü
ödenekten karsilandi, ayni zamanda
Merkez Bankasi basta olmak üzere
devlet kurumlarindan bol bol ilan aldi.
Tabii böyle yayinlarin bazi kisiler
tarafindan arpalik olarak kullanildigini
da belirtmek gerekiyor. Nitekim son derece
kalitesiz, eksensiz, "devlet büyüklerinin"
reklamindan baska bir is yapmayan bu yayinlarin
bir ise yaradigini söylemek zordur.
DTL-Panorama kapandiktan sonra yerine
bu kez Profil diye bir dergi çikarildi.
Kadro ayniydi. Daha ilginci her iki derginin
ilan ettigi yayin kurulunda yer alan isimlerdi:
Prof. Oguz Türkkan, Prof. Yasar Gürbüz,
Doç. Mustafa Erkal, MHP'li eski
bakan Agah Oktay Güner... Katkida
bulunanlar arasinda ise, Prof. Ayhan Songar,
Prof. Emel Dogramaci, Prof. Tahsin Banguoglu,
Prof. Saban Karatas, Prof. Nevzat Yalçintas,
Prof. Sabahattin Zaim, Prof. Kemal Aydinalp
gibi ünlüler yer aliyordu.
TIB'nin yurt disinda Gurbet isimli bir
dergi, gene yurt disinda Karagöz
ve Bosver isimli iki mizah dergisi çikardigini
da 2000'e Dogru I99I'de tespit etmisti.
Medya! Medya!
TIB'nin dogrudan çikardigi yayinlarin
o kadar önemi yok. Bunlar beceriksizce
kullanilan araçlar. Önemli
olan TIB'nin büyük basin ve
televizyon içindeki faaliyetidir.
Sadece tepeden, o Genelkurmay brifingleri
gibi yöntemlerle hizaya getirme anlaminda
degil; TIB'nin, yani psikolojik savasin
her önemli gazetenin, televizyonun
içinde, hem de önemli yerlerde
görevliler bulundurdugunu rahatlikla
söyleyebiliriz. Asil psikolojik savas
medya ile yapiliyor çagimizda.
Bu kadar büyük bir kamuoyu olusturma
makinesinin psikolojik savasin disinda
kalmasi, isin dogasina aykiridir. Ama
söz konusu olan teorik bir varsayim
degil. Dikkatli bir okuyucu Kibris gibi,
Kürt sorunu, dis Türkler, Ermeni
sorunu gibi bütün önemli
konularda medyanin ortak davranisindan
sonuçlar çikarabilir.
Psikolojik savas basin özgürlügünü
büyük gazetelerin ancak bulmaca
ve satranç köseleriyle: televizyonlarin
"Turnike" türünden
eglence programlarina taniyor olmali.
O bile degil: Eglence programlari da halkin
psikolojisini olusturmada kullanilabilir...
Psikolojik
Savas Aygitinin Örgütlenisi
TIB, psikolojik savasin beynini olusturuyor.
Ancak incelememiz bütün devlet
aygitinin bir tür psikolojik savas
aygiti olusturuyor oldugunu ortaya koymustu.
Gene de psikolojik savasla dogrudan ilgili
kurumlarin sayilmasi gerekirse sunlar
hemen belirtilebilir: Tabii MIT ve simdi
ÖKK (Özel Kuvvetler Komutanligi
haline getirilerek güçlendirilen
ÖHD). Jandarma Genel Komutanligi'nin
ilgili birimleri, Içisleri Bakanligi'nin
ilgili birimleri, Içisleri Bakanligi'na
bagli Sivil Savunma Teskilati; Seferberlik
Tetkik Kurullari!..
Ayni zamanda YÖK ve YÖK'e bagli
rektörlüklerin de psikolojik
savas içinde önemli roller
üstlenmis olduklari belirtilebilir.
TIB'nin zaman zaman rektörlüklerde
ortak seminerler, konferanslar düzenledikleri,
bir esgüdüm içinde hareket
ettikleri biliniyor. Basbakanlik Basin
Yayin ve Enformasyon Genel Müdürlügü'nün
isin içindeki rolüne o illegal
yayinlar dolayisiyla deginmistik. Genel
Müdürlük psikolojik savas
aygitinin önemli bir parçasidir.
Bakanlik ve Genel Müdürlüklerin
halkla iliskiler bölümleri de
psikolojik savasta roller üstlenen
devlet birimleri arasindadir. Öte
yandan TIB yan kurulus kapsaminda vakif
enstitü, ajans gibi kurumlara sahiptir.
Bunlar arasinda, Türk Kültürünü
Arastirma Enstitüsü, Türk
Dünyasini Arastirma Vakfi, Tarihi
Arastirmalar ve Dokümantasyon Vakfi,
Türkiye Fikir Ajansi, Belgelerle
Türk Tarihi Dergisi, Yildiz Yayinlari
sayilabiliyor.
Sivil
Kanatta MHP Var
Kontrgerilla ile MHP arasindaki iliskiler
simdi az çok bütün kamuoyu
tarafindan biliniyor. Ancak bir zamanlar
bilinmiyordu. 1978 yilinda yayin yasamina
giren Aydinlik gazetesi hem Kontrgerilla
konusunu, hem de bu gücün MHP
ile iliskilerini gözler önüne
serdi.
Aydinlik ciltleri bu konuda yogun bilgi
içerir. 7990'lara gelindiginde
ise MHP'nin özel timler basta olmak
üzere özellikle devletin "çelik
çekirdegi" diyebilecegimiz
aygitla yogun bir iliski gelistirdigi
görülebiliyor. Kürt bölgelerinde
panzerlerin ve tanklarin üzerine
asilan üç hilalli bayraklar,
özel tim elemanlarinin kurt basi
selam verisleri gene bu bölgelerdeki
polis karakollarinin MHP örgütleriyle
iliskileri gazetelere konu oldu. Dahasi
MHP'nin Kürt bölgelerinde özellikle
Kontrgerilla faaliyeti çerçevesinde
devlet içindeki bazi güçler
tarafindan örgütlendigine dair
hem kanitlar var, hem de toplumdaki yaygin
kanaat bu yönde.
Kontrgerilla faaliyetinin bir de siyasal
partiye ihtiyaç duydugu teorik
düzeyde de ele alinmis çözümlenmis,
bu konuda kitaplar yazilmistir. Iste Kontrgerilla
teorisinin babalarindan, ayni zamanda
Türk Kontrgerillacilarinin hocasi
sayilan C1A uzmani David Galula'nin bu
konuda yazdiklari: "Parti, politikanin-bilhassa
politikanin en fazla rol oynadigi ihtilal
harplerinde-bir aletidir. Tatbik için
lüzumlu bir alete sahip olmadigi
müddetçe en iyi politika bile
ayaklanmalari bastirmakla görevli
olan kuvvetler
için bir kiymet ifade etmeyebilir."^
Kontrgerilla uzmaninin diliyle MHP'nin
Kürt bölgelerine "lüzumlu
alet" olarak götürüldügü,
bizzat devlet tarafindan örgütlendigi
açiktir. "Ayaklanmalari bastirmakla
görevli kuvvetlerin bu liderleri
(yerel liderler) buldugu gibi, bunlar
da halk arasinda muharip kimseleri bulmalidirlar.
Bulunacak muharip kimseleri bir arada
tutabilmek için bu liderlerin yardima,
destege ve bir siyasi partinin rehberligine
ihtiyaçlari vardir."^ Kontrgerillanin
teorisi, Kontrgerilla-MHP iliskilerinin
geçmisine oldugu kadar bu günkü
gelismelere de isik tutuyor. Devlet adeta,
D. Galula'yi satir satir okuyor, uyguluyor.
Kürt bölgelerinde koruculuk
sistemi ile MHP arasindaki iliskiler bile
bu son alintiyla amaç bakimindan
açiklik kazaniyor.
TIB olsun, TIB'nin bagli oldugu MGK olsun
esas olarak askeri kurumlardir. Salt askeri
bir örgütlenme ile halki denetim,
altinda tutmak mümkün degildir.
Siyasi bir yapinin psikolojik savasin
temeline yerlestirilmesi zorunludur. Birçok
provokasyonda bu sivil siyasal gücün
kullanila geldigi de artik kanitlanmis
gerçektir. Alaaddin Çakici
'nin her gün televizyonlara çikip,
"açikladigi zaman yeri yerinden
oynatacagini" söyledigi bilgiler
bu iliskilerin bilgisi olmali. Ayni sekilde
1980 sonrasinda dogrudan Milli Güvenlik
Konseyinin emriyle Ermenilere karsi girisilen
yurtdisi operasyonlarda Ülkücü
çetelerin kullanilmis olmasi da
bu kapsamda deger kazanir.
Türk devleti özel harbin girdabina
sürüklendikçe MHP'yi
de büyütüyor. Yeni Dünya
Düzeni tarafindan dayatilan sömürgelesme
sürecinin siyasal boyutunda bir Kontrgerilla
Cumhuriyeti'nin varligindan söz ediyoruz.
Bu süreç ayni zamanda fasizmin
tirmanisina denk düser.
IBDA-C'den
Küçük Sol Gruplara Uzanan
Cephe
Psikolojik savasa iliskin genel bir çerçeve
olusturduk ve Türk psikolojik savas
aygiti hakkinda belirli bir bilgiye sahibiz.
Simdi artik Aydinlikçilar ve Isçi
Partisi hakkindaki psikolojik savas konusunu
ele alabiliriz. Böylece hem psikolojik
savasin nasil yürütüldügünü
somut olarak görecegiz, hem de Türkiye
proleter devrimcilerinin karsi karsiya
bulunduklari iftira ve yalan kampanyasinin
gerçek kaynaklarina inecegiz.
Aydinlikçilari hedef alan psikolojik
savas cephesi en sagdan en sola kadar
uzanan bir yelpaze görüntüsü
veriyor. En sagda IBDA-C 'yi görebiliyoruz.
IBDA-C fanatik seriatçi bir provokasyon
örgütü. Taraf isimli bir
dergi çikariyor. Bazi "Sosyalist"
örgüt liderlerini göklere
çikarirken hemen hemen her sayisinda
Dogu Perinçek ve Aydinlikçilara
saldiriyor. Aydinlikçilarâ
karsi kullandigi malzeme ayni: "Ihbarci"
diyor, "ajan" diyor; 12 Ocak
1995 tarihli sayisinda bir sürü
küfür savurduktan sonra yeni
olarak Dogu Perinçek'in "Türkes
ile beraber bir resmi binada Amerikan
dolarlarini paylasirlarken yakalandigini"
da yaziyor. Sadece IBDA-C'nin yayinlarinda
degil, Selam gibi Yeni Düsünce
gibi sagci veya Türkesçi yayinlarda
da Aydinlikçilar hakkindaki iftiralarin
tekrarlandigi görülebilir. Cephenin
"sol" cenahinda ise Atilim,
Fabrika, Kizil Bayrak, Sosyalist Iktidar
gibi asil misyonlari Aydinlik düsmanligi
olan isimlerine göre ve görünüste
"sosyalist" dergiler yer alir.
Son dönemde Özgür Ülke
de cepheye dahil oldu.
"Büyük" basinda ise
iftiranin yayincilari Hürriyet'teki
Hadi Uluengin, Sabah'taki Cengiz Çandar'dir.
Her ikisi de eski Aydinlikçi olan
bu sahislar daha sonra Amerika'nin safina
geçtiler. Köselerinde Amerika'nin
Türkiye'ye iliskin politikalarini
savunurlar. Cengiz Çandar, Pentagon'un
gizli yerlerine girebilen "tek Türk"
olmakla övünür. Turgut
Özal'in danismanligina kadar yükseldi,
2000'e Dogru dergisi kendisinin MIT'le
iliskilerini yazinca 22 "Aydinlikçilar
beni teshir ediyorlar, öldürtecekler"
diye devlete açik çagrilar
yapti. Çagrilari sonucunda 2000'e
Dogru dergisinin Ankara bürosu Polis
tarafindan basildi; çalisanlar
iskenceli sorgudan geçirildiler.
MIT Müstesar Yardimciligi'na kadar
yükseldikten sonra emekli edilen
ve bir suikast sonucu öldürülen
ünlü istihbaratçi Hiram
Abas ve emekli edildikten sonra Çiller
tarafindan yeniden MIT e alinan Mehmet
Eymür de Aydinlikçilari ayni
sekilde "ajanlikla" suçlamaya
çalismislardir. Bu son iki isim
aslinda saldirinin kaynagini ortaya koymak
bakimindan da son derece önemlidir.
IBDA-C'yi, bazi sözde "sosyalist"
dergileri, Çandarlari, Mehmet Eymürleri
ayni safta birlestiren bu iftira kampanyasinin,
yillardir sürdürülen bu
psikolojik savasin sebebi nedir? Aydinlikçilara
karsi bu bitmeyen kin ve nefret nedendir?
Niçin baska sosyalistler degil
de Aydinlikçilar hedeftir?
Aydinlik
Kontrgerillayi Halkin Önüne
Çikardi
10 Temmuz 1978.
Aydinlik gazetesi, "Resmi Belgelerle
Kontrgerilla" dizisini baslatiyor.
Karanlik ve efsanevi örgüt "Kontrgerilla"
kamuoyunun önüne çikariliyor.
Devletin içindeki habis ur, devrim
düsmani cephenin kanunsuz suç
aygiti bir büyük kampanya boyunca
teshir edilecektir. 10 Temmuz demokrasi
mücadelesinin önemli bir günüdür.
10 Temmuz 1978 günü, ayni zamanda
Kontrgerilla gerçek düsmaniyla
göz göze gelmis oldu. O güne
kadar devrimci bir örgüt olarak;
devrimci örgütlerden biri olarak
hedef alinan Aydinlikçilik ve Aydinlikçilarin
kurdugu partiler, 10 Temmuz'dan sonra
Kontrgerilla tarafindan artik stratejik
düsman olarak hep listenin basinda
tutulacaktir.
"Kontrgerilla" adi siyasal hayata
12 Mart askeri darbesiyle girdi. 12 Mart
darbesinden sonraki dönem boyunca
birçok yazar, birçok aydin
böyle bir örgütten söz
etti. Gerçekten de 12 Mart'tan
sonra gözaltina alinip sorgulananlardan
bir çogu gözleri bagli, iskence
tezgahlarina yatirilirken iskencecilerden
su sözleri dinlemislerdi: "Burasi
dogrudan Genelkurmay'a bagli bir Kontrgerilla
üssüdür. Burada ne anayasa,
ne de baba-yasa vardir. Öldürür
bir kenara atariz." Saniklarin moralini
çökertmeye yönelik oldugu
sanilabilecek olan bu sözler aslinda
Kontrgerilla'nin devlet içindeki
konumunu dile getiriyordu. Kontrgerilla
devletin her türlü yasasinin
üstündeki örgüttü.
Tek bir yasasi vardi : "Düzenin
bekasini saglamak." Bu amaçla
girisecegi hiçbir eylemden dolayi
sorumlu tutulmayacakti. Kontrgerillaci
bu ilkeye göre egitilir, bu ilkeye
göre isini rahat rahat yürütür.
12 Mart sonrasinda iskenceden geçmis
insanlar, hafizalarina kazinmis olan,
"Burasi dogrudan dogruya Genelkurmay'a
bagli bir Kontrgerilla üssüdür"
sözünü firsat buldukça
anlattilar, yazdilar. Birçok ünlünün
iskenceden geçirildigi Ziverbey
Köskü özellikle çok
tanindi. Ancak böyle bir örgütün
varligi kanitlanamiyordu. Devlet ortaya
atilan iddialar karsisinda gülüp
geçiyor, ciddiye aldigini gösteren
bir davranisa yönelmiyordu. Yazilip,
çizilenler adeta Kontrgerilla'yi
daha da korkutucu bir hale getiriyordu.
Esrarengiz bir dehset örgütü
vardi ve kimse ondan hesap soramiyordu.
Saniriz o dönem boyunca Kontrgerillacilar
durumdan son derece memnundular. Çünkü
onlara göre amaca ulasilmis, bütün
toplumu korkutabilecekleri bir ortam yaratmislardi.
Psikolojik savas da buydu zaten! Kurbanlarin
yakinmalari bile adeta Kontrgerilla'nin
isine yariyordu...
Ecevit'in
Verdigi Söz ve Sünger
Kontrgerilla kendinden son derece 21nin
olarak, 1977 Haziran Genel Seçimlerinden
önce yeni bir darbe tezgahlamaya
giristi. Istanbul Yesilköy Hava Limani'nda
ve Sirkeci Gari'nda sabotajlar yapti;
I Mayis 1977'de ünlü Taksim
provokasyonunu sahneye koydu, 35 insani
katletti; Zamanin CHP Genel Baskani Bülent
Ecevit'e Izmir Çigli Havaalani'nda
suikast düzenledi; Taksim meydaninda
yapacagi miting sirasinda Ecevit'i dürbünlü
tüfekle vurma planlari yapti, bu
plan bizzat Basbakan Demirel tarafindan
Ecevit'e bildirildi; gene Kontrgerilla
o günlerde devrimci bir örgüt
adi izlenimini verecek sekilde TÜSDEK
imzasiyla provokasyon bildirileri dagitti.
Bülent Ecevit bu durum karsisinda,
"Kontrgerilla'dan hesap soracagim"
dedi; halktan bu sloganla oy istedi. Darbe
tezgahladigi saptanan Orgeneral Namik
Kemal Ersun ve ona bagli bazi subaylar
emekli edildiler, seçim yapilabildi.
Bülent Ecevit iktidara geldi.
Aydinlikçilarin o zamanki partisi
illegal TIIKP'ydi. (Türkiye Ihtilalci
Isçi Köylü Partisi) Halkin
Sesi adinda bir haftalik dergi çikariyorlardi.
Aydinlikçilar 1977 Genel Seçimleri
öncesindeki bütün provokasyonlara
karsi yogun bir mücadele yürüttüler,
TÜSDEK'i teshir ettiler, Namik Kemal
Ersun'ü sergilediler; ama özellikle
1977 1 Mayis provokasyonu öncesinde
büyük bir kampanya yaptilar.
Tertip yapilacagini saptayip hem halki,
hem de sosyalistleri uyardilar. Bu çabalara
ragmen bir kisim sosyalist Kontrgerilla'nin
tertibine alet oldu. Aydinlikçilar
1978 basinda TIKP'yi (Türkiye Isçi
Köylü Partisi) kurdular ve Mart'ta
da günlük Aydinlik gazetesini
çikardilar. Artik Ecevit iktidardaydi.
Kamuoyu Basbakan'dan Kontrgerilla'yi ele
almasini bekliyordu. TIKP ve Aydinlik
bu beklentiye uygun olarak Ecevit'e zaman
tanidi, iktidara yerlesmeden onu sikistirmayi
dogru bulmadi. Ancak aylar geçtigi
halde Ecevit'ten ses seda çikmiyordu.
Seçim öncesinde verdigi sözler
hatirlaninca, "Geçmise sünger
çektigim" söyledi.
Ecevit devlet sorumlugu üstlenince
devletin içindeki manzarayi gönmüs,
belki de korkmustu. Bir Basbakanin kontrgerilla'dan
degil hesap sormak, onun hatirini bile
soramayacagi kendisine generaller tarafindan
ögretilmisti. Daha sonra , "ben
generallere sordum, böyle bir örgüt
yok dediler" gibi açiklamalari
oldu. Ecevit o dönemden sonra artik
Kontrgerilla'dan sorulacak hesabi bir
daha agzina almayacak; giderek özellikle
Kürt sorununun büyüdügü
kosullarda Kontrgerilla'nin gerekli olduguna
inanmaya baslayacakti.
Halk
Tarzi Hesaplasma
Aydinlik "Resmi Belgelerle Kontrgerilla"
dizisini iste bu kosullarda baslatti.
Tarih 10 Temmuz 1978. Kontrgerillanin
teorisi ve pratigi bir bir kamuoyunun
önün çikarildi. Ama ne
teori, ne pratik! Amerikan emperyalistlerinin
kucaginda dogup büyüyen iskence
aygiti, Amerikan baglantilariyla resmi
belgelerle, fotograflarla, planlarla,
krokilerle gazete sayfasinda yer aldi.
Tabii iskenceciler de. O güne kadar
adi sani duyulmamis, adlarinin sanlarinin
duyulmayacagindan emin olarak, gözleri
baglanmis devrimci kurbanlarina iskence
tezgahlarinda kan kusturmus iskenceci
sefler boy boy fotograflariyla, adresleriyle,
rütbeleriyle, üsleriyle, yaptiklari
gizli toplantilarla, darbe planlariyla
halkin önüne konuldular. Artik
toplum, Hiram Abaslari, Mehmet Eymürleri,
Necdet Küçüktaskinerleri,
Ayhan Ataünallari, Eyüp Özalkuslari,
Sahap Atalaylari... tabii Faik Türünleri
konusuyordu. Kontrgerilladan hesap soruluyordu.
Kontrgerilla'dan ancak böyle hesap
sorulabilirdi. Ecevit tarzi degil, halk
tarzi! Halkin temsilcisi tarafindan!
Aydinlik'in "Kontrgerilla."
kampanyasi Türkiye basin tarihini
en önemli olaylarindan biridir. Aydinlik
koleksiyonunu bir ansiklopedi degerine
yükseltmistir.
Kontrgerilla kampanyasi bir gerçegi
daha sergiledi: Kontrgerilla'dan hesap
sorulmaksizin demokrasi yönünde
hiçbir ilerleme kaydedilemez. Kontrgerillayi
hedef almayan hiçbir devrimci çaba,
ciddiye alinamaz.
Türkiye solu iskenceden, Kontrgerilla'dan
çok söz etmis; iskenceyi her
firsatta dile getirip sorgulamisti. Ama
iskence mekanizmasini somut bir biçimde
teshir etmeyi basaramamisti. Iste iskenceyi
bunlar yapiyor, diye iskencecilerin yakasina
yapisamamisti. Dolayisiyla iskence edebiyati
bir yakinmadan ileri gidemiyordu. Ilk
defa ve sadece Aydinlikçilar bu
ise cesaretle giristiler. Sinif mücadelesi
sadece silahla, sadece elle ayakla yapilan
bir mücadele degildir. Önemli
olan çizgidir, çizgi dogru
olmazsa silahin hiçbir önemi
yoktur. Devrim düsmani güçleri
korkutan silah degil, silaha da kumanda
eden ideolojidir, teoridir, beyindir.
Leninizm'in ögrettigi gerçek
böyledir.
Kontrgerilla
Savunmada
Aydinlik'in yayini karsisinda devlet,
daha dogrusu Kontrgerilla nasil bir tutum
aldi? Ne yapti? Önce büyük
bir saskinlik yasandi. Bir polis karakolunun
bombalanmasi cinsinden bir olay degildi
söz konusu olan, devletin çekirdegi
saldiri altindaydi, Bugüne kadar
böyle bir olay yasanmamisti. Aydinlikçilar
böyle bir cesareti nerden aliyorlardi;
bu isi nereye kadar götüreceklerdi?
Kontrgerilla ne yapilmasi gerektigini
gene Kontrgerillanin kitaplarinda aradi.
Psikolojik savas iyi hesap yapilmasini
söylüyordu. " Iyi hesap
yapin ve iyi bir yöntem
belirleyin" diyordu. Bu hesabin sonucuna
göre seçilebilecek yöntemler
de gene psikolojik savas kitaplarinda
yaziliydi: "Direkt karsi propaganda",
"unutturma", " önemini
azaltma", "dikkatleri baska
tarafa çekme". Tabii en iyisi
"direkt karsi propaganda" idi,
ama bu yöntemin büyük tehlikeleri
vardi. "Bu metotda; karsi taraf propagandasinda
bahsi geçen hususlar, birer birer
ele alinarak çürütülmeye
çalisilir. Böyle bir usul
çok basarili olabilir. Fakat tam
bir basari saglayacak deliller mevcut
degilse veya durum buna müsait bulunmuyorsa;
direkt karsi propaganda, asla basvurulmayacak,
tehlikeli ve hatta geri tepen bir usuldür.
Eger yüzde yüz basari saglanamayacak
hususlarda bu metot kullanilirsa, hem
karsi tarafin propagandasina yataklik
edilmis olur; hem de
onun çürütülmesi
imkansiz iddialarini okuyan kimseyi artik
propagandanin müteakip kismiyla ikna
etmeye imkan olmaz".23
Aydinlik'in ortaya çikardigi gerçekler
karsisinda "direkt karsi propaganda"
mümkün degildi. Belgeler güçlüydü.
Anlatimlar, fotograflar, her sey o kadar
ikna ediciydi ki, neresini çürüteceklerdi?
"Geri tepme olabilir" çok
daha tehlikeli sonuçlar dogabilirdi.
Diger metotlara basvurdular. Tabii en
basta susturma, mahkeme yoluyla yayini
durdurma tehdit ve adam kaçirma
gibi yollar denendi. Aydinlik muhabirleri
ölüm listelerine alindi. Ama
en çok da "unutturma",
"önemini azaltma", "dikkatleri
baska tarafa çekme", yöntemleri
kullanilmaya çalisildi. Büyük
denilen basin olaydan uzak tutuldu. Soruya
muhatap olan yetkililer "gizlilik"
veya "memur olduklari, memurlarin
açiklama yapamayacagi" gerekçesiyle
konusmayacaklarini söylediler; olmadi,
"bunlar geçmiste kalmis olaylardir"
demeye getirdiler...
Ama kampanya beklenen sonucu aldi. Kontrgerillanin
üstündeki örtü kaldirilmisti.
Suç ve suçlular 70 Temmuz
sonrasinin tarihi boyunca toplumun önünde
olacakti. Gladio'nun Italya'da ortaya
çikarilabilmesi için Sovyetler
Birliginin çözülmesi,
NATO'ya bagli böyle karanlik örgütlerin
islevlerini yitirmesi, 7990'lara gelinmesi
gerekmisti, ama Türk Gladiosu çok
daha önce suç üstü
yakalanmisti. 10 Temmuz 1978'den sonraki
tarihimiz boyunca toplum artik Kontrgerilla'yi
bildi; halka karsi hangi örgütün
ve nasil mücadele ettigi Aydinlik
tarafindan herkese göstertilmisti.
Uzun
Süreli Psikolojik Savas
10 Temmuz 1978 günü Kontrgerilla
gerçek düsmaniyla da tanismis
oldu, artik onu hiç unutmadi. Mücadele
uzun süreliydi; devlet ayaktaydi,
Kontrgerilla bir yayinla yok olup gidecek
degildi.
Devlet 12 Eylül askeri darbesinden
sonra basta Dogu Perinçek olmak
üzere TIKP yöneticilerini Kontrgerillayi
teshir etmis olmalarinin hesabini sormak
üzere hapse atti, uzun yillar hapiste
tuttu. Isin bir de psikolojik savas boyutu
vardi. Psikolojik savas, yogun bir yalan
ve iftira kampanyasi biçiminde
sürdürüldü.
Psikolojik savas aygiti, ortaya konulan
gerçekler karsisinda hiç
bir yalanlamada bulunamamisti. Bu kez
bilgi ve belgeleri örtük ve
dolayli biçimde dogrulayacak bir
yola bas vurdu. Alttan alta su soruyu
yaydilar: "Peki Aydinlikçilar
bu bilgi ve belgeleri nereden buluyorlar?"
Yani söyledikleri dogru, ama bu dogrulari
onlara kim veriyor"] Gerçekler
çürütülemeyince
, o gerçekleri bulup topluma sunan
devrimci örgüt üzerinde
"süphe yaratma" yöntemine
geçiliyordu.
"Nereden buluyorlar?" diye baslatilan
kampanya, "Aydinlikçilar bu
bilgileri C1A'- I dan aliyorlar"
noktasina götürüldü.
CIA'nin gerçekten ajanlari, CIA
'nin bordrosundan maas alarak CIA adina
Türkiye halkina karsi operasyonlar
, katliamlar düzenleyenler, iskence
yapanlar simdi dönüp kendi içinde"
yüzdükleri çamuru Aydinlikçilara
atiyorlardi. Psikolojik savas aygiti bu
iste ajanlari özellikle kullandi.
Iftira sadece resmi agizlardan yapiliyor
olsaydi gerekli etkiyi yapmayacakti. Sosyalistler
arasina yerlestirilmis"; I ajanlar,
"Aydinlikçilar bilgiyi ClA'dan
aliyor" yalanini yaymak için
seferber oldular, j Psikolojik savasin
siyah ve gri yalani harekete geçirildi.
Aydinlik'in haber kaynaklari konusundaki
suçlamalar yanit, "Sol"
kisveli psikolojik savasin ele alindigi
bölümde verilecektir. Simdilik
su kadarini söyleyelim, MIT Aydinlik'a
haber vermek söyle dursun, oradaki
bazi güçler, bilgi verenlere
yönelik ölümle biten operasyonlara
bile basvurdular. Turan Çaglar
olayi bu konuda iyi bir örnektir.
Aydinlikla
Bilgi Verene Ölüm
1978'deki Kontrgerilla'yi teshir kampanyasi
sirasinda Aydinlik'a. bilgi verenlerden
biri de eski MIT yöneticisi Turan
Çaglar'di. Turan Çaglar,
12 Mart darbesi öncesinde bir "Sol
darbe" yapmaya çalisan ve
"9 Martçilar" diye bilinen
ekip içinde yer almis; bu nedenle
MIT 'ten tasfiye edilmisti. MIT içinde
rakipleriyle hesaplasmak için sahip
oldugu bilgileri Aydinlik'a aktarmisti.
MIT Turan Çaglar'i Amerika'ya bilgi
satmakla suçlayip tutuklatti. 12
Eylül'den sonra Turan Çaglar
hapiste süpheli bir biçimde
öldü.
Suçlama aslinda gülünçtü.
Çünkü MIT'in Amerika'dan
gizli bir bilgisi olamazdi; CIA -MIT iliskilerini
bilen hiç kimse bu yalani yutmazdi.
Psikolojik savas Turan Çaglar'dan
intikam aliyordu, ayni zamanda mümkün
olursa, "Bilgileri Aydinlik'a CIA
veriyor " yalanina da malzeme saglayacaklardi.
22 Ocak 1995 günü Isçi
Partisi Istanbul Il Örgütü'nde
psikolojik savas konusunda verdigim konferans
sirasinda bu olayi da, burada yazdigim
biçimde dinleyicilere anlattim.
Özgür ülke gazetesi 25
Ocak tarihli ve "Hasan Yalçin
MIT'le iliskilerini dogruladi " baslikli
haberinde bu Turan Çaglar olayini
da kullandi. "Yalçin, Aydinlik'in
MIT'ten bilgi aldigini dogruladi"
diye yazdi. Özetle, MIT, Aydinlica,
bilgi verdigi için Turan Çaglar
'dan intikam aliyor, Özgür Ülke
ise Turan Çaglar'dan bilgi aldigi
için Aydinlik'i MIT ile iliski
içindeymis gibi göstermeye
çalisiyordu. Psikolojik savasin
çemberi iste böyle kapaniyordu.
Yeni
Güç Denemesi: MIT Raporu Olayi
Mücadele 1978'deki Kontrgerilla'yi
teshir kampanyasiyla bitmedi. Aydinlikçilar
ve Isçi Partisi devletin karanlik
örgütlerini açiga çikarip,
teshir etmeyi devrimci mücadelenin
önemli bir görevi olarak sürdürdüler.
Psikolojik harp aygitinin yaniti da ayni
ölçüde sert oldu.'
Aydinlikçilar 1987'de 2000 'e Dogru
dergisini çikardilar. "Haberde
sinirin ötesi" sloganiyla yayin
hayatina giren 2000'e Dogru Devlet tarafindan
gizlenen gerçekleri ortaya çikararak
kisa zamanda halkin sevgilisi oldu. 1988'in
Subat ayinda ise Aydinlikçi dergi
kamuoyunun önüne "MIT Raporu''olayini
getirdi. Hiram Abas ve en yakin adami
MIT'çi Mehmet Eymür yeniden
sahnedeydi. Turgut Özal Hiram Abas'i
MIT'in basina getirmek istiyordu. "Sivillestirme"
adi altinda yürütülen operasyon
epeyce ilerlemisti.
Özal, MIT içinde kendine bagli
bu kligi 7957 Genel Seçimlerinde
siyasal rakiplerine karsi kullanmak istemisti.
Mehmet Eymür'e bu amaçla hazirlatilan
Rapor Demire I, Hüsamettin Cindoruk
gibi önemli politikacilari; ayni
zamanda Necdet Ürug gibi önemli
komutanlari hedef aliyordu. Dahasi devleti
yönetenlerle yer alti dünyasi
arasindaki karisik iliskileri bir santaj
malzemesi olarak kullanmak üzere
Özal için paketlemisti. Ilgililer
2000'e Dogru'nun yayini karsisinda aynen
Kontrgerilla yayininda oldugu gibi
"sükut" ve " önemsizlestirme"
yöntemine basvurmak istediler. Olmadi.
Çünkü Rapor'da hedef
genis tutulmustu.
Ürug basta olmak üzere hedeftekilerin
de söyleyecekleri vardi. Büyük
basin seyirci kalmayi ancak birkaç
gün sürdürebildi. Olay
birden patladi. 2000'e Dogru'nun yaktigi
isigin altinda devletin içyüzü
bir kez daha halkin gözleri önüne
serildi.
Aydinlikçilar devrimci mücadeleyi
ustalarin kitaplarindan aktarmalarla yapan
etkisiz küçük sosyalist
gruplardan farkli olarak halki kendi öz
pratigi içinde egitiyordu. Devlet
içindeki klikler çatismasi,
Cumhurbaskani Kenan Evren'i, Basbakan
Turgut Özal'i, MIT'i, Orduyu da içine
çekerek siddetle, sarsintilarla
sürdü. Hiram Abas ve Mehmet
Eymür için ise kisisel önemde
sonuçlar ortaya çikti. Özalci
klik tasfiye edildi, Hiram Abas ve Mehmet
Eymür bazi yardimcilariyla birlikte
tasfiye edildiler. MIT Raporu olayi psikolojik
harp aygitinin Aydinlikçilara düsmanligini
pekistirdi. Aydinlik'ta gerçek
düsmanini bir kez daha gördü.
Aydinlikçilar uslanmamislardi,
MIT'in tekerine gene çomak sokmuslardi.
Devletin içini karistirmislardi.
Demek ki psikolojik savasin fokurdayan
kazanlarinin altina yeniden ve bol miktarda
odun atilmasi gerekiyordu. Atildi.
Bu kez aygitin önemli adamlarindan
biri, Mehmet Eymür, Aydinlikçilarin
ve Dogu Perinçek'i dogrudan, kendi
agziyla ve mahkeme önünde suçladi.
Böylece Aydinlikçilara yönelik
iftiranin kaynagi da çirilçiplak
ortaya çikmis oluyordu. Eymür,
Perinçek ve arkadaslarinin MIT
ajani olup olmadigindan kuskuluydu. Bu
konuda bir sey diyemiyordu. "Bilsem
bile bir sey söyleyemem" diyordu.
Eymür, daha sonra anilarini yazdi.
Kitabin adi Analiz. Esas olarak Aydinlikçilardan
intikam almak, Aydinlikçilari karalamak
için kaleme alindigi hemen anlasiliyordu.
Analiz kitabi, TIB tarafindan illegal
olarak yayimlanan "2000'e Dogru'nun
Yayinlari ve Gerçekler", "Muhbirlik.
Devrime Ihanet ve Dogu Perinçek"
gibi psikolojik savas brosürlerinden
sonra yazarinin gerçek ismini tasiyan
son ürün oluyordu.
Eymür'ün
Suçlamalari Nasil Bosa Çikarildi
Eymür kitabinda Aydinlik'tan "Fabrikatör"
diye söz ediyordu. Belirttigine göre
bu ismi Eymür'ün sefi Hiram
Abas vermisti, "Uydurma ve sisirme
haber üreten sahis veya grup"
anlamina geliyormus. Eymür yaziyor:
"Hiram Bey, Fabrikatör'ün
arkasindaki gücün... ABD ve
Ingiltere oldugu kanaatindeydi."
Iste bu kadar! CIA ile içli disli
bir istihbarat örgütünün
zirvesinden, o zirveye gene.CIA'nin elleri
üstünde tasinmis istihbaratçilar
tarafindan Aydinlik'a "Amerikanci"
suçlamasi yapiliyordu. Üstelik
ayni Istihbaratçilar Turgut Özal'a
siyasette kullanmasi için hazirlayip
sunduklari raporla birlikte suçüstü
yakalanip kamuoyunun önüne çikarilmislardi.
O Turgut Özal ise Baskan Bush'un
"biraderi" oldugunu her firsatta
söylemis, Amerikanciligi bir meziyet
olarak savunmustu.
Mehmet Eymür'le. 2000'e Dogru dergisi
adina Hiram Abas ve kendisinin Aydinlikçilara
yönelttigi suçlamalar üzerine
bir röportaj yaptim. Kendisi röportajdan
önce teyplerin karsilikli çalistirilmasini,
onun sorularina da benim yanit vermemi
istedi. Kabul ettim. Bu röportajin
tam metni 2000'e Dogru'nun 6 Agustos 1989
tarihli sayisinda çikti.
Eymür'e orada Aydinlikçilari
kimin ajani olmakla suçladiklarini
sordum. "Amerika mi?" dedim,
"Hayir" demek zorunda kaldi;
"Ingiltere mi?" gene yanit "Hayir"
di. "Almanya?", "Hayir".
Peki Aydinlikçilar kimin ajaniydi?
Eymür çaresizlikle "FKÖ
ile isbirligi yapiyorsunuz " dedi.
Daha sonra Analiz kitabina ek olarak da
yayinlanacakti ki, Eymürler, yani
MIT benim bir gazeteci olarak zamanin
Filistin Büyükelçisi
Abu Firas'la Filistin Elçilik binasinda
yaptigim görüsmelerimi teybe
almisti. Bir tertibin pesindeydiler, ama
görüsmeler onlara bu imkani
verecek cinsten degildi. Iste Filistin'le
isbirliginin kaniti da buydu. Ben Eymür'e
ezilen dünya ile dost oldugumuzu,
suçlamasinin bize seref verdigini
söyledim. CIA ve MIT tarafindan üretilen
iftira, bizzat onu ileri süren MIT'çi
tarafindan tekrarlanamamisti bile. ama
iftira tabii ki sürdürülecekti.
KGB"nin
Agziyla Yöneltilen Suçlama
Eymür'ün kitabinda son derece
ilginç baska görüsler
de vardi. Söyle yaziyor: "Hiram
Bey'e göre Perinçek ve Fabrikatörün
Türkiye'deki misyonu söyleydi;
Türkiye'de hizla gelisen ve Bati
dünyasi için tehlikeli hale
gelen Sovyet yanlisi asin solu, yeni doktrinle
bölmek , birbirine düsürmek,
parçalamak , etkisiz hale getirmek."
Bu satirlar pekala Sovyet istihbarat örgütü
KGB'nin bir belgesinde de yer aliyor olabilirdi.
Hiram Abaslar, Mehmet Eymürler, daha
dogrusu psikolojik savas aygiti Aydinlikçilari
suçlayabilmek için gerektiginde
KGB'nin agzini bile kullanabileceklerini
göstermis oluyordu. Öyle degil
mi? Eger Aydinlikçilar, Bati adina
Sovyet yanlisi asiri sola karsi çikiyorlarsa
MIT bundan niçin rahatsiz olacakti?
Abaslar'in Eymürlerin dedikleri dogru
olsaydi, NATO Aydinlikçilara madalya
verirdi. MIT de saygi durusuna geçerdi.Türkiye
NATO'nun bir üyesi degil miydi, NATO
Sovyetlere karsi kurulmus degil miydi;
dahasi MIT, Abaslar, Eymürler Amerika
tarafindan Sovyetler'e karsi mücadelede
görev yapsinlar diye egitilmemisler
miydi? Psikolojik harbin yasasidir bu
: Hedefi yipratmak için her kiliga
girebilirsin, her türlü yalani
ortaya atabilirsin!
Psikolojik
Savasin Rusya Ayagi
Eymür'ün, Hiram Abas'tan aktararak
yazdiklari ve Sovyet taraftarlarinin Aydinlikçilara
yönelttikleri "Maocu Bozkurt"
suçlamalariyla birlesiyor. Aydinlikçilik
ayni zamanda Sovyet sosyal emperyalizmine
karsi mücadelenin adidir.
Sovyet sosyal emperyalizmi Türkiye
içindeki faaliyeti boyunca Aydinlikçilari
karsisinda buldu. Sovyetlerin emperyalist
karakteri' de ilk kez Aydinlikçilar
tarafindan sergilenmisti. Tabii bu yüzden
Sovyetler Birligi'nin psikolojik savasiyla
da karsi karsiya geldiler. Sovyet taraftarlarinin
yayinlari olsun, radyolari olsun Aydinlikçilari
"Amerikancilikla" suçladi.
MIT ve CIA tarafindan üretilen malzemeyi
kendi mallari olarak kullandilar.
Amerikancilarla, Sovyet sosyal emperyalizmi
taraftarliginin Aydinlik düsmanligi
konusunda bulusmalari Aydinlikçiligin
Türkiyeli karakterinin, devrimciliginin
en büyük kanitidir. Iki büyük
emperyaliste karsi da tutarli bir mücadele
yürütülmüs oldugunun
en önemli göstergesidir. Türkiye'nin,
halkin düsmanlari Aydinlikçilari
ve Isçi Partisi'ni de en tehlikeli
düsman saymislardir
Düsmanin
itiraflari: "MIT'I Pasif Duruma Soktular"
Hem Hiram Aba s, hem de Mehmet Eymür,
MIT Raporu olayi sirasinda basina demeçler
ve röportajlar vererek Aydinlik'in
Kontrgerilla'ya., MIT'e ve toplam olarak
devlete karsi yürüttügü
mücadelenin nelere yol açtigini,
nerelerde tahribat yaptigimda itiraf ettiler.
8-11 Haziran 1988 tarihleri arasinda Sabah
gazetesi'nde Güngör Mengi'nin
Hiram Abas'la yaptigi röportaj çikti.
Röportaj boyunca Abas, Aydinlikçilarin
kendisini nasil teshir ettiklerini, her
yükselisi sirasinda nasil karsisina
çiktiklarini anlatip yakiniyor.
Röportajin bir yerinde söyle
diyor: "Bunlar, 1978'de MIT hakkindaki
yayinlarla MIT'i pasif duruma sokabildiler.
"Güngör Mengi hayretle
soruyor: "Basardilar mü"
Deneyimli istihbaratçi ilk sözünün
anlamini zayiflatmaya çalissa da
gerçegi tekrarlamak zorunda kaliyor:
"Evet, sadece kisa bir süre
için basardilar. Bunu kabul edebilirsiniz,
basardilar." Hiram Abas söyle
devem ediyor: "Simdi 1987-88'deki
benim aktivitemi yöneltmek istedigim
yerler, kurdugum daire, çalismalar,
Güneydogu'da biraz terörün
azalmasi ... Ve PKK faaliyetine bakarsaniz
, PKK faaliyeti Güneydogu'da bir
eylemdir, ama esas büyük faaliyet
Avrupa'da ... Neticede herhalde yine sikintilar
baslamistir malum yerlerde ve bunun neticesinde
Dogu Perinçek yine üzerime
üzerime geldi."
Mehmet Eymür de hem i97S'deki Kontrgerilla
kampanyasini, hem de "MIT Raporu"
yayinini, gene o Rapor günlerinde
gazetelere verdigi demeçlerde degerlendirdi.
Eymür 1978 için söyle
diyordu: "Zamanin Basbakani bile
etkilenerek, Kontrgerilla- iskence edebiyatina
kapilmisti. MIT, polis pasifize edildi.
MIT sorgulardan çekildi. Özel
Harp Dairesi siki bir denetim altina alindi."
Eymür'ün kendisinin de emekli
edilmesiyle sonuçlanan "MIT
Raporu" olayina iliskin sözleri
ise söyleydi: "Bu son operasyon
tam anlamiyla teskilati (yani MIT'i) bitirmistir.
Bu MIT'in çöküsüdür.)
MIT'çi
Eymür: " Aydinlikçilar
Tetik Çekenden Tehlikeli"
Dahasi var. Mehmet Eymür, Analiz
kitabini Milliyet gazetesinde tefrika
ettirdi. Gazete hukuki sorumluluktan kaçabilmek
için sadece Dogu Perinçek
adi yerine uydurma bir isim kullanarak
Eymür'ün iftiralarini oldugu
gibi yayimladi. Dogu Perinçek söz
konusu yayina yanit verdi. Bu yanitlar
10 Haziran 1991 gününden baslayarak
üç gün "CIA ve MIT
içindeki adamlarinin itiraflarindan
korkmayiz", "CIA 'nin hedefiydik"
ve " Abas ve Eymür Özal'in
hizmetindeydi" basliklariyla verildi.
Mehmet Eymür, Perin-çek'in
yazisina bir yanit daha verdi. Milliyetin
14 temmuz tarihli sayisinda çikan
bölümde Eymür aynen sunlari
söylüyordu: "Perinçek,
'Eymür , anilarinda sadece Aydinlikçilari
dinmez bir kinle karsisina aliyor' diyor.
Perinçek dogru söylüyor...
Perinçek gibi Hiram Abas'in Mahmut
Diklerin, Ilgiz Aykutlu'nun, Hulusi Sayin'in,
Ismail Selin'in, askeri polisi ve sivili
ile daha nicelerinin ölümünde
tetigi çekenler kadar ve hatta
onlardan da daha fazla suçludur...
Hizmet ettikleri yabanci güçlerin
talimatiyla yalan haberler üretmis,
insanlari teshir etmis, resimlerini, adreslerini
yayinlamis ve onlari tetigi çekenlere
hazir bir hedef haline getirmislerdir."
Eymür'ün bu son sözlerinde
herkesin çikarmasi gereken önemli
dersler vardir. Bir, teshir, yani halkin
önüne çikarma, yani Aydinlik'in
yaptigi is tetik çekmekten çok
daha dogru bir devrimci tutumdur. Psikolojik
savas aygitina ve Kontrgerilla'ya çok
daha agir
darbeler indirmistir. Kontrgerilla sabotajlar,
suikastlar türünden silahli
eylemlerden tedirgin bile olmaz. Böyle
eylemlerin devrimcileri tecrit ettigini
bilir. Hazirliksizken ayaklanmaya, silahli
eyleme tahrik etmek psikolojik harbin
ilkeleri arasindadir.
Iki, sözde solcular Aydinlikçilari
"ihbarcilikla" suçlarken,
ayni suçlama bu kez Mehmet Eymür'den
gelmektedir. Eymür de Aydinlikçilarin
çesitli MIT çiler ve askerleri
teshir ederek tetikçilerin hedefi
yaptigini ileri sürüyor.
Üç, Eymür Aydinlikçilara
karsi "dinmez bir kin" duyduklarin
söylüyor. Kuskusuz bu sadece
kendi özel duygusu degil, devletin
genel yaklasimini da ortaya koyuyor.
Eymür, Analiz kitabinda da ayni düsünce
ve duygulari sergiliyor. Orada Eymür,
Mahir Çayanlari katledildigi Kizil
dere olaylarini ve kendisinin katildigi
iskenceli sorgulara iliskin anilarini
da anlatiyor. Aydinlikçilar disindaki
devrimcilere olabildigince yumusak bir
dil kullanmaya özen gösteriyor.
Aydinlikçilar söz konusu olunca
ise her türlü iftiraya basvuruyor.
Zaten kitabi bunun için yaziyor.
Psikolojik
Savasin Emrindeki "Sol"
Simdi görmüs bulunuyoruz: Aydinlik
ne yapti? Kontrgerilla, MIT ve MHP ile
mücadele eti, onlari teshir etti,
devlet konusu da halki bilgilendirdi,
egitti. Gazete olarak Aydinlik.
Düsünüldügünde
ilk akla gelen iste Kontrgerilla, MIT
ve MHP'ye karsi yürütülen
bu mücadeledir. Mücadelenin
sonuçlari bizzat o mücadeleye
hedef olan örgütler tarafindan
itiraf edilmistir.
Hiram Abas , "MIT'i pasifime ettiler"
demistir. Mehmet Eymür "Bu MIT
'in çöküsüdür"
demis ve eklemistir. "Evet, biz Aydinlikçilara
dinmez bir kin besliyoruz."
Bu yazida MHP'ye karsi yürütülen
mücadeleye girilmedi. Ancak Kontrgerilla
ve MHP'den hesap soralim" sloganiyla
yürütülen büyük
kampanyalari , Maras Katliami sonrasindaki
yayinlari, MHP'lilerin Aydinlik'ta çikan
itiraflarini o günleri yasayanlar
çok iyi hatirlayacaklardir.
MHP'ye karsi mücadelenin sonucunu
Türkes sikiyönetim-mahkemesinde
yargilandigi sirada dile getirdi. Türkes
söyle dedi: "Savcilar, bizim
hakkimizdaki iddianamelerini Aydinlik'tan
yazdilar."
Peki "Sol" ne yapti?
"Sol" olduguna göre devlete
karsi olmasi, Kontrgerilla'ya MITe, MHP'ye
karsi yürütülen mücadeleye
sahip çikmasi beklenirdi. Aydinlik'a.
bir "tesekkür" sunmasi
gerekirdi.
Öyle olmadi!
Tam tersine Sol'un bir kesimi hemen saldiriya
geçti. Aydinlik'a. karsi saldirisini
adeta "dinmez bir kinle" yillar
yili sürdürdü. Üstelik
bu saldirida dogrudan dogruya Kontrgerilla
ve MIT tarafindan imal edilmis malzemeyi
kullandi. Aydinlikla psikolojik savas
aygiti arasindaki mücadelede devlete
güç verdi. "Devrimci"
oldugu ölçüde kendi bindigi
dali kesti. Türkiye devrim tarihindeki
en önemli basarilari gözden
düsürmeye çalisti.
"Ihbarcilik"ve
"Devrimci Öldürdüler"
Iftirasi
Aydinlikçilara, "Solcu"
kisve altinda yöneltilen belli basli
iki iftira var. Biri özellikle son
zamanlarda bol bol yazilip çiziliyor,
sudur: "Aydinlikçilar Eylül
öncesinde devrimcileri öldürdüler".
Ikinci Iftiraya göre ise, "Aydinlikçilar
üstelik adreslerini de vererek devrimcileri
devlete ihbar ettiler". Her iki iftiranin
da somut hiçbir kanitini bugüne
kadar gösterebilen çikmadi.
Ne ihbar edilmis bir devrimci gösteren
var, ne de öldürülen bir
insan!
"Devrimci öldürdüler"
seklindeki iftira, bütün diger
iftiralarin da ne derece geçerli
oldugunu derhal sergileyecek ölçüde
akil almaz niteliktedir.
Söyledikleri isi iftiracilar defalarca
ve bizzat yapmislardir. Hatta bir kismi
halen yapmaya devam etmekte, fikir ayriligina
düstükleri eski arkadaslarini
pusular kurup acimasizca öldürmektedirler.
Bu eylemlerini de dergilerinde savunabilmektedirler.
Ama en azindan sosyalistlerin büyük
bir kesimi için söyleyebiliriz,
Sol içi tartismalar artik ölümle
bitmiyor. Belirli ölçüde
ders çikarildi.
12 Eylül'den önce böyle
degildi. Ve 12 Eylül öncesinde
Sol içi fikir ayriliklari nedeniyle
solcular tarafindan öldürülmüs
devrimci sayisinin 300'ün üzerinde
oldugu tahmin ediliyor. Evet üç
yüz! Katliam boyutunda bir olaydir
bu. Bu kan gölünün içinde
Aydinlikçilar tarafindan dökülmüs
bir damla kan yoktur. Birakalim devrimci
öldürmeyi kimse Aydinlikçilar
tarafindan fikir ayriligi nedeniyle incitilmis
bir karinca bile gösteremez. Tam
tersine, Aydinlikçi hareket ortaya
çiktigi andan itibaren daima Sol
içi siddete karsi çikti.
1970 öncesinde TIP içindeki
tartismalar sirasinda beliren sorunlari
siddetle çözme egilimi Aydinlikçilar
tarafindan derhal elestirilmisti. O zamanlar
basta Mahir Cayan olmak üzere, "Oportünizm
emperyalizm demektir; oportünizme
ve emperyalizme karsi mücadele ayni
yöntemlerle yapilmalidir; dolayisiyla
oportünizme karsi siddet uygulamak
dogrudur" seklinde bir görüsü
savunanlar vardi. Bu görüsü
uyguladilar da. Aydinlikçilar bu
tutuma karsi, "Oportünizmi açiga
çikaralim ve ideolojik mücadeleyle
yikalim" sloganini ortaya atmislardi;
yani fikrin ancak fikirle karsilanmasi
gerektigini savundular.
1970'ten sonra ise Aydinlikçilar
bütün sosyalistlere defalarca
çagrilar yaptilar. Dediler ki,
"Gelin hiçbir noktada anlasmasak
bile Sol içi tartismada siddet
kullanilmayacagi, siddet kullananin beraberce
tecrit edilecegi noktasinda anlasalim.
Anlasmamizi yazili bir belge haline getirip
topluma ve bütün devrimcilere
açiklayalim." Kabul görmedi.
O üç yüz kadar devrimci
insanimizin yasamina mal olan sürece
Aydinlikçilardan baska elestiri
yönelten, karsi çikan olmadi.
Bazilari bazilarini "oportünist"
ilan etti, "Oportünist demek
hain demektir" dedi ve vurdu. Vurdu
ve "ajandi" deyip geçti.
Devrimci kamuoyu bunlari görmezden
, duymazdan geldi, adeta onayladi. Bu
onay, yeni insanlarin katledilmesiyle
sonuçlandi.
Devrimci öldüren devrimci olamaz.
"Devrimciyim" yaftasiyla devrimci
öldüreni devrimciler halka teshir
etmezlerse; polis gelip devrimciyi öldürür,
devrimciler de polisin cinayetini gizlemis
olurlar. Polisin hizmetkâri konumuna
düserler. "Devrimci" öldürmeyi
hangi gerekçeyle olursa olsun savunan
adam, sonunda polisin yanina sürüklenir.
Ne fikir savunuyor olursa olsun, bir devrimciyi
fikri yüzünden öldüren
insanin kim
tarafindan yönetildigi, ajan olup
olmadigi arastirilmalidir. Nitekim 12
Eylül öncesinde öyle kolayca
devrimci kani dökenlerin ne kadari
polisin ajaniydi arastirilmasi gereken
bir konudur. Bunlari arastirmak, hatta
bunlarin hesabini vermek durumunda olanlar
Aydinlikçilari suçluyorlar,
Aydinlikçilari suçlama ittifaki
yapabiliyorlar. "Devrimci" grup
örgütlemeye çiktiklari
ilk anda, en yakinlarindaki devrimciyi
katledip, cesedini parçaladiktan
sonra bir sandiga yerlestirenler; verecekleri
ölüm cezalarini dergilerinde
ilan ettikten sonra infaza geçenler,
ele ele verip Aydinlikçilikta devrimci
katilligi ariyorlar.
Aydinlikçilar
Devrimci Öldüreni Asla Korumaz
Aydinlikçilar kimseyi öldürmediler.
Mesru müdafaa, yani canini savunma
durumu disinda kimseye el kaldirmadilar.
Dergilerini satmalari engellendi, insanlari
saldiriya ugradi ve öldürüldüler.
Evet Aydinlikçilar öldürmediler
ama öldürüldüler.
TIKP 'nin Gaziantep Il Baskani Zeki On,
Tunceli II Yöneticisi Adil Turan
, Tunceli Nazimiye ilçe Baskani
Hasan Erkiliç, Kahramanmaras Il
Yöneticisi Mehmet Ongan, Kahramanmaras'ta
devrimci ögretmen Inan Özdemir,
"Solcu" geçinenler tarafindan
katledilen Aydinlikçilardan sadece
birkaçidir. Bu insanlar Türkiye'nin
yetisdirdigi en iyi devrimcilerdi, yillarca
halka hizmet etmislerdi; çogu mesleklerini,
okullarini, islerini birakarak profesyonel
devrimcilik yapiyorlardi. Aydinlikçilar
bu cinayetler karsisinda bile kan davasi
gütmediler. Ama katilleri halka teshir
ettiler.
"Aydinlik ihbar etti" diyorlar.
Nasil ihbar etmis Aydinlik! Devrimci katillerini
yazarak. Gazete vasitasiyla polise bilgi
vermis. Öyle bir iftira ki, üç
yasindaki çocuk bile inanmaz, her
türlü mantiktan yoksun. Ihbar
edecek adam bu isi neden gazetesine yazarak
yapsin? Polisin telefonunu mu bilmiyor,
yoksa bir polis karakoluna gitmeyi mi
akil edemiyor? Aydinlikçilar herhalde
"ihbarcilikla suçlanmayi "
çok istedikleri için gazeteleriyle
açik açik yaptilar bu isi!
Üç yasindaki bir çocugu
inandiramayacak bir iftirayi imal ettiler,
kendilerini bu iftiraya inandirmaya çalistilar,
Aydinlikçilari halktan tecrit etmek
seklindeki psikolojik savas taktiginin
hizmetine girdiler.
Aydinlik kimse hakkinda polise bilgi vermedi.
Aydinhk'ta. yazilanlar nedeniyle kimsenin
basina bir is gelmedi. Devletin, "Aydinlikçi
öldürülmüs sunu bir
takip edeyim" diye bir derdi de olmadi.
Devlet, devrimciler arasindaki o öldürmeli
çatismalari daima memnuniyetle
izledi.
Ne istiyolardi
Aydinlik'tan
Bazilari kendilerine "devrimci"
adini verecekler, sonra gelip Zeki Ön'ü,
Adil Turan'i Mehmet Ongan'i, Hasan Erkiliç'i
Inan Özdemir'i acimasizca kursunlayacaklar,
iskence yaparak öldürecekler;
Aydinlikçilar da madem ki kendine
"devrimciyim " diyenler öldürdü,
susalim oturalim diyecekler! Ne katili
arayacaklar, ne olayin üstüne
gidecekler. Hatta kuzu kuzu bekleyecekler
ki, o "devrimci " yaftali katiller
baska devrimcileri de öldürsünler.
Iftiracilar Aydinlik'tan devrimci katillerini
korumasini istiyorlar. Zeki Ön'ün
partisi Zeki Ön'ü öldürenleri
gizleyecek, isimlerini halka duyurmayacakmis;
Katil, hem öldürme hakkina sahip
olacakmis, hem de öldürdügü
devrimcinin partisi tarafindan korunma
hakkina! Devrimcilik tartismasi mi yapiyoruz,
cinayetçilik tartismasi mi?
Aydinlik bu tür bir devrimciligi
asla kabul etmedi. Devrimci öldüreni
devrimci saymadi. Devrimci öldüreni
hâlâ "devrimci"
kabul eden zihniyetle daima mücadele
etti. "Ihbarci" filan gibi iftiralara
asla pabuç birakmadi.
Aydinlik devrimci katillerini arastirdi.
Ulastigi bilgileri halka sundu. Çünkü
en önemli yargi halkin yargisidir,
sonucu halkin karari belirleyecektir.
Türkiye'nin bir kisim solcusu hâlâ
geçmisten yeteri kadar ders çikarmis
degil. Hâlâ devrimcinin devrimci
öldürmesini hos görme zihniyetini
yasatiyor. Bu zihniyet yasadikça,
kendi içine polisin elini kolunu
sallayarak girmesine, tertiplere kurban
edilmesine engel olamayacaktir. Bölünüp
parçalanmalardan; halk yiginlarindan
tecrit olmaktan kurtulamayacaktir. .
Türkiye Solu'nun bir tek çikis
yolu vardir.Net olarak Aydinlikçi
tutumun hakliligini teslim etmek. Devrimciler
arasi siddeti açikça lanetlemek!
Tarihin
Içinden Bulunup Çikarilan
Yalan
"Solcu" kisveli psikolojik savasin
son zamanlarda isitip piyasaya sürmeye
çalistigi bir iftira var, gerçekten
de çok ögretici. Diyorlar
ki, 'Aydinlikçilar 12 Kasim 1978
günü Turgut Ipçioglu
adli devrimciyi öldürdüler.'
Dogru dürüst bilmiyorlar. O
çocugun soyadi "Ipçioglu"
degil "Ibçioglu" idi.
12 Kasim 1978'de degil, 7 Kasim 1978'de
öldürülmüstü
Öldüren Aydinlikçi degil,
Dev-Sol'cu idi. Öldürenin adi
Selçuk Öçmen'di. Selçuk
Öçmen cinayetten çok
kisa bir süre önce TKP taraftarlarinin
gençlik örgütü IGD'den
ayrilip Dev-Sol'a geçmisti.
Dev-Sol, IGD ve Devrimci Kurtulus isimli
örgütlerin üyeleri Bakirköy
Lisesi'nde boykot yapmak istemisler, disardan
getirdikleri adamlarla boykot için
ögrenciye baski uygulamaya kalmislardi.
Aydinlikçi ögrenciler zorbalara
karsi çikmislar, bu saçma
boykotun yapilmasini engellemislerdi.
Söz konusu üç grup olaydan
bir gece önce IGD'lilerin denetimindeki
Bakirköy Halkevi'nde bir toplanti
yaparak Aydinlikçi gençlerden
intikam alma, gerekirse öldürme
karari almislardi. Olay günü
saldirganlar okul çikisinda, aralarinda
Ibçioglu da oldugu halde Aydinlikçi
Bayram isimli genci sikistirmislar, itip
kakmislar daha sonra da silahlarina davranmislardi.
Bayram adli devrimci olay yerinden kaçarken
saldirganlar silahlarini ateslemislerdi.
Selçuk Öçmen'in silahindan
çikan kursunlar Ibcioglu'nu bulmus,
onun ölümüne yol açmisti.
Ibçioglu'nun öldürülmesi
olayi o zamanki günlük Aydinlik
tarafindan bütün kanitlariyla
açiga çikarildi. Aydinlik
9 Mart 1979 tarihli sayisinda olayi ayrintisiyla
yazdi. Dev- Sol, IGD ve Devrimci Kurtulus
üyelerinin Aydinlikçilara
karsi kurduklari komplo sirasinda birbirlerini
vurduklari taniklarla, katilin adi da
saptanarak, olay krokileriyle kamuoyuna
sunuldu. Birçok görgü
tanigi olayi Aydinlik'a anlatmisti. Ayrica
Dev-Yol'cu bir ögrenci kendi el yazisiyla
Aydinlik'a bilgi vermis, anlatimlari teyple
de kaydedilmisti. Inkâr mümkün
degildi.
Dev-Sol, IGD ve Devrimci Kurtulus örgütü
o zaman da büyük gürültü
koparmislar, Ibcioglu'nun Aydinhkçilar
tarafindan öldürüldügünü
iddia etmislerdi. Hem de nasil? Duvarlara
afisler asarak, toplantilar yapip Aydinlikçilari
okullara sokmama karari çikartarak!
Bu adamlar, yani iftiracilar, her türlü
suçlamayi rahatlikla yapabiliyorlar,
Ihbarsa ihbarda da bulunuyorlar ama ihbarci
olmuyorlar.' Tam tersine saldirdiklari
insanlara "ihbarci" damgasini
basiyorlar.
Ayni tutumlarini simdi de sürdürmektedirler.
Geçtigimiz haftalarda ITÜ'de
Aydinlikçilara saldirdilar. Gerekli
dersi alip dagildilar, olay sirasinda
bir arkadaslari yaralandi. Hemen kagida
kaleme sarildilar, üstelik yaralandigini
söyledikleri arkadaslarinin resmini
de basip, iste bakin Aydinlikçilar
yaraladi diye vaveylayi kopardilar. Ayni
resim, ayni yazi Özgür Ülke
gazetesinde de yer aldi. Aydinlikçi
gençler polis tarafindan gözaltina
alindilar. Her zaman hem suçlu
hem güçlü olmak istemislerdir.
Kendi mantiklarina göre ihbarcidirlar,
ama ihbarciligi baska yerde aramaktadirlar.
Bu tür solcu gruplar için
insan yasaminin ve gerçegin degeri
yoktur. Kendi vurduklari arkadaslarinin
anisi önünde olsun biraz düsünecek
yerde, o ölümü istismar
etme yolunu aramaktadirlar. Aydinlikçilarin
"devrimci öldürdüklerine
" dair örnek diye bulabildikleri
on alti yil önceki Ibcioglu cinayeti
bile kendilerine aittir. O zamandan beri
örgütten ayrildi gerekçesiyle
vurup öldürdükleri devrimcinin
ise hesabi yoktur. Yalan ve cinayet zemininde
birbirlerine sarilarak Aydinlikçiliga
karsi iftira savasi yürütüyorlar.
Halka
Karsi Siddet
12 Eylül öncesinde bir kisim
Sol yalniz kendi içinde degil,
halka karsi da siddet uyguladi. Bazi gruplar
kendilerinde halktan insanlari öldürme
hakki gördüler. Isi "fasisttir"
diye nitelendirdikleri isçileri
kursuna dizmeye kadar götürdüler,
üstelik kimin "fasist"
olduguna da kendilerine yakinligina uzakligina
göre, gene kendileri karar verdiler.
Bu cinayetlerden en ünlüsü
Istanbul Ümraniye'de bes isçinin
"MHP'lidirler "diye çalistiklari
tas ocagindan çikarilip kursuna
dizilmeleri olayidir.
"Öncü Savas" halkin
kahramanca eylemlerle örnekler yaratacak
devrimcilere bakarak harekete geçecegi
varsayimina dayaniyordu. Öncüler
bazi eylemler yaptilar, ama halk kendilerin
izlemedi. O zaman dönüp halki
suçladilar.
Aydinlikçilar bu tehlikeye basindan
itibaren dikkat çektiler, uyardilar,
devrimcileri kitle çizgisine çagirdilar.
Devrimci çizgi halkin vicdanini
esas alir. O vicdanin reddettigi eyleme
girismez. Marksizm insanlari kafalarindaki
fikirlere göre degil, ekonomik süreçlerdeki
konumlarina göre siniflandirir. Isçinin
bilincini dönüstürmek,
onu devrimci yapmak öncünün
görevidir. Kafalari kirarak o kafanin
içindeki fikirleri degistirmek
mümkün degildir. Halka siddet
uygulayan devrimci olamaz, devrimci kalamaz.
Devrimciler halktan insan öldürüyor
diye devlete bir zarar gelmez. Tam tersine
devlet bu durumdan fazlasiyla memnun kalir.
Böyle eylemler devletin çok
isine yaramistir. Halka siddet uygulayan
solculuk, devrimcileri halktan tecrit
etti. .Tecrit olan devrimciligin ise en
iyimser deyimle devlete yem olmaktan öte
varabilecegi bir yer yoktur. Olaya konumuz
açisindan, yani psikolojik savas
ilkeleri isiginda baktigimizda ise bu
tür solculugun devrimciligi ezmekle
görevli merkezlerin isini ne kadar
kolaylastirdigini görebiliriz. "Asiyi
halktan tecrit etmek" psikolojik
savasin basta gelen amacidir.
Aydinlikçilar halka karsi siddet
uygulanmasina karsi çiktilar. Fikirleri
yüzünden halktan insanlari öldürenleri
gene halkin önünde elestirdiler.
Aydinlikçilar devlete ve hakim
siniflara karsi yapilan hiçbir
eylemi, o an için yanlis bulsalar
bile, teshir etmediler; bu tür herhangi
bir eylemin içindekiler hakkinda
hiçbir sey yazmadilar, Aydinlik'in
yayin ilkesiydi bu. Aydinlikçiligin
ölçüsü her zaman
halkin çikarlari oldu. Aydinlikçilar
devrimciligi dâima halkin kazanilip
seferber edilmesi olarak anladilar.
Ögrenci
Kimligi olan Herkese Ögrenim Hakki
Simdi unutuldu gitti ama, 12 Eylül
öncesinde bir de su veya bu grubu
okullara sokmama politikasi vardi. Kendini
güçlü hisseden grup "Bu
okula fasistler giremez" sloganiyla
ise girisiyor, sonunda kendisinden olmayan
herkese karsi terör uygulama noktasina
variyordu. Bu politika da, kendinde halka
siddet uygulama hakki gören çizginin
ürünüydü. Üstelik
Türkiye çapinda bir güç
hesabina da dayanmiyordu.
Bugünkü düzen içinde
devrimcilerin okullara kimin girip kimin
giremeyecegini sürgit belirlemelerine
olanak yoktu. Bu çizgi, sonunda
devrimci ögrencileri okullara gidemez
duruma getirecekti. Dogru politika herkesin
okullara özgürce gidebilmesini
savunmakti, gençlik yiginlariyla
devrimciler ancak bu temelde bulusabilirdi.
Aydinlikçilar bu görüsleri
dile getirdiler, "Ögrenci kimligi
olan herkese ögrenim özgürlügü"
sloganini ortaya koydular. O dönemde
bu slogan yeteri kadar sinifsal bulunmamis,
hatta "Siz MHP'lilerin okuma özgürlügünü
savunuyorsunuz" seklinde saldiriya
ugramisti. Zaman Aydinlikçilarin
ne kadar hakli oldugunu gösterdi.
Mesele sunun bunun özgürlügünü
ortadan kaldirmak degil, devrimcilerin
özgürlügünü koruyabilmek,
gelistirebilmekti.
Bütün bu yanlis politika, uygulama
ve eylemlerin sahipleri gerçek
bir özelestiri yaparak, Aydinlikçiligin
hakkini teslim etmek yerine, Aydinlikçiliga
saldirarak suçlarini örtmeyi
tercih ettiler. Dogrulari savunanlari
psikolojik savas malzemeleriyle karalayip
"ajan" veya "muhbir"
ilan ederlerse sorumluluklarinin azalacagini
sandilar. Bunun adi hatada isrardir. Halktan
kopusu sürdürmektedir. Psikolojik
savasa kendini alabildigine açmaktir.
Temel
Soru: Kitleleri Kim Kazanacak?
Isterse solcu kisve altinda yürütülsün
Aydinlikçilari ve Isçi Partisi'ni
hedef alan iftira ve yalan kampanyalarinin
merkezinde daima CIA, MIT ve Kontrgerilla
vardir. Psikolojik savas aygiti Aydinlikçiligi
stratejik düsman olarak belirlemis,
Aydinlikçilara karsi mücadeleyi
neredeyse dogasinin parçasi haline
getirmistir. Istedigi kadar silahtan söz
etsin, hatta istedigi kadar silaha basvursun,
kitleleri harekete geçirmeyi esas
almayan bir solculuk psikolojik savas
aygitlari tarafindan ciddiye bile alinmaz.
Böyle gruplari rejim olsa olsa ayagina
batan dikenler olarak görür,
bunlarin asla öldürücü
bir darbe indiremeyecegini bilir. Böyle
gruplari kolayca saf disi birakabilir.
Sonuçta üstte kalarak halk
kitleleri karsisinda gücünü
kanitlamis olacagi için bu tür
gruplarin varligindan, kendisiyle mücadelesinden
hoslanir bile.
Bizim bir kisim solcularimiz devrimin
nasil bir is oldugunu hiçbir zaman
kavramamislardir; yasanmis devrimlerden
ders çikarmazlar. Burjuva devletleri
ise, hele iste o "modern" denilen
devletler bütün devrimlerin
deneyimini ciddiyetle incelemislerdir.
O yüzdendir ki, psikolojik savasin
bütün teorisi bir tek soru üzerine
kuruludur: Kitleyi kim kazanacak! Yöntemler
farklidir ama, kitleleri kazanan üstte
kalacaktir.
Psikolojik savas, kitleleri devrimcilerden
uzaklastirmak ve devletin yaninda tutmak
sorunuyla ilgilidir. Bu yüzdendir
ki, kavgasi Aydinlikçilik ve Isçi
Partisi'yledir. Çünkü
Isçi Partisi kitle devrimciligidir,
bütün hesabini kitleleri kazanmak
üzerine yapar, bütün eylemlerinde
sadece bu ilkeyi gözetir. Stratejik
olarak kazanmasi mümkün biricik
devrimcilik de budur.
Psikolojik savas aygitinin Aydinlikçilik
disindaki su veya bu grupla ilgili olarak
uzun süreli hesaplari, planlari,
tecrit kampanyalari yoktur. Onlar hakkinda
psikolojik savas yürütmeye gerek
duymaz, enerji harcamaz; onlari birer
polisiye olay düzeyinde ele alir.
Bu durumun istisnasi gösterilemez.
Çünkü bu kadari o gruplari
etkisizlestirmeye yetmektedir. Aydinlik
söz konusu oldugunda yedi koldan
kusatmalar, yirmi dergiden ve gazete köselerinden
hücumlar söz konusudur. Aydinlikçilik
iste bu nedenle kendisine karsi yürütülen
psikolojik savas kampanyalarinda devrimciliginin
kanitini bulagelmistir.
Ajanlarla
Birlikte
Psikolojik savas aygiti, solcu gruplar
içine yerlestirdigi ajanlari Aydinlik
ve Isçi Partisi'ne, karsi hep kullanageldi.
Aydinlikçilar tarihleri boyunca
birlesici oldular. Önemli birlikler
de gerçeklestirdiler. Bu birlesme
süreçlerinde ajan faaliyetinin
özellikle yogunlastigini, birlesecek
devrimciler arasina ayrilik sokmak için
büyük çabalar harcandigini,
bölücü roller üstlenenleri
isim isim saptayarak gördüler.
Yalan ve iftira kampanyalarinin gruplar
içindeki kuskulu kisiler tarafindan
körüklendigi bir gerçektir.
Hele itirafçilar! Itirafçi
rolünde Aydinlik hakkinda yazip çizenler.
Son günlerde iki kisi özellikle
kullanildi. Çok dikkat çekici
tipler. Biri Isçi Partisi'ne sizdirildiktan
sonra Hiristiyanliga geçtigi saptanarak
disiplin kuruluna verilmis bir insan;
öteki gene bir zamanlar Aydinlikçilar
arasinda bulunmus, daha sonra devrimciligi
alenen de terketmis, bir zavalli provokatör.
Bu ikincisi eskiden devlete ihbarcilik
yaptigini da itiraf ediyor. Ama kendi
ihbarciligini Aydinlikçilarin üzerine
yikmaya çalisiyor. Aydinlikçilara
ve Isçi Partisi'ne saldiracagiz,
proleter devrimcileri tecrit edecegiz
diye kendi aralarinda "platformlar"
kuran bazi gruplar, iste bula bula bu
iki karisik tipi bulup dergilerini onlara
tahsis ediyorlar. Onlarin agzindan konusmakta
olan psikolojik harbin farkinda degiller.
Psikolojik
Savas Devrimcilerin Zaaflarini Kullanir
Psikolojik savas aygiti Aydinlikçiliga
karsi mücadelesinde dogrudan ajan
faaliyetiyle yetinmiyor. Hatta daha da
fazla olarak solcularin zaaflarindan yararlaniyor.
Türkiye Solu ayni sosyal ve siyasal
süreçler içinde uzun
yillar birlikte bulundu. Bu yillar boyunca
karsilikli birçok ideolojik ve
siyasi mücadele yasandi. Aydinlikçilik
bu mücadelelerde esas olarak sürekli
dogru tarafi temsil etti. Çogunlukla
hakli çikti. Milli Demokratik Devrim-Sosyalist
Devrim tartismasi; Sovyetler Birligi'nin
niteligi meselesi; öncü savas
mi kitle çizgisi mi meselesi; devrimciler
arasi ideolojik mücadelede siddet
kullanilir mi- kullanilmaz mi meselesi;
Cumhuriyet Devriminin mirasina karsi alinacak
tutum meselesi; Türkiye sosyalist
hareketinin tarihi meselesi; Legal-Illegal
mücadele biçimleri meselesi...
ideolojik mücadelenin belli basli
konulariydi. Ancak her döneme iliskin
siyasi tahlil sorunlarina kadar inen tartismalar
da oldu. Bu tartismalarda Aydinlikçilarin
karsisinda yer alan gruplar zaman içinde
yanildiklarini gördüler. Ya
eskiden beri dogru görüsü
savunuyormus gibi yaparak yollarina devam
etmek istediler; ya da yanlista israr
ettiler. Örnegin, legal mücadelenin
önemini savunarak Parti yaptiklari
için on yillar boyunca Aydinlikçilari
"Legalistlikle" suçlayan
birçok grup simdi, yasal parti
girisimi içinde. Ama "Aydinlikçilar
dogru yapmis" demiyorlar.
Sovyetler Birligi meselesinde de öyle
olmustu. On yillar boyunca Sovyetler Birligi'nin
"sosyalist bir ülke" oldugunu
savuna gelen kimi çevreler, gerçek
ortaya çikinca eski yazilarini
didik didik edip, oralarda Sovyetler aleyhine
birkaç cümle var midir arayisina
girdiler. Hemen bütün konularda
durum aynidir.
Böyle olunca, Aydinlikçiliga
karsi bu gruplarda bir tür kiskançlik
olustu. Kiskançligin ötesinde
bu çevreler Aydinlikçiliga
neden karsi olduklarini açiklamak
zorunda kaldilar. Grup yapilarini sürdürmek
için Aydinlikçiliga bir
kulp bulmalari gerekiyordu. O kulpu ise
devletin psikolojik harp aygitlari hazirlayip
ilgililerin hizmetine çoktan sunmustu.
Yeter ki kullanilmak istensin, iftira
boldu. Insanlari kendi buyruklari altinda
tutmakta zorluk çeken sefler kolay
yolu seçtiler. MIT'in, Kontrgerillanin
mallarina sarildilar. Devrimci fikirleri
henüz ögrenen insanlari Aydinlik
düsmanligiyla zehirlemekte sakinca
görmediler. Gruplarina kazandiklari
insanlara ilk egitim olarak Aydinlik hakkindaki
iftiralari anlattilar. Onlarin Aydinlik
fikirleriyle karsilasip kendilerini terketmesini
böyle önleyebileceklerini düsündüler.
Yalanla egitilen insanlarin gerçekten
devrimcilik yapmalari mümkün
olmadigi için de, sonuçta
Türkiye'nin birçok iyi niyetli
insanim devrimcilikten uzaklastirmis oldular.
Devrimin güçlenmesini engellediler.
Tabii, Aydinlik düsmanligini ayni
zamanda, güçleri yettigince
kitlelere de götürdüler.
Karsilarina her yerde, Aydinlikçilardan
ne farkiniz var, niye Isçi Partisi'ne
girmiyorsunuz da böyle ayri girisimlerde
bulunuyorsunuz, sorusu çikiyordu.
Aydinlikçilarin, isçi Partisi'nin
etkiledigi insanlari ikna edecek devrimci
bir fikre sahip degillerdi. O zaman iftiraya
el attilar, karalama yoluna gittiler.
Halk içinde yaygin masal kültürüne
yaslandilar. Gerçek bilgi yerine
masallarla avunmayi yegleyen beyinler
için kolay hazmedilir "ajan"
ve "ihbarci" hikayeleri anlattilar.
Insanlari korkuttular. Halk içinde
devrime yönelen insanlari tedirgin
edip soguttular. Aydinlikçilik
devrime insan kazanirken bunlar devrimcilikle
halk arasina duvarlar ördüler.
Psikolojik savasin amacini hatirlayalim:
"Asiyi halktan tecrit etmek."
Kendilerine bulasan insanlarin kafalarinda
yedi kafali, kirk sekiz gözlü
bir Dogu Perinçek hayali yerlestirdiler;
Istediler ki, Aydinlikçi denince
etkiledikleri insanlarin aklina elinde
testere, kesmek için veya fir dönen
gözleriyle ihbar etmek için
devrimci arayan bir katil veya bir ajan
gelsin!
196O'li yillarin baslarini animsayanlar
bilir, o zamanlar Türk devleti komünistler
için siradan insanin kafasinda
gerçekten tam da böyle bir
tip olusturabilmisti. Simdi ayni psikolojik
savas Aydinlikçilara karsi ve solculuk
adina yürütülüyor.
Bu gruplarin iftira bombardimanina ugradiktan
sonra Aydinlikçilari taniyip Isçi
Partisi'ne katilmis, Dogu Perinçek'le
tanismis birçok devrimciyle bu
konuyu görüstüm. Yaratilmis
imajla gerçek arasindaki uçurum
ilk dönemlerde bu insanlari adeta
dehsete düsürmüstü.
Psikolojik savasin gücü!
Aydinlik
Bilgileri Nereden Aliyor?
Bazi solcularin tekrarladigi bir suçlama
daha var: "Aydinlikçilar yayimladiklari
bilgileri nereden aliyorlar?" Giderek
suçlama su biçime dönüsüyor:"Aydinlik
MiT'ten hatta ClA'dan bilgi aliyor."
Dikkat edilirse "Tekrarladigi"
dedik. Çünkü biliyoruz,
burada da "Solcu " kisve altindaki
psikolojik savasin bir yaraticiligi yok.
Mal dogrudan dogruya Kontrgerilla'ya ait.
Aydinlik'in 1978'deki Kontrgerilla yayini
sirasinda ve sonrasinda devletin psikolojik
savas aygiti ortaya konulan gerçekler
süphe yaratma yolunu tuttu. "Bilgileri
nereden aliyorlar?" fisiltisini ortaya
sürdü. Sol içindeki bir
kisim çevre de tuzaga düstü:
bu fisiltinin yaylasi rolünü
üstlendi. O zamandan beri bu iftira
hem Aydinlik'a hem de Aydinlik'in devami
olan 2000'e Dogru'ya karsi sürekli
canli tutuluyor.
Psikolojik savas aygiti, Sol'un Materyalizm
konusundaki yetersizliginden, deneyim
eksikliginden sonuna kadar yararlaniliyor.
Önünüze devrimciler olarak
sizi ortadan kaldirmak isteyen devlet
örgütlerinin gizli bilgileri,
suç kanitlari, hatta dogrudan kendinize
iskence yapanlarin kimlikleri, fotograflari
getirilip konuyor, siz ilk olarak, "Bu
bilgiler nerden geldi, yoksa MIT'ten mi
aldiniz!" diye soruyorsunuz.O bilgileri
açiga çikarip teshir edenleri
"Yoksa bunlar MIT ajani mi ?"
diye kusku altina sokuyorsunuz. Bu yaklasimin
akilla, fikirle en küçük
bir ilgisi olabilir mi? Iste Materyalizm
konusunda yetersizlik derken bu yaklasimi
göz önüne aliyoruz. Maddeye
bakarak karar verilmiyor; düsünceye;
hayaller, kuskular, fisiltilar, dedikodular
hükmediyor. Oysa devrimci, devleti
teshir eden bilgi ve belgeler karsisinda
sevinir; mücadelede bunlari nasil
kullanirim diye hesap yapar.
Herhangi bir bilgi konusunda sorulacak
ilk soru sudur: Bunlarin yazilip çizilmesi
kimin isine yarar? Halkin isine mi, yoksa
MIT'in, Kontrgerilla'nin isine mi? Devrimci
karargâhin karar verecegi konu budur.
Ister Emin Çölasan'in deyimiyle
pencereden giren kus getirmis olsun, isterse
baska bir kaynak; bilgi ve belge, düzeni,
egemen sinifi, egemen sinifin halka karsi
savas aygitlarini zor duruma sokuyorsa;
halkin aydinlanmasina, seferber edilmesine
hizmet ediyorsa devrimci karargâh
onu halka ulastiracaktir. Devrimci karargâh
, zaten bu kararlarin saglikli biçimde
verilmesi için vardir. Aydinlik
daima bu ölçüyü
kullandi, daima devrimci bir karargâh
tarafindan bu ölçülere
göre yöneltildi.
Niçin
Sadece Aydinlik Yapti?
Üzerinde iyi düsünülmesi
gereken bir gerçek var. Türkiye'de
devrimci isimlerle bugüne kadar sayisiz
yayin organi çikti. Hâlâ
da çikiyor. Bunlar arasinda günlük
gazeteler de vardi. Ama hiçbiri
Aydinlik gibi toplumda iz birakan, üç
-bes sene, hatta birkaç ay sonra
da hatirlanan bir yayin basarisi gösteremedi.
Hiçbiri, hiçbir önemli
basarinin altina imzasini basamadi. Sadece
Aydinlik'tir ki, büyük bir tarih
yazdi. Büyük kampanyalarin altina
imzasini koydu. Aydinlik ve 2000'e Dogru
ciltleri gün geçtikçe
deger kazanan, en basta bütün
devrimcilerin, ama ayni zamanda tarihle,
devletle , siyasetle ilgilenen herkesin,
her zaman basvurmak zorunda oldugu birer
büyük ansiklopedi degeri kazandi.
Niçin acaba? Kiskançlikla
hep denir, "Aydinlikçilar
gazeteciligi iyi yapiyor. Aydinlikçilar
gazeteciligi mi iyi yapiyorlar? Evet,
Aydinlik ayni zamanda bir gazetecilik
okulu görevi yapti. Ama bu, isin
en son üzerinde durulmasi gereken
noktasidir. Aydinlik gazeteciligi degil,
devrimciligi iyi yapti, iyi yapiyor. Olaylara,
bilgiye, belgeye halkin çikarlari
açisindan yaklasiyor, Materyalizmle
sonuca ulasiyor. Aydinlik bir gazetecilik
okulu degil, bir devrimcilik okuludur.
Sol'da çikmis ve çikan yayinlarin
Aydinlik'-tan eksik olduklari konu iste
budur. Fark, devrimci teori politika ve
bilinç farkidir. Aydinlik "Bu
bilgi kimin isine yarar!" diye sorar;
digerlerinin böyle bir sorusu yoktur.
Onlar daha çok, "Aydinlik
bu bilgileri nereden aldi? diye sorarlar!
Devrimci
Gazeteciligin Sirri
Çizgi, bakis açisi ve analiz
belirleyicidir. Bu konularda donanimsiz
olanlar devrimci politika da yapamazlar,
devrimci gazetecilik de. 2000' e Dogru
dergisi 4 Ocak 1987de çikan ilk
sayisinda devletin Kürt bölgesinde
duvarlara astigi, uçaklardan attigi
ayetli, hadisli illegal bildiri ve afisleri
kapak yapmisti. Kapak slogani suydu:"
Laik devlet cihada çagiriyor".
Yillardir basin hayatinin içinde
bulunmus bir gazeteci dost o ilk sayiyi
görünce söyle dedi: "Yahu
bu bildiriler benim masamda aylarca durdu
hatta birini de panoma asmistim."
Elinin altindaki hazineyi görmemisti.
2000'Dogru'nun o kapagi yillarca konusuldu,
toplantilarda o kapaga göndermeler
yapildi, yazarlar ele alinan konuya deginmelerde
bulundular. Çünkü devletin
hem laiklik taslayip hem de dinden birlestiricilik
beklemesi büyük bir çeliskiydi.
Devletin nereye sürüklendiginin
somut bir kanitiydi.
Belgelerin illegal olusu da ayrica önemliydi,
bir psikolojik savas kampanyasi söz
konusuydu.
Iste devrimci gazetecilik haberi böyle
buluyor, böyle yapiyor. Yerlerde
sürüklenen bir kagit parçasi
bile devrimci bakis açisiyla bambaska
özellikler kazanabiliyor.
Bilgi
Gerekli Yere Gider
2000'e Dogru dergisinin ortaya çikarip
kamuoyuna sundugu "MIT Raporu"
olayi ; hem bilginin karakterine, hem
de haberin nasil yapildigina iliskin son
derece ögretici bir örnektir.
Özal tarafindan, siyasal rakiplerine
karsi kullanilmak üzere Mehmet Eymür
ve ekibine hazirlattirilan Rapor'dan 2000'e
Dogru'ya ilk söz eden gazeteci irfan
Tastemur'dur. O dönemde Tastemur
2000'e Dogruda çalisiyordu. Tastemur'da
raporun kendisi yoktu, ancak onu bastan
sona okumus, aklinda tutmustu. Anlattiklari
korkunçtu. Yeri yerinden oynatacak
bilgiler, iliskiler, inanilmasi zor olaylar
söz konusuydu.
"Aydinlik bu bilgileri nereden aliyor!"
diye soran solcular böyle bir durum
karsisinda ne yaparlardi acaba? Olayi
kesinlikle anlayamazlardi, bunlari bize
niçin anlatiyor diye Irfan Tastemur'dan
kuskulanirlardi; bu bilgileri bize kim
gönderiyor acaba diye korkuya kapilirlardi:
sonuç olarak o bilgileri hiçbir
zaman yayinlamayi düsünmezlerdi.
Aydinlik farklidir. Aydinlik olaya "Bu
halkin isine yarar mi" diye yaklasir.
2000'e Dogru'nun yönetimi öyle
yapti. Durumu degerlendirdi. Elinde belge
olmadigi halde Tastemur'un anlattiklarini
haber yapip yayimladi. Evet elinde belge
yokken!
Çünkü analiz, hakim siniflar
içindeki çekismelerin degerlendirilisi,
böyle bir belgenin var olabilecegini
gösteriyordu. Turgut Özal'in
böyle bir rapora ihtiyaci vardi.
Politikada MIT'i kullanmaktan kaçinmayacakti.
Devlet, ilgili kisiler ve basin ancak
iki gün susabildiler. Sabah gazetesi
2000'e Dogrunun elinde Raporun bulunmadigim
yazdi. Çünkü Rapor kendisinde
vardi. Hürriyet'in kasasinda da vardi.
Rapor oralari dolasmisti. Ancak kendini
yazdirtacak yer bulamamisti. En son 2000'e
Dogru'ya gelip sansini degerlendiriyordu.
Bilginin karakteri derken iste anlatmak
istedigimiz budur. Haber veya bilgi, ortaya
çikabilecegi kanali buluncaya kadar
dolasir. Kendisini ortaya çikarip
halka sunacak yere gider. Yani o bilgileri
kullanmasini bilmeyen, " Bu bilgiler
de nereden geliyor!" diye korkuya
kapilanlara gitmez.
Tabulari
Yikma Cesareti
2000'e Dogru 1987'nin basinda çikmaya
basladi. 12 Eylül'den sonra devlete
ait büyük sirlar olusmustu.
Devlet içindeki karanlik güçlerin
birçok suçu üst üste
yigilmisti. Korku vardi. Korku tabulari
bekliyordu. Bir kisim basin, devleti koruyarak
tabulara ve sirlara hiç dokunmuyor;
dokunmak isteyenler ise cesaret edemiyordu.
Toplum, bilgiler ve tabular adeta 2000'e
Dogru'yu bekliyordu.
200Ö'e Dogru "Haberde sinirin
ötesi" sloganiyla geldi, "Tabu
tanimayacagini açikladi".
MIT Raporu 2000'e Dogru'nun basarilarindan
sadece biridir. Simdi herkesin dilinde
dolasan Türk-Islam Sentezi konusunu
da 2000'eDogru ortaya çikarip aydinlatti;
Kenan Evren'in kizlarina verilen sudan
ucuz villalari da 2000'e Dogru kamuoyunun
önüne getirdi. Din ve Kürt
sorunu basta olmak üzere, "tehlikeli"
sayilan her konun üstüne gitti.
Bu ugurda, Turan Dursun gibi büyük
bir insani sehit verdi, gözünü
budaktan esirgemedi. 2000'e Dogru'nun
Kürt sorununu bütün yönleriyle
gündeme getirdigi günlerde bazilari
Kürt sözcügünü
açikça yazamiyordu da, "ÂT..."
diye geçistiriyordu.
Evet, cesaret gereklidir. Hem devletin
hedefi olmayi, hem de "Bu bilgiler
kimden geliyor!" diye soracak bir
tür solculugun iftiralarini göze
alacaksiniz. "Aydinlik bu bilgileri
nereden aliyor, yoksa MIT'ten mi?"
solculugunun ise cesaret gerektirir tarafi
yoktur. Tam tersine böyle davrananlar
devletten mükafat görürler.
Gördüler.
Düsman
Kampin Içinden
Haber kaynaginin hiç mi önemi
yoktur? Olmaz olur mu? Çok önemi
var. Iftiracilarin dedigi anlamda degil.
Tam tersine. Düsman kamptan bilgi
ve haber alamayan devrimci parti, devrimci
pratigin içerisine yeterince girememis
bir örgüttür. Türkiye
sosyalistlerinin bir kesimi bu önemli
gerçegin farkinda bile degiller.
Sinif mücadelesi pratiginin kenarindadirlar.
Yaptiklari is Marksist klasikleri egip
bükerek kagida dökmektir. Teoriyi
hayata geçirme asamasina bir türlü
ulasamamislardir. Dolayisiyla hakim siniflara
ve aralarindaki kapismaya dair bilgiye
ihtiyaç bile duymamaktadirlar.
O bilgi sökülüp de önlerine
kondugunda ise, "Bunlar da nereden
geliyor!" diye yaftalar asma yolunu
tutmaktadirlar.
Karsi kamptan bilgi alabilen, o bilgiyi
o saflardaki çelismeleri derinlestirmek
üzere kullanilabilen örgüt,
gerçekten devrimci adina layik
örgüttür. Iftira haline
getirilip
tekrarlanan "Aydinlik'in her yerden
bilgi alabiliyor olusu" Aydinlik'in
zaafi degil üstünlügüdür.
Devrimci niteliginin kanitidir.
Bilgisizlik
ve Birikimsizlik: Psikolojik Savasa Zemin
Aslinda Aydinlik ve Isçi Partisi'ne
karsi iftira kampanyalari düzenleyen
bu "Solcu" çevrelerde
büyük bir bilgisizlik, bilinçsizlik
ve kavram kargasaligi hakimdir. Ne Marksizm'i
dogru dürüst incelemislerdir,
ne proletaryayla herhangi bir baglari
vardir. Türkiye'nin ve Türkiye
sosyalizminin tarihi konularindaki bilgileri
kulaktan dolma birkaç cümleyi
geçmez. Sosyalizmi kendi gruplarinin
ortaya çikisiyla baslayan bir mücadele
sanirlar. O bile degil, sik sik bölündükleri
için her bölünmede, bölünen
her iki taraf sosyalizm için yeni
bir dogum tarihi saptar. Sosyal çevreleri
kendi dar gruplarindan ibarettir. Kendilerini
dünyanin merkezi sanirlar. Kendilerine
benzeyen gruplarla yürüttükleri
ittifak çalismalari onlara göre
iste, komünist literatürde geçen
örnegin fasizme karsi birlesik cephedir.
Aralarinda sürekli itisip kakisirlar.
Davranislari büyükleri taklit
eden çocuklarinkinin aynidir.
Kavramlar konusunda hiçbir kültüre
sahip degillerdir, "ihbarci"
kimdir, "muhbir " diye kime
denir, "ajan" kimdir, nasil
faaliyet gösterir; devlet devrimci
gruplara nasil sizar" oralarda nasil
yöntemler izler?.. Bütün
bu konularda hiçbir deneyim ve
bilgileri yoktur. Sözcükleri
iki sinifa ayirmislardir: Iyi sözcükler,
kötü sözcükler. Diyelim
ki, fasizm onlara göre emperyalizm
çaginda ortaya çikmis bir
emperyalist burjuva rejimi degil, siddete
basvuran herkestir. Dolayisiyla kizdiklari
her insana fasist derler. Hiçbir
zaman hiçbir tahlil çabasina
girismezler. Kafalarini otomatige baglamislardir.
"Ihbarci" \e"ajan"
sözcüklerini de böyle kullanirlar.
Kendi yapilari içinde de kizdiklari
arkadaslarini kolayca ajan ilan ederler.
Su "Objektif ajan", "Sübjektif
ajan" kavramlari da böyle bir
kafanin ürünüdür.
Yanlis fikir savundugunu düsündükleri
veya hata yapan arkadaslarini iste bu
"objektif ajan" sinifina sokuverirler.
Böyle suçlanan birçok
devrimcinin kendi arkadaslari tarafindan
öldürüldükleri bilinmektedir.Tabii
tersi de olur. Dün "ajan"
ilan ettikleri birini, öfkeleri yatisinca
yeniden "yoldas" sinifina alabilirler.
"Muhbir " dedikleri insanlardan
özelestiri yapmasini isterler. "Muhbirligin"
özelestiri yapilarak degistirilebilecek
bir konum oldugunu sanirlar.
Sözlerinin bir agirligi yoktur. Dün
söylediklerini bugün hatirlamazlar.
Dün "ajan " dedikleriyle
bunlari yarin kol kola görebilirsiniz.
Gerçek ajanlara karsi ise son derece
donanimsizdirlar. Proleter devrimcilere
karsi gösterdikleri kindar tutumu
gerçek ajanlara karsi hiç
göstermezler.
Proleter devrimcilere yönelttikleri
, yani Aydinlik ve Isçi Partisi
için söyledikleri "ajan",
" muhbir" gibi sözleri
de aslinda içtenlikle, inanarak
kullanmazlar. "Ajan", "muhbir"
gibi sözcükleri bir tür
siyasal mücadele , bir tür ideolojik
tartisma terimi olarak bilmektedirler.
Nitekim bu tür gruplarin sefleri
ihtiyaçlari oldugunda Aydinlikçilara
ve Isçi Partisi'ne gelip yardim
da isterler; Isçi Partisi liderlerini
gördüklerinde saygilidirlar.
"Abi" ,diye ayaga da kalkarlar.
Tek tek görüsüldügünde
gruplarinin yürüttügü
kampanyalari dogru bulmadiklarini, kendilerinin
öyle düsünmediklerini de
itiraf ederler. Daktilolarinin basina
geçtiklerinde Dogu Perinçek
ve Isçi Partisi için "devrimcileri
ihbar etti" diye vicdansiz yazilar
döktüren Yalçin Küçük
gibi, Mustafa Yalçiner gibi , hatta
Abdullah Öcalan gibi bir çok
simanin da Aydinlikçilarla yüz
yüze geldiklerinde saygida hiç
kusur etmediklerini herkes biliyor
Psikolojik savas böylesi solcu gruplarin
bilgisizlik ve kargasalik ortamindan sonuna
kadar yararlanir. Herkese kolayca "muhbir",
"ajan" denilebilen yerlerde
gerçek ajanlar kendilerini rahatlikla
gizleyebilirler. Psikolojik savasin dedikodu
ve kiskirtmalari buralarda akil almaz
kolayliklar bulur. Isini tereyagindan
kil çeker gibi yürütür.
Aydinlik ve Isçi Partisi'ne karsi
yürütülen iftira kampanyalari
iste böylesi kolayliklardan yararlanilarak
sürdürülebiliyor.
Hedef
Alinan Sosyalizmin Önderlik Birikimidir
Psikolojik savasin kitabi söyle diyordu:
Amaç, " Liderleri bertaraf
etmektir." Bu açidan bakildiginda
Aydinlik ve Isçi Partisi'ne karsi
yürütülen yalan ve iftira
kampanyasinin özelligi daha iyi anlasiliyor.
"Ajanlikla ", "muhbirlikle"
suçlanan Isçi Paritisi'nin
Baskanlik Kurulu'nun Listesini sunuyoruz.
Genel Baskan Dogu Perinçek: 1964
yilindan beri tam otuz bir yildir örgütlü
proleter devrimci mücadelenin içinde,
önünde; devrimci mücadelesi
nedeniyle 1971 12 Mart darbesinden sonra
ve 1980 12 Eylül darbesinden sonra
iki seferde toplam yedi yil hapis yatti.
Genel Sekreter Mehmet Bedri Gültekin:
On alti yasindan beri, toplam yirmi yedi
senedir sosyalist, proletarya partisi
içinde mücadele ediyor. 12
Mart ve 12 Eylül darbelerinden sonra
iki kez hapse atildi, toplam alti yil
hapis yatti.
Genel Baskan Yardimcisi Hasan Yalçin:
Otuz yildir devrimci örgütlü
mücadelenin içinde, her iki
askeri darbeden sonra hapse atilip toplam
yedi yil hapis yatti.
Genel Baskan Yardimcisi Tayfun Tabakoglu:
Tersane isçisi Tabakoglu, on dokuz
senelik proleter devrimci. Defalarca gözaltina
alindi. THKP-C 'den geliyor.
Genel Baskan Yardimcisi Hidir Hokka; Emekli
Belediye Isçisi olan Hokka, onyedi
yildir proleter devrimci, devrimci mücadelesi
nedeniyle otuz ay hapis yatti.
Genel Sayman Yalçin Büyükdagli.
Yirmi alti yillik örgütlü
sosyalist, iki yil hapiste yatti. TKP-ML'den
geliyor.
Turan Özlü: Yirmi yedi yildir
proleter devrimci mücadelenin içinde.
Dörtbuçuk sene hapis yatti.
THKP-C'den geliyor.
Aslan Kiliç: Yirmi dokuz senedir
örgütlü sosyalist. Oniki
yil hapis yatti.TKP-ML'-nin kurucularindan.
Ilknur Kalan: On dokuz senedir örgütlü
sosyalist mücadelenin içinde.
THKP-C'den geliyor.
Uzatmamak için bu kadronun hangi
kitle örgütlerinde liderlikler
yaptigi, hangi mücadelelere önderlik
ettigi gibi konulara girmiyoruz. Su kadarini
söyleyelim, bu insanlardan her biri
gençlik hareketlerinde, isçi
mücadelelerinde, içinde bulunduklari
komünist örgütlerin kadrolari
arasinda lider roller oynayarak süzülüp,
bugünlere gelmislerdir. Defalarca
iskenceli sorgulardan geçmislerdir.
Sinif mücadelesinin bütün
sinavlarini yüzlerinin akiyla geride
birakmislardir. Bir büyük devrimci
israri , halka bagliligi yasamlariyla
kanitlamislardir. Çogu orta yasin
üstündedir, yani davayi temsil
etme konumunu bir ömürle hak
etmislerdir. Degisik devrimci akimlar
içinde piserek, olgunlasarak Isçi
Partisi'nde bulusmuslardir. Isçi
Partisi'nin Merkez Komitesi ve Baskanlik
Kurulu Türkiye Marksist hareketini
önderlik birikimidir.
Isçi Partisi'nin devlet tarafindan
hedef seçilmesinin nedeni iste
bu listenin niteligidir.
Peki "Solcu" kisve altinda Isçi
Partisi'ne karsi iftira kampanyasi yürütenler
kimdir? Hangi mücadelede yer almislar,
hangi deneylerden geçmislerdir?
Adlari sanlari nedir? Halka hangi hizmeti
yapmislardir? Hangi marifetleriyle taninmaktadirlar?
Akillarda kalan, iki cümlelik makaleleri,
dört satirlik bir fikirleri var midir?
Bütün bu sorularin yaniti kocaman
bir sifirdan ibarettir.
Bugün ne yaptiklari belli degildir
ama, yarin ne yapacaklari daha da belirsizdir.
Polise düstüklerinde itirafçi
olup olmayacaklari; arkadaslarini ele
verip vermeyecekleri; hapse düsseler
cezaevi idaresine siginip siginmayacaklari;
otuz yasini geçince bir is veya
ihale karsiliginda fikirlerini SHP-CHF
ye satip satmayacaklari; beyinlerini alkole
yatirdiktan sonra, geceler boyu devrimcilere
küfredip, gündüzleri de
efendilerine yagcilik yapip yapmayacaklari;
DYP'ye ANAP'a hatta RP veya MHP'ye geçip
de isten çikarilan isçilere
sopa sallayip sallamayacaklari; küçük
örgütlerini bir gün mafya
örgütüne dönüstürüp
dönüstürmeyecekleri; sosyalist
eserlerden ögrendikleri kapitalizmi
uygulamaya koyarak küçük
birer çakal haline gelip gelmeyecekleri;
müteahhit veya taseron kimligiyle
halki soyup soymayacaklari... Bunlarin
hiçbiri simdiden bilinemiyor. Bilinemez.
Çünkü bunun örneklerine
toplum ve bütün devrimciler
çok tanik olmuslardir.
Isçi Partisi'ne "Muhbir",
"ajan" diyorlarmis. Sen kimsin?
Kim oluyorsun? Bu Partinin lider kadrosunun
hapislik yillarinin toplami senin yasinin
birkaç katidir. Sen sadece o hapislik
yillarinin deneyimi altinda ezilirsin.
Bir sise mürekkebinin yarisini devrimcileri
karalamak için kullaniyorsun. Kendini
psikolojik savasin emrine veriyorsun.
Ama basini kaldirip suçladigin
insanlara bakmiyorsun bile. Gerçeklikten
kopmussun. Halktan kopmussun. Devrimciligi
kuru gürültü saniyorsun.
Aydinlik
ve Isçi Partisi'ne Yönelik
Psikolojik Savasin Yasalari
Aydinlikçi hareketin otuz yili
askin tarihi içinde ugradigi psikolojik
savas saldirilarindan yasa degerinde belirli
sonuçlar çikarilabilir.
Söyle siralayabiliriz:
Bir, Aydinlikçi hareket ve isçi
Partisi Türkiye sosyalizminin proleter
devrimci temsilcisi olarak psikolojik
savasin baslica stratejik hedefidir;
Iki, Aydinlikçi hareketin güçlendigi
dönemlerde psikolojik savas siddetlendirilir;
Üç, Psikolojik savas aygiti
Aydinlikçi hareket ve Isçi
Partisi'ne karsi mücadelesinde Solun
geriliklerini, bilgisizligini, kitlelerden
kopuklugunu grupçulugunu esas silahlarindan
biri olarak kullanir;
Dört; Aydinlikçi hareketle
ve Isçi Partisi ile ideolojik mücadelede
yenik düsen "Sol" çevreler
daima psikolojik savas silâhlarina
basvururlar.
Bes, Sol'un, teori ve pratik düzleminde
emperyalizme yaklasan kesimleri Aydinlikçi
hareket ve Isçi Partisi'ne karsi
mutlaka saldiriya geçer.
Alti, Psikolojik savasin saldirilari Aydinlikçi
hareketin ve Isçi Partisi'nin güçlenmesini
engelleyemez.
Psikolojik
Savasa Karsi Devrimci Partinin Üstünlügü
Psikolojik savas modern devletlerin varolus
biçimi, dogal davranisi haline
gelmistir. Ezilen yiginlarin nasil güdülecegine
iliskin bir büyük bilim haline
getirilmis, bütün devlet aygiti
onun emrine verilmistir. Dahasi, devlet
yapilari psikolojik savasa göre yeniden
biçimlendirilmistir, bu savasin
ihtiyacina göre yeniden biçimlendirilmektedir.
Devrim söz konusu oldugunda Psikolojik
savasin iki temel amaci vardir. Birincisi,
devrimin öncüsünü
(asi) halk kitlelerinden tecrit etmek;
ikincisi, öncü içinde
çelismeler yaratip derinlestirmek,
öncünün lider unsurlarini
"bertaraf etmek". Devrimin ise
ancak kitlelerin kazanilmasiyla mümkün
olabilecegini biliyoruz. Demek ki devrimin
öncüsü ile psikolojik savas
aygiti arasindaki mücadelenin temel
sorusu sudur: Kitleleri kim kazanacak?
Psikolojik savas, sömürücü
sinif düzenlerinin halka karsi yürüttükleri
bir mücadeledir. Hem dünya çapinda,
hem.de ülkeler düzeyinde çok
küçük bir azinligin,
insanlarin hemen hemen tamamina karsi
menfaatlerini korumak ve savunmak amaciyla
yürütülüyor. Psikolojik
savasin asil topugu iste burasidir. Ne
kadar gelistirilmis olursa olsun, ne kadar
modern teknolojileri kullanirsa kullansin
bu özelligi degismeyecektir. Bu degismez
özelligi onun silahlarini da belirler.
Psikolojik savas genis kitlelere karsi
iki yöntem kullanacaktir. Ezmek ve
aldatmak Psikolojik savas özetle
siddet ve yalandan olusur.
Halkin öncüsü, yani proleter
devrimci parti, daima psikolojik savasin
saldirisi altinda olacaktir. Bundan kurtulmak,
bir an için dinlenme molasi elde
etmek mümkün degildir. Birkaç
ay geçmesin ki, Lenin veya Mao
Zedung hakkinda büyük basinda,
televizyonlarda karalamaya yönelik
uydurma haberler çikmasin. "Lenin
acaba Alman Kayzeri'nin ajani miydi?"
, "Mao küçük kizlara
düskündü" gibi zirvaliklarin
medyada sik sik boy vermesinin büyük
bir anlami vardir. Emperyalistler, Çin'den
Amerika'ya kaçmis, CIA'ya memur
olmus tipleri; Sovyetler Birligi'nin çözülmesinden
sonra emperyalist ideolojiyi benimsemis
dönekleri hâlâ Mao'ya
veya Lenin'e karsi kullanmaktadirlar.
Psikolojik savastan devrimcileri devrim
yapmak, hatta ölüm bile kurtarmiyor.Ama
yapilan is tabii ki, ölmüs büyük
devrimcilerden intikam almak degil;-bütün
dünyada yasayan, kapitalist sistemi
tehdit eden, onu er geç yikacak
olan sosyalizme karsi sistemli bir savastir.
Devrimci parti bütün bu gerçekleri
bilerek mücadele edecektir. Yani
ne yapacaktir?
Devrimde israr edecektir.
Marksizm-Leninizm'de israr edecektir.
Halka güvenmekte israr edecektir.
Proletaryaya baglilikta israr edecektir.
Kitle çizgisinde israr edecektir.
Yanlistan dönme yetenegini gelistirecek,
dogru siyasi çizgide israr edecektir.
Sogukkanli, kitlelerle birlesen akilli,
güç toplayan, firsat kollayan,
ateskesler yapabilen dogru bir eylem çizgisinde
israr edecektir.
Her sinif kendi silahlariyla dövüsür.
Sömürücü siniflarin
psikolojik savasina karsi, devrimci partinin
elindeki silah halk yiginlarinin ve gerçegin
gücüdür. Halk yiginlari
sömürücü siniflari
tarih boyunca püskürte püskürte
ilerlemislerdir. Gerçek, yalana
karsi daima galebe çalmistir. Psikolojik
savasin bütün teori kitaplarinda
Çin Devrimi, Kore Devrimi, Vietnam
Devrimi,Cezayir Kurtulus Savasi derinlemesine
ele alinip incelenir, dersler çikarilir.
Devrimci mücadele psikolojik savasin
ögretmenidir. Ama bütün
silah üstünlügüne,
bütün o psikolojik savas teorilerine
ragmen, iste bütün o devrimler
zafer kazanmistir. Devrimci parti, gerçeklesmis
devrimlerin dersleriyle kendini egitir.
Ama ayni zamanda düsmanin savas yöntemlerinin
bilgisini de edinmelidir. Psikolojik savas
konusundaki bu yaziyi da zaten böyle
bir ders çikarma çabasina
katki olsun diye sunuyoruz.
1.
Rockefeller Vakfi'nin Raporu, Amerikan
Harp Doktrinleri, s.356-57.
2. Tugg. Sabri Yirmibcsoglu, Modern Mücadele
Yöntemi Özel Harp Uygulamasi,
Disisleri Bakanligi Yayinlari, s.45.
3. Tiimg. Cihat Akyo\ Ayaklanmaya Karsi
Koyma Harekatinda Psikolojik Harp, Silahli
Kuvvetler Dergisi, Eylül 1971,Sayi:239,
S.4-6.
4. Tugg. Sabri Yirmibesoglu,jWo£fera
Savas Uygulamasi Ccphesiz Savas ve Cephe
Gerisinde Savas, Silahli Kuvvetler Dergisi,
Mart 1976, Sayi: 257.
5. David Galula, Ayaklanmalari Bastirma
Harekati, s. 103.
6. Tugg. Sabri Yirmibesoglu, Modern Mücadele
Yöntemi Özel Harp Uygulamasi,
s.46.
7. Tümg. Cihat Akyol, Ayaklanmaya
Karsi Koyma Harekatinda Psikolojik Harp,
s.5.
8. Tümg. Cihat Akyol, Gayri Nizami
Kuvvetlere Karsi Harekat, Silahli Kuvvetler
Dergisi, Mart 1971,8.14.
9. Kurmay Albay Münir Güneri,
Psikolojik Harbin Önemi ve Yöntemi,
s.9-10.
10. Resmi Belgelerle Kontrgerilla ve MHP,
Aydinlik yayinlari. Bu yazinin hazirlanmisinda
esas olarak Aydinlik yayinlarinin bu kitabindan
yararlanildi. Çok genis bir teorik
malzemenin incelenmesine dayanilarak,
ayni zamanda Türkiye'deki Kontrgerilla
faaliyetinin somutlugunda yazilmis olan
kitap psikolojik savas konusunda en ögretici
eserlerden biridir.
11. Tugg. Sabri Yirmibesoglu, Modern Mücadele
Yöntemi, Psikolojik Harp Uygulamasi,
s.45.
12. Tümg. Cihat Akyol, Ayaklanmaya
Karsi Koyma Harekatinda Psikolojik Harp,
s. 3.
13. Kurmay Albay Münir Güneri,
age, s.41.
14. Ayni eser, s. 45.
15. Devletin Illegal Yayinlari, kapak
yazisi, 2000'e Dogru Dergisi. 4-10 Ocak
1987, Sayi:l.
16. LaikDevlet Cihada Çagiriyor,
kapak yazisi, 2000'e Dogru dergisi, 4-10
Ocak sayj:l.
17. Türk Gladiosunun Psikolojik Savas
Aygiti TIB, kapak yazisi, 2000'e Dogru
dergisi, 30 Haziran 1991, Sayi: 18.
18. Tugg. Sabri Yirmibesoglu, Modern Mücadele
Yöntemi Özel Harp Uygulamasi,
s. 45-46.
19. TIB hakkinda çok daha ayrintili
bilgi için , 2000'e Dogru dergisinin
30 Haziran 1991 tarihli 18. sayisina bakilabilir.
20. David Galula, Ayaklanmalari Bastirma
Harekati, s. 110.
21. Ayni eser, s. 111.
22. Yüzyil Dergisi, 3 Mart 1991.
23. Kurmay Albay Münir Güneri,
age, s. 23.
|